6 Kasım 2016 Pazar

NLP PRACTITIONER EĞİTİMİ

NLP PRACTITIONER EĞİTİMİ
NLP Nedir?
NLP yaşamınızı daha zengin ve doyumlu hale getirmek için duygu, düşünce ve davranışlarınızı yeniden programlayarak olaylara, durumlara, alışkanlıklarınıza, ilişkilerinize verdiğiniz anlamları değiştirerek sizi istediğiniz sonuçları almanıza yardımcı olacak bir yaşam sanatı modelidir.
NLP Practitioner eğitiminde, standart NLP bilgi ve teknikleri, teorik ve uygulamalı olarak verilir. Eğitimin hedefi, NLP tekniklerinin günlük yaşam içindeki sorumlu ve yaratıcı kullanımını sağlamak olduğu gibi, gerek özel gerekse iş yaşamında insanlar arasıdaki iletişim süreçlerinin etkinliğini geliştirebilmektir.
NLP Practitioner sertifika eğitiminde, kendinizle ve başkalarıyla kurmuş olduğunuz iletişimi inanılmaz seviyede pekiştirmeyi öğrenirsiniz. Bu eğitimde kendi potansiyelinizi ve öz kaynaklarınızı açığa çıkarıp, nasıl daha etkili biçimde kullanabileceğinizi, yaratıcılığınızı geliştirmeyi ve yeni öğrenme stratejilerini yaşama entegre etmeyi öğreneceksiniz. Tutsak ruh hallerinden kurtulup saniyeler içerisinde özgüven ve enerji dolu ruh hallerine geçiş yapmayı ve yaşam kalitenizi artırmayı öğrenirsiniz.
Bireyler bilginin hızla aktığı çağdaş yaşamın içinde, anlamak, öğrenmek, istediği şeyi gerçekleştirmek, mutlu ve huzurlu olmak ve tabi daha çok kazanmak için çabalıyor. Bu çabalayış içerisinde istediklerini gerçekleştirmek için ayrı bir enerji harcıyor olsa da bazen bunu başaramamanın etkisini mutsuzluk ve huzursuzluk olarak yaşıyor.
Ne sebep onu ulaştırırsa ulaştırsın varılacak Huzur ve mutluluk insanoğlu için hep bir hedef olmuştur.
Bir yaşam sanatı olan NLP (Neuro Linguistic Programming) sizi kendi yaşamınızın mutluluk mimarı, kendi yaşamınızın sanatkarı olmaya davet ediyor.
Yeni bir ''SEN'' olmaya hazır mısın?
Önce kendinle olan iletişiminde; sonra aile, sosyal çevre, iş alanında başarılı olmak için; kendini daha iyi ifade edebilmen için; hayatına bir şey katmayan inançlarını değiştirmek ya da hayatına çok şey katacak zayıf inançlarını güçlendirmek için, seni engelleyen sınırlandırmalardan kurtulman için; engelleri kaldırmak için hoşlandığın ama sana zararı olan şeylerden ya da zararlı alışkanlıklardan kurtulmak için, davranış değişikliği ihtiyacın için, içsel deneyimlerle kendini dışardan izleyerek farkındalık geliştirmek şartıyla tümüyle yepyeni bir yaşama merhaba demen için buluşuyoruz.. :)
Programa katılmalarını tavsiye ediyoruz !
Günlük yaşamda uygulanabilir pratik psikoloji ile ilgilenen herkes bu eğitimi çok sevecek.
İlişkilerini ve iletişim performansını geliştirmek isteyenler bu eğitimden çok faydalanacak.
İnsan potansiyelini keşfetmek, geliştirmek ve hedefle yönlendirmek isteyenler etkilenecek.
Kişisel ve mesleki gelişimi okumak değil, YAŞAMAK isteyenler, bu eğitimi hiç unutamayacak.

