<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627</id><updated>2012-02-01T23:19:37.539+02:00</updated><category term='çocuk yetiştirme davranışları kontrol etme davranım bozukluğu karşı gelme bozukluğu evden kaçan kız çocukları'/><category term='psikiyatri çocuk psikiyatristi psikiyatrist izmir ruh hayat mal mülk beden makam mansıp'/><category term='mutluluk ismail yavaş doktor psikiyatrist psikolog'/><category term='psikolog izmir'/><category term='Herkesi Hızır Bil.'/><category term='ders başarısı çocuk psikiyatristi izmir'/><category term='işsizlik'/><category term='çocuk psikiyatristi çocuk psikoloğu izmir'/><category term='hikmet basiret'/><category term='çocuk psikiyatristi izmir psikiyatrist psikolog'/><category term='dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ismail yavaş'/><category term='aile toplum çocuklarımız yönetici hızır izmir manisa adalet ahlak'/><title type='text'>ismail yavaş pirene psikiyatri dal merkezi</title><subtitle type='html'>Bu blogda çocuk ve erişkin ruh sağlığı konuları ele alınır. İsmail Yavaş bir çocuk psikiyatristidir.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>289</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-8872216674539049568</id><published>2012-01-19T02:34:00.001+02:00</published><updated>2012-01-19T02:34:41.323+02:00</updated><title type='text'>Yarıyıl tatili, eksikleri tamamlamak için fırsat</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1231798&amp;amp;title=yariyil-tatili-eksikleri-tamamlamak-icin-firsat"&gt;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1231798&amp;amp;title=yariyil-tatili-eksikleri-tamamlamak-icin-firsat&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarıyıl tatili ve ara karneler, çocuklarımızın ders başarısını tekrar gözden geçirme vebir durum değerlendirmesi yapma adına bize bir fırsat sunar. Tatil, aynı zaman-da bir toparlanma zamanıdır. Bu dönemde sonuç ne olursa olsun gevşememe-li, vazgeçmemeli, yılmamalı. Nerede hata yapıldığı ayrı ayrı değerlendirilmeli...-Yorucu bir yarı dönem sonrasında öğrenciler de, veliler de hem dinlenme hem de gelinen başarı seviyesini değerlendirme mevsimine gelmiş bulunuyor. Bu dönemde anne-baba olarak hem kendimizi hem çocuğumuzu anlamaya çalışır ve eksiklerimizi tamamlamaya gayret ederiz. Bu, bir "durum değerlendirme zamanı"dır. Birinci dönemde anne-babanın yoğun meşguliyetler içinde zamanını iyi yönetememesi ve çocuğunu bire bir dinlemeyi ihmal etmesi sonucunda kaçan fırsatı lehe çevirmenin tam zamanıdır. Anne-babalar, günlük hayatta daha çok işleriyle, hayat meşguliyetleriyle, eğlenceyle, kendi işleriyle uğraşırlar. Hatta çocuklarıyla ilgilenmek yerine aile içi ve dışı iletişim problemlerine daha çok zaman ayırırlar. Bu durumda ailelerinden yeterli desteği görmeyen çocuklar, ilgilerini arkadaşlarına, internete, cep telefonuna, boş şeylere yönlendirirler. Boşluk, kötülüklerin arkadaşıdır. Boşluk (boş zaman) çalışmanın zıddıdır. Boş zaman, gerçek insan olma yolunun yol kesenidir. Önce boşluktan kurtulmak, zamanı iyi değerlendirmek gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen çocuklarımızın karnesindeki başarısızlıklar anne-babaları kızdırır. Aslında kendilerine de ait olan hataların tümünü çocuklarına yüklerler. Şüphesiz ki her anne-baba, okulda çocuğunun başarılı olmasını ister. Çocuklarımızın karneleri, aslında anne-babaların da karneleridir. Bu yarıyıl tatili, aynı zamanda bir toparlanma zamanıdır. Bu dönemde sonuç ne olursa olsun gevşememeli, vazgeçmemeli, yılmamalı, tekrar yeniden bir kere daha başarı mücadelesindeki saflarımızı almalıyız. Bu dönemde anne-babalar ve çocuklar neler yapmalıdır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çocuğunuzun karnesi aynı zamanda anne-babaların da karnesidir. Çocuğunuza kızmayın. Kızacaksanız önce kendinize kızın. "Neden çocuğum böyle?" diye kendinizi eleştirin ki; güzel bir sonuca varabilesiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Anne-babalar, çocukla olan iletişimi artırmalıdır. Çözüm eleştirmekten değil, yakınlaşmaktan geçer. Paylaşımcı bir iletişim kurun. Çocuğunuzla aranızı düzeltin. Ona, okumanın önemini anlatın. Birlikte geçirdiğiniz zamanı artırın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Çocuğunuzun öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, aile içi sorunlara bağlı mutsuzluk olabilir. Bu hastalıklar, kısmen veya tamamen tedavi edilebilecek problemlerdir. Bu tip bozukluklar başarıyı