27 Ocak 2016 Çarşamba

Kıskançlığın Tarihçesi

Kıskançlığın Tarihçesi

Herkesin bildiği gibi mefistonun Âdem Peygamber’i kıskanması ile başlar insanoğlunun dünyaya yolculuğu. Mefisto insanı hep kıskanmış, “Neden ben değil de o?” demiştir. Âdem Peygamber'e karşı ilk oynanan oyundur kıskançlık hilesi. Aynı oyun Kabil’in Habil’i kıskanmasıyla –bu sefer yeryüzünde- bir kere daha yenilenir. Sonra figüranları insanoğlu ve şeytan olan bu çirkin oyun tekrarlanır durur. Öyle görünüyor ki, Goethe'nin ifadesiyle kıyamete kadar da tekrarlanıp duracak.

Goethe’nin “Faust” kitabını okumanızı öneririm. Bu kitapta Faust insanı, mefisto şeytanı temsil eder. Faust ile mefistonun savaşı sürer gider ve kitabın sonunda şöyle der. “Bilmem ki Faust mu kazandı, mefisto mu?”

Mefisto, Âdem'i çekememişti; Kabil, Habil'i; Firavun, Musa'yı; Süleyman Tapınağı’nın yanılan alimleri, İsa'yı; nice kendini bilmezler de insanlığın övünç şahsiyeti Efendimiz’i (s.a.v) çekemediler. Ama bunları yapanlar sadece kendi ufuklarını kararttılar.

Bugün de kötüler iyileri çekemiyor ve hayatlarını azaba çeviriyorlar. İyiliklere, güzelliklere çirkin deyip daha bir çirkinleşiyor, iyi olanı baltalayıp dünyayı kötülükler arenasına çeviriyorlar.

Tanım:

Haset bir başkasını çekememe, onu kıskanmak demektir. Herhangi bir insanın şerefini, başarısını, sağlık ve sıhhatini, rahat ve huzurunu, zenginliğini, makam ve statüsünü, eda, endam, güzellik ve yakışıklılığını, bilgi ve zekâsını, mutluluk ve afiyetini çekememek, kıskanmak, en azından gıpta etmektir. Çeşitli hikmetleri nedeniyle haset insanların genlerinde var edilmiştir.

            Belirtiler:
Haset edilen kişideki güzel vasıf ve özellikler, aslında o kişinin kendisine ait değildir. Her türlü özellik sadece O’na aittir ve O’nun tarafından verilmiştir. Başka bir kişiye O’nun tarafından verilen bu nimetler karşısında duyulan hazımsızlık hissidir haset. Haset eden kişi aslında bu özellik ve vasıfların kendisinde olmasını istemektedir. Hasid (haset eden) güzellikler ve iyilikler başkasında bulununca iç huzursuzluğu ve rahatsızlık duyar. Haset eden kişi, başkalarında olan özelliklerden, onların başarılarından rahatsızlık duyar. Zamanla düşman yerine koyduğu kişiye verilen nimetlerden dolayı üzülür. “Neden onda var da bende yok!” der. Aslında temeldeki sorun ego rahatsızlığıdır. Her şeyi yüksek egosuyla sahiplenen hasid, güzelliklerin nereden geldiğinin farkında değildir aslında. Nimetin geldiği asıl kaynağı bilemediğinden de az şükür etmektedir. Kendisindeki güzelliklerin şükrünü tam olarak yerine getiren bir kişi kıskanmaz. Neden kıskansın ki her şeyi dağıtan O’dur. O adildir, bunu bilen “vardır bir bildiği.” der ve kendisine düşene, nasibine razı olur, şükreder. Şükürsüz insan kendindeki iyi özellikleri görmez, başkasındakilere bakar.