Kimler Katılmalı?
Kişisel gelişim sektöründe her alanda NLP  hizmeti vermeyi hedefleyenler
NLP seanslarında profesyonelleşmek isteyenler
Danışanlarına bütünsel çözüm sunmayı amaçlayanlar
Kişisel gelişim sektöründe ayrışmak isteyenler
Kişisel gelişimde başarıyı hedefleyenler
Kendi yaşamına engel olan sınırlayıcı inançlardan kurtulmak isteyenler
İletişimde ustalaşmak isteyenler
Kendini bütünsel olarak keşfetmek ve yaşam dengesini sağlamak isteyenler
NLP PRACTITIONER EĞİTİM İÇERİĞİ:
NLP Hakkında
Hedef Belirleme -  Walt Disney modeli
Öğrenme
Algılanabilir Durumlar
Mantık seviyeleri
Uyum ahenk
İletişim yöntemleri
Temsil sistemleri
Durum yönetimi
Çapa tekniği
Stratejiler
Dil
Meta Model
Milton Modeli
Hipnoz(Hipnoz gerçekte ne anlama gelir?)
Metaforlar
Satir Kategorileri
Yeniden Çerçeveleme
Meta Programlar
Fobileri geçirme tekniği
Patern kırma tekniği
İlgili diğer teknikler ve modeller
Eğitim Süresi: 40 saat
Eğitim sonrası Nlp Uygulamalarına mentörlük ve Tam günlük süpervizyon.
5 HAFTALIK PROGRAM   40 SAAT     PEŞİN ÖDEME 800 TL  2 TAKSİTLİ FİYATI  875 TL

KURSUMUZ   13 KASIM PAZAR GÜNÜ BAŞLIYACAKTIR.  SAAT 09:00-17:00 ARASI OLACAKTIR.

İLETİŞİM    :  0(232) 433 13 30 – 0546 433 13 30




5 Kasım 2016 Cumartesi

İnsan Yükselmek İster

Her canlı doğar, büyür, çoğalır, yaşlanır ve iyi kötü hayatının ürünlerini arkasında bırakarak ölür; biriktirdikleriyle ötelere yolculuğa çıkar. İnsan ve cinlerin diğer canlılardan farkı iradeleridir. İnsan ve cinlerde esfel-i safiline, en alt seviyelere düşme ve a’la-yi illiyine, en yüksek seviyeye çıkmak ancak irade ile olur. 
yükselmek ile ilgili görsel sonucu

Diğer canlılarda şuur ve bilinçli şuura bağlı işlev gören irade olmadığından en yüksek seviyede görevlerini yaparlar ve ölürler; yok olup giderler.
Cinlerin ayrı bir şekilde değerlendirilmesi saklı kalmak üzere biz şimdilik insanı ele alalım. Hangi millet ve ulusa ya da hangi gelir grubuna bağlı olursa olsun, insan aciz bir varlık olarak doğar ve -gençken değil de yaşlılığa bağlı olarak ölürse- yine aciz bir varlık olarak ölür. İki acizlik (bebeklik ve yaşlılık) arasında insan, başına ne zaman ne geleceğini bilmeden yaşar; kendisiyle (ruhuyla) bir bütün olarak yaşayan nefsiyle uğraşarak, mücadele ederek ve onu eğiterek bir ömür sürer. Nefsi onu alır ya en yükseğe götürür ya da aşağıların aşağısına yuvarlar. En yükseklere aday olan insanoğlu, yüksekleri tek hedefi olarak görür ve bu amaç doğrultusunda bütün yaşamı boyunca didinip hakiki insan olma ufkuna ulaşırsa güzel sonu yakalar.

yükselmek ile ilgili görsel sonucu

İnsanın içine yerleştirilmiş olan yükseklere ait olma duygu ve düşüncesi; aslında miraca ulaşma isteğinden başka bir şey değildir. Ulvi yükselmeler için verilmiş bu kapasite kimi zaman yanlış yollara kayar ve dünyaya ait iş ve makamlarda yükselme olarak algılanır, bunun sonucunda meydana gelen yükseliş ise sanal olmaktan öteye geçemez. Çeşitli dünyevi artılara sahip olmakla diğer insanlardan yüksek olduğunu düşünmek ve hissetmek bireyi tehlikeli yollara götürür. Bu his bir süre sonra kibir şeklinde kabuk değiştirebilir. Kibri yücelik olarak gören bir insan bunun onu sonunda Allah’la savaşa sokabilecek duruma getirebileceğini aklına bile getirmez. Çünkü kibir Allah’ın elbisesidir. Kim bunu giyerse, Allah ona savaş ilan eder. Fakat bu elbiseyi giyen insan öyle bir körlük yaşar ki kimin elbisesini giydiğini fark edemeyebilir.
yükselmek ile ilgili görsel sonucu