düşürür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Çocuğun, öğretmeni ile iletişim sorunu ya da arkadaşlarıyla problemleri olabilir. Öğretmeninden istediği ilgi ve takdiri görmeyebilir. Dikkatli ebeveyn, çocuğunu dinleyerek bu gibi olumsuz sebeplerin olup olmadığını anlar ve öğretmenle etkin bir diyalog içinde bu tür sorunlar genelde kolaylıkla çözülebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Arkadaşları ile sorunlar yaşayabilir. Arkadaşlık, okulda çocuğun uyumunu olumlu olumsuz etkileyen en önemli nedenlerdendir. Çocuğun okulda neler yaptığını gün sonunda dinleyin. İkinci dönem, çocuğunuzun okuluna en azından iki kere gidin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Çocuğun kaygıları, geçirdiği korkular, üzücü olaylar kişiliğini olduğu kadar dikkat, ilgi ve öğrenmesini, dolayısıyla ders başarısını da etkiler. Küçük sorunlar anne-baba, aile desteği ile kolaylıkla aşılabilir. Aşırı stresli ortam, anne-baba geçimsizliği, anne-baba ayrılığı, boşanma, olumsuz anne-baba tutumları, kardeşlerle ve diğer aile üyeleri ile sorunlar da ders başarısızlığının en önemli nedenleri arasındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Çocuklara bir hedef oluşturmalarında yardımcı olunmalıdır. Hayatta gayelerinin olması, derslere ilgisini ve başarısını artırır. Ebeveynler, okumaya ne kadar önem verdiklerini çocuklarına hissettirmelidirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar nasıl tatil yapmalı? Çocukların, tatilin başlamasıyla birlikte önce dinlenmeleri gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi'nden Uzman Klinik Psikolog Sevil Usanmaz, ders tekrarı gerekiyorsa bunun okul açılmasına yakın dönemde başlatılmasının daha yararlı olacağını vurgulayarak, çocukların tatilin sadece dinlenmek ve eğlenmek için değil, hoş vakit geçirirken öğrenmeyi geliştirmek amaçlı kullanmalarını öneriyor. Satranç öğrenmek, fotoğraf çekmeyi öğrenmek, basket oynamak, bahçede olmak, kitapevi ya da markette çalışmak, basit ev işlerine yardımcı olmak, gibi hayatı öğrenme biçimi de okul eğitiminin iyileşmesinde önem taşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-8872216674539049568?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/8872216674539049568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=8872216674539049568&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8872216674539049568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8872216674539049568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2012/01/yaryl-tatili-eksikleri-tamamlamak-icin.html' title='Yarıyıl tatili, eksikleri tamamlamak için fırsat'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-1839316074982709360</id><published>2012-01-18T23:59:00.000+02:00</published><updated>2012-01-18T23:59:12.302+02:00</updated><title type='text'>Aile Karnesi - 1</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2368"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2368&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile Karnesi - 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarı Yıl Tatili ve Ara Karnelerin Gölgesinde Çocuklarımızın Ders Başarısını Tekrar Gözden Geçirme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullar tatil oldu. Yorucu bir yarı dönem sonrasında öğrenciler de veliler de hem dinlenme hem de gelinen başarı seviyesini değerlendirme mevsimine gelmiş bulunuyor. Bu dönemde anne baba olarak hem kendimizi hem çocuğumuzu anlamaya çalışır ve eksiklerimizi tamamlamaya gayret ederiz. Bu bir “durum değerlendirme zamanı”dır. Birinci dönemde anne babanın yoğun meşguliyetler içinde zamanını iyi yönetememesi ve çocuğunu birebir dinlemeyi ihmal etmesi sonucunda kaçan fırsatı lehe çevirmenin tam zamanıdır. Anne babalar günlük hayatta daha çok işleriyle, hayat meşguliyetleriyle, eğlenceyle, kendi işleriyle uğraşırlar. Hatta çocuklarıyla ilgilenmek yerine aile içi ve dışı iletişim problemlerine daha çok zaman ayırırlar. Bu durumda ailelerinden yeterli desteği görmeyen çocuklar ilgilerini arkadaşlarına, internete, cep telefonuna, boş şeylere yönlendirirler. Boşluk mefistonun arkadaşıdır. Boşluk (boş zaman) çalışmanın zıddıdır. Boş zaman gerçek insan olma yolunun yol kesenidir. Önce boşluktan kurtulmak, zamanı iyi değerlendirmek gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara karne döneminde herkes farklı tepkiler içerisinde olur. Bazen çocuklarımızın karnesindeki başarısızlıklar anne babaları kızdırır. Aslında kendilerine