Haset eden kişi kıskandığı kişinin başına gelen sıkıntılara sevinir. Kıskançlık onun için vazgeçilmez bir hal aldığında, hayır işleri yapan hayır sahibini bile kıskanır. Kendisinde de vardır ama cimridir, vermez, vermez fakat vereni de kıskanır. Egoizminin ve kibrinin altında ezilir! Bu mefistonun oyunu değil de nedir? İyilik ve hayırları bile kıskanan hasetçinin durumu aslında ciddi bir hastalığın belirtisidir. Böyle bir kişiye deli de denebilir. Haset edenler de derecesine göre bu delilikten pay alırlar.
            Hasetçinin hayalleri, düşünceleri kirli, hedefleri seviyesizdir ve bu bağlamda fikirleri bulanık, sisli ve dumanlıdır. Doğruyu göremez, doğru düşünemez, doğru değerlendiremez, iyiye kötü, kötüye iyi der. Kendine ait değilse güzellikleri çirkin görür. Kendisine nispet edilmeyen en önemli insani değerlerin gerçekleştirilmesine karşı bile savaş ilan eder. Dahası, gücünü, kendi değerlerini yükseltmeye sarf edeceğine, başkalarının başarılarını karalama, küçük gösterme ve tahrip etme yönünde kullanır. Böyle davranır ve çok defa hasımlarını yakmak için tutuşturduğu ateşte içten içe cayır cayır yanar. Yine de çekememezlikten bıkmaz usanmaz. Kötülük ateşlerini körükleyerek karşı tarafı küçük düşüreyim diye çırpınır durur. Ama küçük düşen yine kendisi olur. Böylece kazanacakken kaybeder, fırsatları kaçırır. Başkalarına zindan projeleri hazırlarken, koskoca dünyayı kendine zindan eder. Yaşamın güzellik ışıklarını karanlığa mahkûm eder ve kıskançlığın piri mefistoyu sevindirir.
            Aslında her ne şekilde olursa olsun hasedin –nazar dışında– kıskanılan kimseye hiçbir zararı yoktur, olamaz da. Şayet bir zarar söz konusu ise, o da hasetçinin kendisinedir. Çünkü kıskançlık, kıskanılandan daha çok kıskananın işini bitirir. Evet, böyle biri her zaman rahatsızlık içindedir. Çekemediği kimselerde gördüğü güzelliklerden, kaderin ona verdiği nimetlerden rahatsız olur. Oturur kalkar hasım kabul ettiği şahıstaki üstün gördüğü özellikler karşısında kinle, nefretle homurdanır durur. Hatta O’nun verdiklerini içten içe sorgular. Duaya inanıyorsa, kıskandığı kimseye beddua bile eder. Hatta onun için büyüye bile baş vurur. Böylece kendi hayatını çekilmez bir azaba çevirir.
            Böyle bir hasid, O’nun takdirine rıza göstermemektedir. Haset eden kaderi planların kendi heva ve hevesi istikametinde olmasını ve gelişmesini istemektedir. Bu bir hezeyandır. Böyle biri açık kapalı her zaman kaderi tenkit eder, O’nun eylemlerini ve isteklerini sorgular. Bu da haddini aşmaktır! Hikmet bilmezliktir! Parmak ucunu dahi görememektir.
            Kıskançlık krizleri ile kendi yaşamını mahveder. Kendi elleriyle kendini sıkan, boğan, öldüren bir darlığın içine hapseder. Bu esnada yalnız kendini değil çevresini de rahatsız eder. Dedikodu yaparak, laf taşıyarak, insanları birbirine düşman eder. Böyle bir darlık içinde geçirdiği her dakika, her saat, patlamaya hazır bir bomba görüntüsü sergiler ve bu haliyle en yakınlarını dahi huzursuz eder. Tabii ki bu iç sıkıntılarının ardından nevrotik hastalıklar gelir.
Burada psikiyatrist ve psikologların asıl tedavi etmeleri gereken kaygı, depresyon değil, haset duygusudur.
            Hasid kendi gerçeğini görmez; kendisiyle yüzleşince öfkelenir çünkü kendine olan güvensizliği kamçılanır. Neden “Dünyanın en iyisi ben değilim?” der. Böylelikle öfkesi daha çok kabarır. Karşısındakini yok etme, yenme hisleri oluşur. Acımasızca dedikodu eder; iftira atar; kendine ve çevresine işkence eder.  Sadist ve acımasızdır!
            Ülkeleri sarar bazen haset duygusu. Savaşlara neden olur. Burada da milliyetçi gurur, kibir devrededir. Teslim olmamak, diğerine yaşam hakkı tanımamak, sadece kendi fikir ve değerlerine önem vermek vardır. Haset, kişileri de milletleri de uçuruma düşürür.
            Sınıflandırmalar:
            Kontrol Altına Alınmayan Haset Duygusunun Aşamaları:
1-      Değişik rekabet ve yarış hisleriyle dışa vuran kıskançlık duyguları, düşünce ve davranışlar…
2-      Hazımsızlığa hazımsızlıkla karşılık verme şeklinde ortaya çıkan çekememezlik…
3-      Giderek sanrı ve hezeyana dönüşen, sonra da âdeta bir tufan halini alan daha şiddetli haset hissi...