İnsan bazı büyüklenmeler içine girdiği zaman bunu ilk önce marifet zanneder, hele bir de çevresinde şakşakçılar varsa durum daha da tehlikeli bir hal alır. Her şeyi kendinden bilme hastalığı başladığı zaman insan bunun farkında olamayabilir. Bu noktada insanın en yakın dostları -durumu fark ederlerse- yaptığı yanlışı arkadaşlarına hatırlatmalıdırlar. Evet, hayırhah dostlarınız varsa bu hale düştüğünüzde gerekli anımsatmayı yaparlar; eğer onlar da yoksa siz hangi durumda olursanız olun tehlikede sayılırsınız demektir. En iyisi siz de böyle dostlar edinmeye bakın.

yükselmek ile ilgili görsel sonucu
Sağlığı matematiksel olarak hep “bir” rakamı ile ifade ederler. Birin sağındaki sıfırlar insanın zenginliği olarak söylenegelir. Bir rakamına böyle bir sembol anlamıyla sahipsiniz varsayalım. Artık top sizde, istediğiniz şekilde oynayabilirsiniz. Diyelim ki çok güzel bir oyun çıkardınız, tam da gol atacaksınız, kaleye geldiniz ve gol olmak üzere… İşte tam bu anda birinizi kaybettiniz... Ne olacak?

yükselmek ile ilgili görsel sonucu
Size verilen, sizin garantiniz değildir. Hiçbir zaman da garanti olamaz. Her zaman kaybedebilirsiniz. Ama bu birin yerine gerçek Bir’i yani Allah’ı koyarsanız kaybetmezseniz. Diğer sıfırlar da çalışıp çabalamalarınız olur. Siz bu Bir’i kaybetseniz de "O" hiçbir zaman  darılmaz ve yalnız bırakmaz. Sizi zorlar belki ama çeşitli dert, sıkıntı, musibet ve yaşam olayları ile yükseklere yol almanızı sağlar.
yükselmek ile ilgili görsel sonucu

 Ne zaman ki biz gerçek Bir’i kaybederiz; işte o zaman tehlikeli bir dönemeçteyiz demektir. Bu Bir’i terk edip yerine başka biri, sanal biri koyunca kaybeden biz oluruz. Bu bazen sağlık, bazen mutluluk, bazen de başarı olabilir. Dostlar, akrabalar, istediğiniz kadar bir koyun yerine… İnsanı yükseltecek ya da alçaltacak; fakir ya da zengin yapacak da asıl, gerçek olan Bir’dir: Allah’tır.


yükselmek ile ilgili görsel sonucu
Çevrenize şöyle bir bakın ve sizden yüksek olan her şeyi görmeye çalışın. Uzun boylu insanlar, binalar, dağlar, tepeler… Sonra hayal edin ve kendinizi yükseğe doğru çıkarın. Oradasınız! Şimdi de bu yükseklerden aşağılara bakın. Her şey ne kadar da küçükmüş meğer. İnsan yüksekleri her zaman hayal etmeli. Zaten insan hayalleri ile büyüktür. Eğer bu hayaller gerçek bir hedefe, asıl Bir’e bağlanmışsa...

Küçülmek isteyen de “Nasıl olsa gerçekleşmezler.” diye, hayal kurmayı bıraksın. Vesselam!..