de ait olan hataların tümünü çocuklarına yüklerler. Eğitim öğretim bizim milletimiz için önemlidir. Şüphesiz ki her anne baba okulda çocuğunun başarılı olmasını ister. Özellikle bizim insanımız tahsile düşkündür, insanlarımız çocuklarının okumasını ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızın karneleri aslında anne babaların da karneleridir. Bu yarı yıl tatili aynı zamanda bir toparlanma zamanıdır. Bu dönemde sonuç ne olursa olsun gevşememeli, vazgeçmemeli, yılmamalı, tekrar yeniden bir kere daha başarı mücadelesindeki saflarımızı almalıyız. Bu dönemde anne babalar ve çocuklar neler yapmalıdırlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çocuğunuzun karnesi aynı zamanda anne babaların da karnesidir. Çocuğunuza kızmayın. Kızacaksanız önce kendinize kızın. Neden çocuğum böyle diye kendinizi eleştirin ki güzel bir sonuca varabilesiniz. Çocuğunuzu ve diğer insanları eleştirerek bir yere varamazsınız. Eleştirecekseniz kendinizi eleştirin ki bir çıkış yolu bulabilesiniz. Bu eleştiriyi de yapıcı yapın. Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Bundan sonra ne yapabiliriz diye düşünün. Yoksa yıkıcı eleştirilerin kimseye faydası yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Anne babalar çocukla olan iletişimi artırmalıdırlar. Çözüm eleştirmekten değil, yakınlaşmaktan geçer. Paylaşımcı bir iletişim kurun. Çocuğunuzla aranızı düzeltin. Ona okumanın önemini anlatın. Onunla aranızı düzeltin. Birlikte geçirdiğiniz zamanı artırın. Babalar çocuklarıyla daha çok ilgilensin. Yıkıcı eleştiriler yerine yapıcı iletişimi ön plana çıkarın. Çocuklar çoğunlukla gençliğin, ergenliğin ve çevrenin etkisiyle sağa sola dalarlar. Eğlenceyi, arkadaşlığı, cep telefonu ve internetle iletişimi ön planda tutarlar. Onlara okulun önemi anlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Çocuğunuzun öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, aile içi sorunlara bağlı mutsuzluk olabilir. Bu hastalıklar, kısmen veya tamamen tedavi edilebilecek problemlerdir Bu tip bozukluklar başarıyı düşürür. Bozukluk, çocuğun dikkat ve ilgisini olumsuz etkiler. Bu hastalıklar öğrenmeyi zorlaştırdığı için çocuğu derslerde soğutur. Önce hastalığın tespit edilip tedavi edilmesi önemlidir. Sağlıklı çocuk öğrenmekten zevk alır. ( Devamı Haftaya )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-1839316074982709360?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/1839316074982709360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=1839316074982709360&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1839316074982709360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1839316074982709360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2012/01/aile-karnesi-1.html' title='Aile Karnesi - 1'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2294074509560518419</id><published>2012-01-11T22:45:00.001+02:00</published><updated>2012-01-11T22:45:37.503+02:00</updated><title type='text'>GENCECİK KIZIMIN TRAFİK KAZASINDA PARMAKLARI KOPTU - 2</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2349"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2349&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeğeniniz çok büyük bir kaza geçirdi. Leğen kemiği de kırıldı. Kendisi “belki ölebilirdim hala” demişti size. Gerçekten ölebilirdi. Ama ölmedi. Bu da şükredilecek bir husustur. Olayın bir başka güzel yönüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bilge şair bu ve benzeri durumlar için ne güzel demektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak şerleri hayr eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arif onu seyreyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zannetme ki gayreyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Hakk’a tevekkül kıl &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabreyle ve razı ol &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevfiz et (Yükünü O’ na devret) ve rahat bul &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakk’ın olacak işler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hikmetini işler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşdur gam u teşvişler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep işleri fayıkdır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neylerse muvakıfdır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirine layıkdır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilden gamı dur eyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefviz-i umur eyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbinle huzur eyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen adli zulüm sanma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabret sakın o sanma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teslim ol oda yanma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deme şu niçin şöyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak sonuna sabreyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerincedir o öyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naçar kalacak yerde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derman eder ol derde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nagah açar ol perde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişle geri kalma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal ile dahi olma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müstakbele hem dalma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vallah güzel etmiş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tallah güzel etmiş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Billah güzel etmiş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah görelim netmiş.Netmişse güzel etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Dalgalı bir denizde yükünü elinde taşımaya çalışan bir adam eğer yükünü gemiye bırakır ve yükün üstüne oturup bir de çay içerse herhalde epeyi rahat eder. Yükünü taşımaya çalışsa dalgalı denizde belki yükü ile denizi boylayacak ve ölecek. Sonuçta O’ nun ne yaptığına bakarken güvenerek bakmakta fayda var. O ne yaparsa güzel yapar. Ama tabii biz insanız. Aciziz. Olayların arkasını göremiyoruz. Altında yatan dersleri hemen algılayamıyoruz. Bilemiyoruz ki kim bilir bizim için ne iyi ? Elbette kolay değil. Başına gelen acıyı bilir. Allah sabırlar versin. Ancak olayın olumlu yönlerine bakmakta da fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara gelen büyük küçük sıkıntı ve dertler hatalarımızı siler. Adil olan hiçbir şeyi ihmal etmez. Artılar ve eksiler önemlidir. Birinin eksikliği, başkasının fazlalığı hep O’ nun bilgisi dahilindedir. Asla sizdeki gibi böyle büyük bir kaybı mükafatsız bırakmaz. Yaşanan dert, sıkıntı, kayıp beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan diken olmuş fark etmez. En ufak bir diken bile evvelki yaşamımızdaki bir hatamızı silebilir. Hiçbir şey boşa gitmez. Sadece bu dünya için yaşanmaz. Gelecek dünyada da yaşanacak güzel şeyler var. Cennet te cehennem de bu dünyadan başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2294074509560518419?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2294074509560518419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2294074509560518419&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2294074509560518419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2294074509560518419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2012/01/gencecik-kizimin-trafik-kazasinda_11.html' title='GENCECİK KIZIMIN TRAFİK KAZASINDA PARMAKLARI KOPTU - 2'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-392706646775727752</id><published>2012-01-05T09:42:00.000+02:00</published><updated>2012-01-05T09:42:40.167+02:00</updated><title type='text'>GENCECİK KIZIMIN TRAFİK KAZASINDA PARMAKLARI KOPTU</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2336"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2336&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: Doktor bey ben halayım. Yeğenim üç gün önce trafik kazası geçirdi. Sol elinin dış üç parmağı koptu. Elinin bir kısmı ezildiği için dikilemedi. Şu anda eli sargılarda. Parmaklarının dikilemediğini bilmiyor. Nasıl söyleyeceğiz ? Yardım eder misiniz ? Yeğenim üniversite 3. sınıf öğrencisi. Yeğenim yaşamının baharında. Üstelik tek kız çocuğu. Karetede siyah kuşaktı ve anterenör olmak istiyordu. Eli duvarla kamyon arasında sıkıştı. Kazadan sonra kopan parmaklarını kendi eliyle toplamış. Gencecik kız. Nasıl anlatacağız parmaklarının dikilemediğini ? Doktorlar “dikersek kangren olur, elini daha üstten keseriz” dediler. Nasıl öğretmen olacağım diyor. “Ben karete hakemi olacaktım. Öğretmen olamayacağım.” diyor. Çaresiz kaldık. Yardım edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap: İnsan dertlerle, musibetlerle, sıkıntılarla, cana, mala, ürünlere gelecek noksanlıklarla yaşamını sürdürecektir. Yaşam