Bir insanda haset hastalığı varsa, onun için bir sürü çekememezlik nedeni hazır demektir. Çok basit bir düşünce değişikliği ile çözülebilecek çekememezlik nedenleri üzerinde kişisel terapi çalışması yapılmadığı takdirde daha büyük hazımsızlıklar ortaya çıkabilir:
1-      Bazıları için aynı kulvarda koşmak kıskanma nedenidir. Böyle bir kişi şöyle der: “O kim ki benimle aynı kulvarda koşabiliyor. Ben farklıyım, üstünüm, özellikliyim.”
2-      Bazılarınca karşı taraf kadar başarılı olamamak veya beklediği ölçüde başarılarının karşılığını görememek.
3-      Bazılarıncaysa bencillik ve kibir tepelerinden baktığında, hep hasmına göre kendine biçtiği seviyenin gerisinde kalmak ya da kaldığını düşünmek.

            Haset Hastalığının Gidişi:
            Birçok problem ve hastalık, insanın duygu, düşünce ve davranışlarını, nefsin olumsuz arzu ve isteklerinin emrine vermesiyle meydana gelir. İnsan nefsinin arzu ve isteklerinin peşinden koşarken bir yandan da mefisto kulağına fısıldar durur. Küçükken kardeş kıskançlığı, okulda arkadaş kıskançlığı, evlilikte elti, gelin, kaynana, eş kıskançlığı ve iş arkadaşının, eşin, dostun, yoldaşın, akrabanın kıskançlığıyla yaşam devam eder gider. Yaşamda kimi zaman kıskanan, kimi zaman kıskanılan oluruz. Fakat hangisi olursak olalım kıskançlık sıkıntılara sebep olur, problemler büyür ve çeşitli hastalıklar böylece meydana gelir. Asıl sebep hasettir ve asıl tedavi edilmesi gereken de bu olumsuz duygudur. Temeldeki patoloji tedavi edilmezse, hasedin sonucunda meydana gelen depresyon, anksiyete (kaygı bozukluğu), nevrotik bozuklular tedavi edilse bile sorun tekrarlayacaktır.

            Eğer hasedin önü alınmaz, tedavi edilmez ve yaşam kıskançlıkla sürüp giderse, zamanla kıskanılan kimselere karşı olan bu çekememezlik hissi büyür, genişler düşünce ve hissiyatı tamamen kuşatır. Zamanla hasid bütün iyiliklere, güzelliklere sövüp sayan bir saldırgan haline gelir. Öyle ki, artık böyle birinin bütün sözleri döner dolaşır gelir düşman konumundaki kişilere takılır. Kıskançlık pençesinde kıvranıp duran şanssız hasid bütün olumsuzlukları gider kıskanılan kişiye dayandırır.
Ne yapar?
1-      Bazen hasmını hafife alır, küçültür, aşağılar, küçümser.
2-      Bazen onun hakkında gıybetlere girer.
3-      Bazen de ona karşı düşmanlık duygularıyla oturur kalkar ve iftiralarıyla onu karalar.