Temizlikçiler


İnsanda bağışıklık sistemleri vardır. Akyuvar olarak da adlandırılan beyaz kan hücresi, kemik iliğinde üretilir. Vücudu bulaşıcı hastalıklara ve yabancı maddelere karşı koruyan akyuvarlar, bağışıklık dizgesinin önemli bir bölümünü oluşturur. Sağlıklı yetişkin bir insanın bir litre kanında 4.000.000.000-11.000.000.000 adet, bir başka tanımla, bir damla kanda yaklaşık 7.000 ila 25.000 arası akyuvar her an hazır bulunur. Yabancı bir madde veya bir mikrop vücuda girdiğinde çok değişik yöntemlerle mücadele ederler ve vücudu korurlar.
Ruhumuzu da etkileyen mikroplar ve virüsler vardır. Bunlara karşı da hazırlıklı olmalı, bulaşma ve taciz anında hemen karşı refleksler oluşturulmalıdır. İnsanın görevi güzel hedefe doğru olan yolları açmaktır. Evrensel güzel insani değerlere giden patikalar otobana dönüştürülmelidir. Bunun için ruhsal alet ve savunma araçlarının her an hazır olması gerekir. İstenen ve aranan hedef her zaman yüksek insani değerler olmalıdır.
Biz, arkadan gelecekler için, önümüzdeki yolları önceden kat etmeliyiz. Gelecek nesiller düşünülmeli; onlar için kafa patlatılmalıdır. Evet, birilerinin gelecek nesiller için çok çalışması gereklidir. Yoldaki ışık ve işaretleri gördüyseniz önden yol açmalısınız. Engelleri ortadan kaldırmalısınız ki geriden gelenler temizlediğiniz yollardan hızlı bir şekilde güvenle geçsinler. Siz bir çeşit temizlikçisiniz. Asla yapabileceklerinizi küçük görmeyin.
Kimin büyük olduğunun, kimin karşısında eğilmesini gerektiğinin farkına, idrakine varan insan sadece O’nun karşısında eğilecektir. Diğerlerinin karşısında ise eğilmeden, sadece tevazu kanatlarını açıp alçak gönüllülükle hareket edecektir. Allah, önünde saygı ile eğilebileceğimiz yegane, tek Yaradan'ımızdır. Diğerlerinin önünde eğilme olsa olsa sadece O'ndan dolayı olur.
İnsan geldiği yeri en yüksek yer zanneder. Aslında sadece kendi tavanına ulaşabilmiştir. Biz daha işin başında kendimizi bir şey zannettik!
 Halbuki; bulunduğu yerde mükemmel olan biri hiç de mükemmel değilmiş!


4 Kasım 2016 Cuma

Ailemiz Neden Bu Hale Geldi?

·      Kim Rahman'ın hikmetlerle dolu ders olarak gönderdiği Kur'ân'ı göz ardı ederse, Biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.

·      Bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar, ama onlar kendilerinin hâlâ doğru yolda olduklarını sanırlar.



                                                                                                          Zuhruf  36 – 37









·      Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!

·      Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musîbet geldiğinde, "Biz Allah'a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O'na döneceğiz" derler.




Bakara 155 - 156

Yorgunluk ile Birlikte Yükselmede Devamlılık

Yorgunluk ile Birlikte Yükselmede Devamlılık
Hepimiz en tepeye çıkmak istiyoruz. Ama dinlenmeyi ihmal ettiğimiz için bir süre sonra yoruluyor, kayıyor ve düşüyoruz. Unutulmamalı ki; yolda dinlenmek ama hedeften ayrı düşünmemek de bir nevi yola devam etmektir.
İnsanlara yardım etme yolundaysan diğerlerine göre bir adım öndesin demektir. Başkalarını yükseltmek için çalışırsan sen de yükselmiş olursun. Uyurken bile yükselirsin. Çünkü uyumak da güç toplamak amaçlı olduğundan yola devam etmek demektir. Bilge Selman b. Farisi, aradığı ışığın peşinde rahipten rahibe koşar ve en sonunda mükemmeli bulur. Sen de gözünü hedeften uzak tutmazsan illa ki bir gün en iyiyi bulursun.
Güzel işlerde çalışanlar da yorulabilirler. Kafa ve zihin yorgunluğunu dinlenerek gidermek, ruh beden ilişkisini dengede götürmek gerekir.
Yapılan işleri Allah adına yapınca daha az yorulursunuz. İşe O’nun adına başlayınca yollar açılır; O’nun adına yapılan işten geriye sadece tatlı bir yorgunluk kalır.
Musa Peygamber’in "Dilimi çöz…" diye bir duası vardır, o güzel sözleri söyleyince işler biraz daha kolaylaşıverir. Nedir bu güzel sözler?
Yâ Rabb. Genişlet göğsümü. Kolaylaştır işimi. Çözüver şu dilimin bağını. Ta ki anlasınlar sözümü. Bana da ailemden birini yardımcı kıl. Onunla beni takviye et. Onu bu işime ortak et. Ta ki seni daha çok analım.
İnsan kendi dünyasını güzelleştirmek için çalışırsa daha çok yorulur ama O’nun ve güzel evrensel değerlerin herkese ulaşması uğruna çalışırsa iş değişir. Biz doğrudan hiçbir şeyi düzeltemez, hiç kimseyi değiştiremeyiz. Bizim yaptığımız sadece tuşa dokunmak gibi bir şeydir. Evet, sadece tuşa dokunuruz ve sonucunu bilmeyiz. Zaten sonucun ne olduğu da bizi ilgilendirmez. Niyetini sağlam tut, iyinin peşinde ol, çalış, gerisine bakma! Takipçisi olduğun iş ya olur ya kısmen olur veya olmaz; güzel işi biri başlar, başkası bitirir, önemli değildir. Önemli olan amaç yolunda olmaktır. Hedef yolun kendisidir. İstanbul’un fethi yolunda olanların hepsi İstanbul’u fethetmiş gibidir.
O’na dayanmak, illa istediğimiz hedefe ulaşmak için değil de amaç için çalışarak yolda olmak, durmadan ama dinlenerek yürümek, ümitsizliğe düşmemek başarının sırları olsa gerek. Bir sınavlar zinciridir hayat baştan başa. Çocukluktan başlar insanoğlu için sınavlar ve ruhun bedenden ayrılacağı âna kadar da devam eder durur. Anlayıp sezebilenler için bu küçük küçük imtihanlar, birer eleme ve finale kalan ruhların tespit edilmesiyle alâkalıdır; insanoğlunun vicdanında ve ruhanîlerin gözünde tespit edilmesiyle…