sürekli düz gitmez. İnişlerle ve çıkışlarla doludur. Her inişin bir çıkışı, her çıkışın bir inişi vardır. Sabredenler müjdeli sonuca varırlar. Yaşamımızda neyin iyi neyin kötü olduğunu bilemiyoruz. Kim bilir iyi zannettiğimiz şey bizim için kötü olabilir. Kötü zannettiğimiz şey bizim için iyi olabilir. İnsan kendine bir dert, sıkıntı geldiğinde "Biz O’ nunuz ve ancak O`na döneceğiz” deyince bir rahatlama olur. Böyle bir sıkıntıya uğrayan siz ve yeğeniniz sabır kalesini kullanmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeğeniniz öğretmen olacak ve sağ elini kullanıyor. Öğretmenlik mesleği için sağ eli yeterli. Yaşadığı kayıp mesleğini yapmaya engel değil. Karete antrenörü olabilir mi bilmiyorum ama karete hakemi olabilir sanırım. Hakemlikte önemli olan spor sanatını bilmek ve yarışmaları iyi yönetmek. İyi yönetici bir hakem sevilir. Bunlar acınızı azaltacak önemli teselliler. İnsan başına gelen böyle bir sıkıntı ve kayıp için “Bana bu kayıbım için ücret ve bunun arkasından daha iyisini ver" derse Tanrı o sıkıntıyı alır ve mutlaka daha iyisini verir. Bizim “anladığımız iyi” ile bize “verilen iyi” farklı olabilir. Ama biz verilenin iyi olduğunu belki çok sonra anlarız. Olan bazı şeylerin güzelliğe bakan yönünü ilk anda anlamayabiliriz. Yıllar sonra geçmişe baktığımızda o olan sıkıntılı olayın güzelliklerini görebiliriz. Ama insan acelecidir. Her şeyin hikmete bakan yönünü hemen göremeyebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilge biri dağa dua etmeye çıkacaktır. Onu seven bir adam benim için dua eder misin, hayvanların konuştuğu dili anlayayım der. Bilge, adamın dediğini yapar. Dağdan döndüğünde kendine gelen adama “duan kabul oldu” der. Adam koşarak çiftliğe gider. Bakar ki horozla köpek konuşuyor. Adam da onların konuşmalarını anlıyor. Çok sevinir. Merakla ne konuştuklarını dinlemeye başlar. Horoz ile köpek bir ekmeği paylaşamamışlar; horoz bir çırpıda lokmayı yutuvermiştir. Köpek kızar, söylenmeye başlar. “Neden benimle paylaşmadın?” diye. Kavga büyür. En sonunda horoz “merak etme. Yarın efendinin atı ölecek. Onun etinden sana da bir pay düşer. Bağırıp çağırma” der. Efendi bunu duyunca hemen atı pazara götürür ve satar. Ertesi gün bakar at gerçekten ölmüş. Sevinir. “Oh ! kar ettim.” der. Koşarak çiftliğe gelir. Horozla köpeğin kavgası kızışmıştır. Horoz köpekle başa çıkamayınca sakinleştirmek için “merak etme. Efendi nasıl anladı anlamadım. Ama yarın efendinin ineği ölecek. O zaman sana da bir pay düşer.” der. Efendi bunu duyar duymaz ineği pazara götürür ve satar. Ertesi gün inek ölünce efendi yine kar ettiim diye sevinir. Başka bir şey öğrenir miyim diye çiftliğe koşar. Horozla köpek iyice kapışmıştır. Horoz bu sefer de köpeğe “efendi ineğin öleceğini nerden anladı bilmiyorum ama bakalım yarın ne yapacak ? Yarın efendi ölecek. Onun helvasından sana mutlaka düşer.” der. Adam bunu duyunca paniğe kapılır ve koşturarak bilgeye gider. Ama bilge “bu sorunun için bir şey yapamam. Olsa olsa sana güzel bir ölüm için dua edebilirim.” der. At ölseydi, inek ölmeyecekti, inek ölseydi adam ölmeyecekti. Başımıza gelen şeyler kimi zaman aslında kötü değildir. Olacak daha kötü şeylerin önünde engeldir, bedeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeğeniniz sağ elini % 100 fonksiyonel kullanabilmektedir. Sol elinin de başparmağını ve işaret parmağını rahatlıkla kullanabilecektir. Başparmak ve işaret parmağın bir elin en fonksiyonel parmaklarıdır. Dolayısı ile sol elini de büyük oranda kısmen kullanabilecektir. Bu da bir tesellidir. ( Devamı Haftaya )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-392706646775727752?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/392706646775727752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=392706646775727752&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/392706646775727752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/392706646775727752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2012/01/gencecik-kizimin-trafik-kazasinda.html' title='GENCECİK KIZIMIN TRAFİK KAZASINDA PARMAKLARI KOPTU'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7695674057115090109</id><published>2012-01-01T21:39:00.001+02:00</published><updated>2012-01-01T21:39:37.832+02:00</updated><title type='text'>Kadına Şiddet</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2303"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2303&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçlü olanın güçsüz olana uyguladığı zulüme şiddet denir. Şiddetin çeşitleri vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Fiziksel şiddet, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&amp;nbsp;Ekonomik şiddet,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&amp;nbsp;Psikolojik şiddet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.