            Kıskançlık Kurbanları:
            Örnek 1: Kıskançlık yüzünden üç çocuğu olduğu halde eşinden ayrılan sonra da pişman olan ama bu sefer de kocasını yuvasına döndüremeyen; itici davranışlarıyla eşini arayışlara yönlendiren bir anne, bir eş. Burada kaybeden sadece anne baba değildir. Asıl kaybeden ve zarar gören çocuklardır.
            Örnek 2: Kıskançlıkta aşırıya giden ve otuz iki yıllık hayat arkadaşını bıktıran, kendinden uzaklaştıran ve bir daha geri döndüremeyen yaşlılığın kapısındaki bir koca. Hâlâ eşini geri getirtmeye çalışıyor. Ama eşi kabus dolu günlere geri dönmek istemiyor.
            Örnek 3: Eltisini kıskanan, kayınvalidesi ve kaynatası ile bir olup onu yaşadıkları apartmandan çıkartmaya çalışan, böylece hayatı eltisine ve çevresine çekilmez hale getiren genç bir kadın. Diğer tarafta mecburen eltisi ile beraber yaşamaya devam etmek zorunda kalan ve çekilmesi zor bu yaşama ilaç kullanarak katlanan, kıskanılan bir  kadın.  Hâlâ zorunlu olarak bu ortamda yaşıyor. Yuvasını dağıtmıyor.
            Tedavi:
            İyi bir eğitim ile terbiye ve tedavi edilmezse haset insanı yer bitirir. İnsan kendi kendini rehabilitasyonlarla, her gün Allah’ın huzuruna çıkarak, boşlukları doluya çevirerek bu ciddi kayış rampasından kurtulabilir.
            Her insanda potansiyel kıskançlık duygusu mevcuttur. Bu olumsuz duygu değişik terbiye yöntemleriyle kontrol altına alınmalıdır. Evet olumsuz duygular, sivri ve rahatsız edici kişilik özellikleri, kötü alışkanlıklar terapi ile tedavi edilebilir. İnsanları his, şuur ve şuuraltı dünyalarıyla iyi okuyup iyi değerlendirebilen iç derinlikli psikolog, psikiyatrist, rehber ve insan sarrafı eğitimciler aracılığıyla, kişinin olumsuz yönlerinin zararlı bir şekilde ortaya çıkmasına fırsat verilmeyebilir. Bu tür kötü hisler önceden sezilerek, hoşgörüye ya da başkalarına ait kabiliyetlere dayanabilmeye, tahammül edebilmeye hatta onların güzel özellikleriyle övünmeye çevrilebilir. Böylece tüm kötü his, duygu, düşünce ve davranışlar düzeltilebilir. Kişiye kendi kabiliyet ve özellikleri ile yapabilecekleri gösterilebilir. Böylece kıskançlığın derecesi azaltılabilir. Bu şekilde hasetçinin kendini harap etmesi kısmen de olsa önlenebilir.
            Haset, bir kötülük saplantısıdır; bir yıkma ve yok etme hissidir. Akli ve mantıki yollarla bunun kıskanç kimseye hiçbir şey kazandırmadığının anlatılması yararlı olur. Hemen etki etmese de zamanla bir şey ifade edeceği, hiç olmazsa bu duygunun frenlenmesini sağlayacağı söylenebilir. Ayrıca, kıskanç kimsede başkalarına yararlı olma hissinin uyarılması, yaşama duygusu yerine yaşatma duygusunun geliştirilmesi faydalı olabilir. Ve tabii her şeyden evvel yaşamı ve amacını O’nun hoşnutluğuna bağlı olarak götürme hedef alınmalıdır. Rehabilitasyonda O'nu hoşnut etme gayreti içerisinde olma hissi uyandırılmalıdır. Neticede insan nefsin ve bedenin kölesi olmaktan kurtarılmalıdır.
            Haset, insanın bir kısım iç zaaflarının belli şahıslarda kıskançlık dürtülerine dönüşmesidir. Aslında hasetçi kendi yetersizliğinin farkındadır ve Asıl Güç Sahibi’ni iyi tanımamaktadır. İnsanlarda var olan mal, mülk, rütbe, çoluk, çocuk, çevre, dost, güzellik, yakışıklılık gibi gölge ve geçici özelliklerin O’ndan gelen hediyeler olduğunu fark edememekte ve karşısındaki gölgeye değer vermektedir. Kıskandığı özellikler kendinde olmadığından yetersizlik duygularına ve aşağılık kompleksine kapılmaktadır. Oysa bilse ki; güzellikler sadece O’na aittir, O’ndan gelir ve bu güzel özellikler kıskandığı şahsa ait değildir…
            Kıskanmak bir nevi O’na isyan etmek, O’nun verdiğini yetersiz bulmak demektir. Oysa ki O adaletsiz değildir ki icraatı yargılansın. Hasid, güzellikleri kıskandığı kişiden bilir, gölgelerin gerçek sahibini görmez. Kıskanılan kişideki özelliklerin kaynağı Asıl Sahibi’ne değil de aciz insanoğluna verilirse ondaki yetersizlikler, eksiklikler, acizlikler hasidi kıskanılan kişiyi yenme, yok etme ve yıkma yoluna götürebilir. Böylece kendi üstünlüğünü sağlamaya çalışırken hem karşındakine zulmetmiş hem de haksızlık yapmış olur.
            Paçayı nefsine kaptırmış bir hasetçinin içi temiz duygulardan uzak kalır ve kötülükler duvarları kaplayıp çürüten yaban sarmaşıkları gibi içini sarar. Böyle bir kişinin tedavisinde izlenecek rota şöyle olmalıdır:
1-      Hasidin içindeki bencillik hissi yok edilmelidir. Egosu küçültülmeli, diğerkâmlık hissi beslenerek artırılmalıdır. Başkaları için de sevinmesi öğretilmelidir. Kendini yererek, hatalarını görerek, tevazu göstererek yükseleceği anlatılmalıdır. İnsan hatalarını görebilmeli; iyi yönlerini kötü yönlerini masaya yatırıp değerlendirmeli; hatalarını görebilmelidir. Var olanla, kendisine verilmiş güzelliklerle, kapasitelerle kanaat etme duygusu uyandırılmalıdır.
2-      Nimetlere şükür etmesi öğretilmelidir. Yoksa tüm dünyayı ele geçirse de insan hayattan hiç zevk alamaz. İki krala bir dünya yetmezken, iki dervişe bir kilim yeter.
3-      Hasetçinin kibir duygusu, görünme zaafı, alkışlanma arzusu ile savaşılmalıdır. Bu zaaflar hastanın içinden atılmalıdır.