Yükselme Alçalma Dönemleri ve Temizliği Koruyabilmek

Yükselme Alçalma Dönemleri ve Temizliği Koruyabilmek
Arayışlardan asla vazgeçmeyiz. Ama tüm arayışlarımızın sonunda başladığımız yere geri dönmüş oluruz. Ve orayı yeniden keşfetmeye başlarız.
T.S. Eliot
Oyunun sonu oyundan öncedir.
S. Herberger
Gezegenimizde yaşayan en gizemli tür: İnsan; biyopsikososyoruhsal1 bir varlıktır. Bu en üstün özelliklerle donatılmış ayrıcalıklı varlık canlı cansız diğer varlıklarla sürekli ilişki ve iletişim halindedir ve Rabb’iyle bilinçli ve iradi iletişim kurma kapasitesi eşsizdir.
Yeryüzündeki iyi insanlar inançlarına uygun hareket etseler bütün dünyaya yeniden yön verebilirler!
 Evet, ben, iyi insanların inançlarının gereklerini yerine getirmeleri ve inançları ölçüsünde bir duruş sergilemeleri halinde dünyada çok şeylerin değişeceğine inanıyorum. Eğer şu anda bu değişiklik olmuyorsa, bunun başlıca nedenleri iyi insanların düşüncelerini temsil etme konusunda yaşadıkları boşluklar ve özümüzde var olan duruluğun, temizliğin ne yazık ki kaybedilmesidir.
İç temizliğin kaybedilmesinin en önemli sebepleriyse içimizde var olan karışıklık, uyuşmazlık ve ikilemlerdir.
Bu nedenle, günümüzde ve gelecekte iç karışıklık, uyuşmazlık ve ikiliklere neden olabilecek iç ve dış kaynaklı plan ve programlara karşı uyanık olmak zorundayız. İçimizde nefis ve mefisto2 dışımızdaysa nefsanileşmiş, mefistolaşmış insanlar kol gezmektedir. Bozma ve bozulmalar çoğunlukla bilinçli olur. İrade felç geçirir, vicdanın üzeri kapatılır, alışkanlıklar kökleşir, yobazlık cirit atar, moda destek verir, gaflet her yanı sarar, tenperverlik hâkimiyetini kurar, nefis şaha kalkar, mefisto çiftetelli oynar. Mefisto ve nefsin taraftarları olayları akla uygun hale getirdikten sonraysa olan olur: İnsan yenilir, kale düşer.
Nefis ve mefisto, “Başka inanç ve düşünceler ya bizim dediğimiz gibi olur ya da var olmaya hakları yoktur; yıkılmaya, yok edilmeye mahkûmdur.” zihniyetine, bakışına sahiptir. İşte bu yaklaşımın sonucunda insandaki karışıklık meydana gelir.
İnsan her şeyi bırakıp özüne, kendine dönmeli ve üzerine düşeni yapmalı. Nedir insanın üzerine düşen şeyler? En genel manada; rehavete3 düşmemek, zevk ve sefaya dalmamak, yaşatma zevkiyle yaşamayı hayatın gayesi haline getirmek, hiç değilse alışkanlıklarımızı gözden geçirivermek…
İnsan, alışkanlık sebebiyle gerekli olmayan şeylere önce mecburi damgasını vurur, ardından onların esiri olur. Alışkanlıklar ciddi enerji kaybına yol açarken, asli görev dediğimiz konularda gevşeklikler devreye girer. Bu sebeple insan alışkanlıklarını gözden geçirmeli, evrensel ve güzel insani değerler çizgisinde onları yeni baştan düzenlemelidir.
Bizim yaşamaktaki gayemiz iyilik ve başkaları için yaşamak olmalıdır. Yaşamanın manası aslında budur. Bu düşünce ve inanca sahip insan kendini, makam ve rütbesini ikinci derecede düşünür. Böyle inanan ve hayatını buna göre dizayn edenin önünü ise kimse kesemez. “Yürü, top senin çevgan4 senin!” derler ona. Kütüphanelerde, laboratuvarlarda bilgiler akar o insanın kafasına; ticaret ile uğraşıyor ise sular seller gibi dökülür bütün olanaklar önüne.
Aksi halde, insan kendi ruhundan uzaklaşır, içte kadavralaşmaya, karbonlaşmaya girer, karbonali olur. Zorbalaşarak, gücünü zorla hükmetme, dayatma aracı olarak kullanır. Akli ve mantıki temeli olmayan maceralara girer ve etrafındakileri de kendisiyle birlikte bilinmezlere sürükler. Belki gün gelir azgın bir güce kavuşur; kavuşur ama gün gelir o azgın güç onu da yer bitirir.
Bir kalp üstadı “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal!” demiştir. Yani eski yaşantısını beğenmeyen bu zat, “Eski hale dönüş boş ve imkânsız. Ya yeni hal ya bozulup gitmek, perişan olmak, yok olmak.” demiştir. Evet, eski döneme ait değerleri aynıyla yaşatmak mümkün değildir. Onun için üstadın dediği gibi bir yenilenme, bir değişim şarttır. İnsan yeniden dirilmeli, yaraların üzerindeki ölü dokunun kaldırılmasının iyileşme sürecini hızlandırması gibi üzerindeki ölü toprağını atmalı, karbonlaşmış parçalarını temizlemeli, yeni bir insan meydana getirmelidir. Bu gereklidir gerekli olmasına ama kime nasip kime kısmet...
Evet, sistemi geriye işletip değiştiremezsiniz. Geçen geçmiştir. Yenilenmeli,geleceğe bakmalı ama başlangıçta ve sonrasında sıkı durulmalıdır. Meselenin rahata ve rehavet düşkünlüğüne hiç tahammülü yoktur. Bakın tarihe, koca devletleri tenperverlik, rahat tutkusu, çalım caka yıkmıştır. Osmanlı Devleti bunun bir örneğidir. Belli bir devreden sonra orduların önünde liderlik eden kimse kalmamış, büyük komutanlar cepheyi terk etmiştir. Sanki onlar ölüp gitse dünya yıkılacak!  Asıl, boğaz kenarındaki yalılarda köşe kapmacalarla, lale bahçelerinde zevk ve sefa ile geçirilen yıllar yıkmıştır koskoca devleti. Kadavralaşma dönemimize ait utandıran fotoğraflardır bunlar. Hâlbuki Alparslan’dan Selahattin’e, Murad Hüdavendigar’dan Yavuz’a kadar herkes cephededir. Askerlerinin önünde, ölüm kuşağında düşmanla karşı karşıyadır.
 Kadavralaşmamak için işi sıkı tutmak, beslenme kaynaklarını şuurluca okumak, beyin fırtınası yapmak, olan biteni tartışarak değerlendirmek şarttır. “Neredeyim? Yaşamımda nereye geldim? Bundan sonra nereye gideceğim? Her şey yolunda mı? Değilse ne yapmalıyım?” sorularının doğru cevaplarını bulmamız gerekir. Hata olmasa bile gereksiz alışkanlıkları çıkarıp atmak, kapıdan kovmak ayrı bir gerekliliktir. Bir ölçüde kendi hayatını daraltmak demektir bu. Ama yaşatmak için başka çare yok!
Öncekiler de hep böyle davranmamış mı?..
Sav köyünde bin kalem  eserleri yazıyor, teksir ediyordu. Elleri saban, pulluk, yaba, orak tutan bu insanlar boş zamanlarında ellerine kâğıt kalem alıyor, önlerine koydukları şablona bakıp bakıp yazıyorlardı. Evet, bin kalem onların ellerinde hayat buluyor, eserler yazılıp teksir ediliyordu. Ne güzel bir azim, bir kararlılık, bir heyecan, bir aşk bu. Katışıksız, dupduru bir saflık ve temizlik… Sahabe dönemi ile karşılaştırılınca belki yarı saffet dönemi. Yarı saffet ama merkezkaç hareketin hızının kesilmediği, üstadın suya attığı taşın oluşturduğu halkaların dalga dalga yayıldığı, zor şartların yaşandığı bir dönem!.. Kapıların önünde sürekli polislerin gezdiği, bu yetmiyormuş gibi karşı caddelerden evlerin kiralanıp ajanların yerleştirildiği, haftada bir baskınlarla herkesin derdest edilip götürüldüğü bir dönem…