            Haset duygusu varken hakiki insan olmak hayaldir. Böyle bir insanın yaşamdan zevk alması da mümkün değildir. Hasetçi bu duygusunu yenmediği müddetçe onulmaz bir hastalığın pençesinde kalacaktır ve düzelmedikçe de bir şey dinleyip bir şey anlaması mümkün olmayacaktır. 
            Diğer hastalıklar gibi haset rahatsızlığının da erken teşhisi çok önemlidir. Eğer, rahatsızlık dışa vurmadan sezilir; kişi, kıskanılan kimse veya bir başkası tarafından değişik rehabilitasyonlarla kalbi ve ruhi hayata yönlendirilebilirse, bu öldürücü duygu belli ölçüde de olsa baskı altına alınmış olur.

            İnsan iç dünyasını sürekli ölçmeli, haset ve kıskanma duygusundan uzak durmalıdır. Hasetle iyilik bir kalpte beraber bulunmaz. Ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi haset de iyilikleri öyle yok eder. Hasede girmedikleri sürece insanlar hep güzellikle oturur kalkarlar. İnsanlar hakkında iyi düşünmeli, kötü zandan uzak durulmalıdır. Dedikodu ile ömür ve güzel işler yenip bitirilir, tüketilir. Başkalarının kusurlarının takipçisi olunmamalı, insanlara karşı kin ve nefret güdülmemelidir. Yoksa sadece kendimize yazık etmiş oluruz. 

Hasedin Önlenemeyen Yükselişi


Her ne ki ararsan kendinde ara.
Kendini bil!
            Giriş:
            İnsanları küçük görme,
            Allah büyük işleri küçük şeylerden yapar.

            Küçük şeylere takılma ki kaybetme
            Allah lütfunu;
            İstediğine verir, istediğinden alır.
           
            Başkasına verdi diye o en iyi demek değildir ki
            O küçücüklere de büyük işler yaptırır
            Küçük şeylerle baş döndürücü şeyler yapar ki
            Kendi büyüklüğünü göstersin.

            Sen evvela nasihati kendi nefsine söyle
            Haya sahibi ol, edepli ol
            Yaradan her şeyi bilir
            Dilediğine dilediğini verir!
        
Geçmiş milletlerin çöküşü ve kurdukları devletlerin yıkılışı ekonomik yetersizlik ya da kaybedilmiş savaşlar nedeniyle değildir. Milletleri yıkan kötü ahlaktır; ahlaki çöküntüdür. Ne yazık ki geçmiş milletlerde görülen hastalıklar çağımız milletlerini de etkisi altına almıştır. Bugün ya da yarın güzel insani değerlere sahip çıkmak konusunda gevşek davranılırsa veya hakiki insani değerlerden uzaklaşılırsa nefsani hastalıklar iyiden iyiye yayılacaklardır. Çünkü bu tür hastalıklar bulaşıcıdır.
Nedir geçmiş milletlerdeki bu hastalıklar?
1-      Şımarıklık,
2-      Küstahlık,
3-      Servetinin çokluğuyla övünme,
4-      Birbirine sırt dönüp uzaklaşma,

5-      Çekememezlik, kıskançlık, haset.
Zenginin Fakire Yardımı Kesmesi 
Toplum hayatında hep birlikte yaşarız. Dost ve komşuları aramak, sormak, akraba ve yakınları ziyaret etmek, akraba bağlarını korumak, insanın yakın çevresiyle iyi ilişkiler kurması toplumun bireylerini yakınlaştırıcı, yapıştırıcı harçlarıdır.
Günümüzde zenginlik, ne yazık ki şatafat, gösteriş, lüks ve israfı beraberinde getirmekte ve bu da yoksul birçok insanın haset damarını tahrik etmektedir. Bu da toplumsal barışın bozulmasının ve terör olaylarının artmasının temel nedenidir. Devrimler, toplumsal kalkışmalar, isyanlar kıskançlıktan doğar.
Zengin fakir, işçi işveren, akraba ve komşular arasında ziyaretler ve insanlar arasında ilgi, sevgi ve yardımlaşmayı artıran ilişkiler toplumsal barışı perçinler. Ziyaret ettiğimiz insanların ihtiyaçlarını, beden ve ruh hallerini yakından görürüz. Aslında ziyaret edilende oluşan sevgi, merhamet, güzel his ve duygular ziyaret edenin de ihtiyacıdır. Ziyaret her iki tarafta da güzel ve insani duygular uyandırır. Mağdur insanların bulunduğu olumsuz durumlar rikkatimize dokunur. Bu insanlara, gücümüzün yettiği kadar yardım etmeye çalışırız. Elimizle veremesek de sözümüzle desteklemeye çalışırız. Bu sayede, fakirlerdeki yalnızlık ve itilmişlik duygusunun oluşması önlenir. Akrabalar ve insanlar arasında paylaşım ve yardımlaşma, geçmişte yaşanmış olumsuzlukların izlerini siler. İşçi işverenin, zengin fakirin halinden anlar, sosyal yardımlaşmayla beraber iç barış ve huzur artar. Ziyaretlerde kalpler yumuşar; kin, nefret, haset azalır. Dostluklar gelişir, toplum kaynaşır, düşmanlık azalır. İyilerin sayısı ve iyilikler artar. Mefisto kaybeder ve insan kazanır.

Şimdi arası bozuk olanlar, küsenler, kin tutanlar, kıskananlar… Yıkın gururunuzu, yenin kibrinizi, inin egonuzun dağından, kurtulun nefsinizin ve mefistonuzun kelepçelerinden ve “Selam.” deyin herkese!..
Netice

Ölüm geldiğinde yaptığımız güzel eylemler dışında her şey dünyada kalır. İnsan ebede uygun yaratıldığı için, içinde bulunan ölümsüzlük duygusuna aldanıp ölüm kendine hiç gelmeyecekmiş sanır. Hâlbuki dünya ve dünyadaki her şey gelip geçicidir, fanidir. Hakiki imanı elde eden insan, hiçbir zaman, servete, şöhrete, yüksek makam ve mevkilere başkalarına haset edecek kadar âşık olmaz. Diğer insanları, kardeşini kıskanmaz. Onun kötülüğünü istemez. Güzel ve hakiki insani değerlere sahip insanın hayattaki gayesi, güzel bir kulluk ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bu yüzden hiçbir zaman, haset etmemeye çalışır. Etse etse gıpta eder. Onu da ihlasına, samimiyetine mani olmaması için, terk etmeye çalışır. Böyle olunca da, ideal bir sosyal yapı ortaya çıkar. Bu da insanları, iki dünya mutluluğuna götürür. 
Kıskançlığın Belirtileri

1-      Tartışma: Kıskançlık tartışmayı doğurur. Kıskanan kimse sataşabilir. Haset edilen kişi de, haklı yanını göstermek için tartışmaya girerek kendini savunmaya çalışır. Tartışan karşısındaki incitir, huzursuz olur. Tartışmayan huzuru bulur. Her zaman zor da olsa öfkesini kontrol eden kazanır. Diğer insanları incitmeyince ortalık ferah bir bahçe gibi olur.