Sonuç olarak “Allah bize insan olmayı nasip etsin. İç kargaşalardan korusun. Alışkanlıklarına esir olanlar gibi değil de saffet dönemi insanları gibi bir hayat yaşamayı nasip etsin.” dileğinde bulunalım ve bunun gerçekleşmesi için şunlara dikkat edelim:
1- İyiliği temsil eden her insan, inancının gereklerini yerine getirirse dünyada çok şeyler değişecektir.
2- Geçmişi geçmişte bırakıp tecrübelerden alınan derslerle geleceği planlayarak ve anı en güzel şekilde değerlendirerek hayatımızı bir dantela gibi iyiliklerle donatabiliriz. İnsan dünyada iyi bir görevi olduğuna inanmalı! Kendimize düşen bu görevi bulursak yaşamımızın bir değeri olur. Unutmamak lazım ki; dünyadaki görevimiz düşündüğümüzden de büyüktür.
3- Alışkanlıklarımızı gözden geçirip evrensel ve hakiki insani değerler çizgisinde onları ve kendimizi yeni baştan düzenlemeliyiz.
Devlet-i Aliye’nin5 kurucusu Osman Gazi ruhunu çadırda teslim etmişti. Söğüt’e yerleşeli kırk seneden fazla olmuştu; ama vefatı sırasında onun hâlâ evi yoktu. İnanması zor bir gerçek ama Osmanlı Devleti’ni kuran insanın sabit bir evi yoktu. Onlar at sırtındaydı. Zaruret dışında evi olanlara örnek olsun...
Bilecik’te oğlu Orhan Gazi’nin emri altında Bursa’yı fethe uğraşırken uzaktan Bursa’nın ışıklarını görüyor ve “Beni oraya defnedin.” diyordu. Etraftaki tekfurlardan elde ettiği mal mülkle o zaman bile Topkapı Sarayı’nı kurabilirdi; ama o çadırında yaşıyor ve orada vefat ediyordu. Zira o derin bir saflık, samimiyet ve adanmışlık ruhunun adamıydı. Bu fotoğrafı alır, sahabeninyanına koyarsanız aralarında bir fark bulamazsınız. İlk Padişah Osman Gazi ile Büyük Komutan Halid b. Velid’i yan yana getirseniz seçmekte zorlanır, “Acaba bu mu, yoksa öbürü mü Halid?” dersiniz. Bildiğiniz gibi; Büyük Komutan Halid vefat ederken geride hiçbir şey bırakmamıştı. Bir arkadaşı diyor ki: “Halid, herkesin övdüğü bir kumandan olarak yaşadı, güzelliklerin bir yitiği olarak gitti… Gitti ve geride sadece atını ve kılıcını bıraktı.” İşte nefsine, mefistoya ve kendine yenilmeyen insanlar. Alçalıyor gibi görünürken yükselenler. Yükselirken daha çok yükselenler.
Büyük Komutan Halid b. Velid, iki imparatorluğu yerle bir etmişti; ama mal mülk edinmemişti. O gönlünü dünyaya kaptırmamış, mala mülke, makama, rütbeye değil sadece bağlanılması lazım gelene; Allah'a bağlanmıştı. İnsanın ancak tek bir yere bağlanmaya gücü ve zamanı yeter. Âdemoğlu, iki şeye aynı ölçüde aynı kuvvette gönül veremez. Bir kalpte iki sevgi; bir yerde iki ben olmaz. Bağlanılacak tek varlık Yaratıcı olursa insan yanılmaz ve üzülmez. Allah tek güvenilecek mercidir! Bir de Allah ahlakı ile ahlaklananlara benzenebilir, güvenilebilir.