2-      Gözü dönmüşlük: Haset eden kimse, dünyayı ateşe verebilecek kadar maksadına ulaşmaya yoğunlaşmıştır. Âdeta gözü dönmüştür. Haset; hırs ve öfke ile büyüdüğü zaman, kişi ne yaptığını bilemez olur. Doğru düşünüp doğru karar veremez ve istediklerinin bir an önce gerçekleşmesini arzu eder. Neron gibi bu uğurda her şeyi göze alır.

3-      Düşmanlık: Düşmanlığın kaynağında haset duygusu varsa, bundan haset eden kimse daha fazla zarar görür. Haset eden kişi, istediğine kavuşamadıkça kendini yer bitirir, psikolojik olarak çöker. Aklını, kalbini yakıcı bir uğraşının, karmaşıklığın içinde bulur. Haset ettiği kişinin elindekiler kaybolmadıkça, kendi içinde ruhi ve bedeni travmalara maruz kalır. Oysaki haset ettiği kimsenin bundan haberi bile olmaz. Haset eden kimse, elinden bir şey gelmeyince, hırs, kin, intikam, düşmanlık duygularıyla dolar ve hatalı davranışlar yapar.

4-      Fakir halk tabakasının ayaklanma ve intikam çığlıkları: İnsanlar çok ağır şartlar altında çalışıp emeğinin karşılığı olarak karnını dahi doyuramıyorsa, zenginler fakirin hakkını yardım olarak vermiyorsa, faiz yani haksız kazanç büyük sermaye sahiplerine kazandırıyor, yükü fakirlerin üzerine bindiriyorsa, yoksul insanlar isyan etmeye ve kullanılmaya uygun bir hale gelir. Kötülükler ve kargaşalar etrafı sarar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Geçmişte çok ağır şartlar altında yaşayan geniş halk kitleleri huzursuzdu. Ayaklanmalar ihtilalin ilk ayak sesleriydi. Yoksulluk içinde kıvranan insanlar, nefret, kin, kırıp dökme ve gasp duygularıyla doluydu. Bu durum zenginlerin hiç umurunda değildi. Ekmek kıtlığı, diğer ekonomik sıkıntılar, köylülerin, işçilerin ayaklanmasını fırsat bilen toplum mühendislerinin ekmeğine yağ sürdü ve sonunda ihtilaller gerçekleşti. Sosyal adaletin ortadan kalktığı, karşılıksız yardımlaşmanın bittiği, faiz ve tefeciliğin yaygınlaştığı bir ülkede, ihtilal hayalleri, intikam sesleri bitmeyecektir.


5-      Karalama, Aşağılama: Haset eden kimse, haset ettiği kişiyi yıpratmak için dedikodu, iftira ve yalana başvurur. Bu kişiler, insanlığın ortak değerlerinden çıkmaya başlar; güzel insani değerlerin, vicdanın, aklın, kalbin kabul etmediği karakterler oturmaya ve ikinci kişilik edinme yoluna girerler. 

Toplumun Tabakaları ve Farklılıkları Arasında Haset



            Bazen fertteki haset duygusu, ferdin üyesi bulunduğu topluluğa da yansır. Toplumlar da diğer toplumlarda olan, kendilerinde olmayan diğer yüksek vasıf ve özellikleri kıskanırjar. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Tarihte haset nedeni ile topluluklar arasında savaşlar çıkmış ve ne yazık ki toplumlar arasında kin, nefret, haset duyguları körüklenmiştir. Çekişme, topluluklar arası savaşlarda binlerce kişinin ölümüne sebep olmuştur.
Toplumlar arasında yapıcı gıpta olabilir. Ayrıca iyi cephesinin bütün fertleri, bir şirketin ortağı gibi olduğundan -her birinin yaptığı iyi ve güzel işlerin karşılığı, diğer kişilere hisse olarak verileceğinden- kardeşlerinin meziyetlerine karşı kıskançlık duyulmamalıdır. Eğer iyi kişi, haset ediyorsa, o kısa neticeler bekleyen bir cahildir.
Her seviyedeki toplumlar arası diyalog çalışmaları ve herkesi kendi konumunda kabul etme anlayışı, bu toplumsal kıskançlık hastalığının tedavisidir, ilacıdır.