İşte onlar evrensel insani değerlerin herkese ulaşmasından başka bir şey istemiyordu. İstiyorlardı ki; herkes güzel sosyal ilişkilerin olduğu bir toplumda insanca yaşasın, insanlar, toplumlarının evrensel değerleri savunan gerçek peygamberleri ile tanışsın.
Bilge insanlar gece gündüz “Bu kocaman dünyaya nasıl insanlığı anlatırız?” diye düşünüyorlar. Sadece bu düşünceye bile baksanız, bilgelerin amaç ve gayelerinin ne denli büyük olduğunu, ne ile dertlendiklerini görürsünüz.
Hedef gösterme mi anlarsınız müjde mi bilemem; ama bir gün “Güzelliklerin sahibinin isimleri güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır.” Onlar, bunu bir görev bilmişler ve hep bu vazifeyi yerine getirme gayretiyle yaşamışlardı. Dünyadaki güzel insanların tarihçesi bu kutlu görevi yapma eylemleri ile doludur. Onları örnek alarak herkesin ölümcül hastalıklara tutulduğu yerde “Biz ümit olmalıyız.” deyip ayakta kalmasını bilmeli ve bu şuurla yaşamalıyız.
Bu kitap yükselirken alçalanların gerçek, yaşanmış öykülerini anlatır. İnsanlar yaşlı dünyanın bu son günlerinde inanılmaz ekonomik güçlere kavuşacaklar. Kimileri kule kule gökdelenleri dikecek. Belki yola başlarken saflık içerisinde olacaklar ama kendi ruhlarını beslemedikleri takdirde zamanla maddi yönden yükselirken manevi yönden alçalacaklar.
Bu kitapta düşüyormuş gibi görünürken yükselenlerin öyküleri de anlatılmıştır. Her düşüş zannedilenin aslında bir düşme olmadığını, her cefanın ardında bir hikmetin bulunduğunu, eza ve cefaların bir fırlatma rampası, bir yükselme aracı olduğunu  göreceksiniz.
Bu kitapta, aldanan insanın ayağını kaydıran handikapları ve kayma çukurlarını da göreceksiniz. Her insan çok büyük iç kapasitelerine sahiptir, özündeki bu büyük kapasiteye rağmen bu potansiyeller yerinde değerlendirmediği takdirde, melekleşebilecek bir insan bir canavara dönüşür.  Siz, yuvarlanıp giden zamanın içinde gafletler kuşağında zamanını ve gençliğini harcayan insanlar! Bu kitapta, Nemrutların, Firavunların hikâyelerini dinlerken yanılgı noktalarını izleyeceksiniz. Aziz ve azizelerin, salih ve temiz insanların hikâyelerinde yükselme rampalarını keşfedeceksiniz. Bu kitapla, hep birlikte ruhumuzu ve taşlaşmış, yontulmamış kalbimizin içindeki melek heykelinin varlığını fark edeceksiniz.
Son nefesimizi illa bir gün vereceğiz. Önümüzde uzun yıllar olsa bile ömrümüz bir gün bitecek… Son nefesimizi verdiğimizde akıbetimiz “Ve insan aldandı…” olmasın. “Allah bizden razı, Biz Allah’tan razı” olarak nefesimizi teslim edelim. Ne güzel olur, değil mi?
1. Biyopsikososyoruhsal: Biyolojik, psikolojik,sosyal, ruhsal.
2. Mefisto: Şeytan ve kötülükler.
3. Rehavet: Tembellik, gevşeklik, ihmalkârlık.
4. Çevgan: Cirit oyunlarında atlıların birbirlerine attıkları değnek.
5. Devlet-i Aliye: Osmanlı Devleti.

6. Sahabe: Efendimiz’in (s.a.v) dostları.

Dağ

“Dağ ne kadar yüksek olursa olsun yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanama. Yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken sen dağların bile üzerinden geçersin..”

Akşemseddin Veli