&amp;nbsp;Cinsel şiddet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zulüm içerikli şiddetin her türlüsü kınanmalıdır. Aslında şiddetin en fenası aile bireylerinin birbirlerine yaptıkları şiddettir. Aile bireylerinin birbirine yaptığı şiddet mefistonun en hoşuna gidenidir. Şiddetin öğrenilmesi aileden başlar. Maalesef şiddete uğrayan çocuk çoğunlukla büyüdüğünde de şiddet uygular. Şiddet uygulandığı mağdurlara göre de çeşitlere ayrılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğa uygulanan&lt;br /&gt;1. Kadına uygulanan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Erkeğe uygulanan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Kendine uygulanan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.&amp;nbsp;Topluma uygulanan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.&amp;nbsp;Dünyaya uygulanan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlenmiş olan hataların en büyüğü kadına yalnızca erkeğe hizmet etmek için yaratılmış bir varlık gözüyle bakmaktır. Günümüzde ve geçmişte kadına hak ettiği değerin verilmediği bilinmektedir. Bazen kadına değer verme adına onu değersizleştirme de söz konusu olmuştur. Kimi uygulamalarda ona değer verme adına yapılanlarda onun hak ettiğini görmek mümkün değildir. Özgürlüğü kısıtlanarak değersizleştirilen de ve gene özgürlük verme adına değersizleştirilen de odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadına şiddet en çok iki kaynaktan gelir: Aileden ve toplumdan. İkisinin de ardında aslında kadını değersizleştirmekte fayda gören mefistonun oyunları vardır. Kadın değerini ancak güzel insani değerlerde bulur. Kadın annedir, haladır, teyzedir, kızımız, yeğenimiz, kardeşimizdir. O, insanların yarıdır. O, geleceğin anne ve babalarının yetiştiricisidir. O, babaanne, anneannedir. O, mukaddes ve kutsaldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O aşağılanmamalıdır. O ayaklar altına değil, başlar üzerine layıktir. Cennet bile onun ayaklarının altındadır. Bir toplum yükselecekse ve yücelecekse bu kadının yerinin ve makamının yüceltilmesinden geçer. Toplumların yükselmesi ailenin yükselmesiyle direk ilişkilidir. İnsani ve güzel değerlerin ailede yerini bulması toplumun da gelişmesini sağlar. Ahlaklı ailelerin omuzlarında büyük devletler doğar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler, kendini kanıtlayamayınca kadının ve ailesinin üzerinde şiddet uygulayarak kendini kanıtlamaya çalışıyor. Oysa insanın kendini kanıtlayabileceği o kadar çok şey vardır ki. Örneğin kendini mesleği ile kanıtlayabilir. Mutlu evlilik kurarak kendini kanıtlayabilir. Mutlu evlilikte eşler kendini kanıtlayabilir. İnsanın egonun yüksek dağından inip, nefsinin tepelerini fethetmesi gereklidir. Fetih kadının ve çocuğun üzerinde şiddetle hegomanya kurmak değildir. Gerçek fetih insan nefsinin zümrüt tepelerini fethetmesidir. İçindeki iyilik ve kötülük savaşında iyinin kazanmasını sağlamaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mefisto: Şeytan, kötülük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7695674057115090109?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7695674057115090109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7695674057115090109&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7695674057115090109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7695674057115090109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2012/01/httpwww.html' title='Kadına Şiddet'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7447147985283472946</id><published>2011-12-18T12:24:00.004+02:00</published><updated>2011-12-18T12:24:41.944+02:00</updated><title type='text'>Nefisle Aşk Arasında İnsan</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Nefisle Aşk Arasında İnsan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülgafur Neft ÇALALI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünceliydi. Bu da neyin nesiydi? Nereden çıkmıştı şimdi bu? İzin verirse, onun girmesiyle her şey alt üst olabilirdi. Hâlbuki onun yapması gereken daha önemli işler vardı. Boşa harcayacak zamanı yoktu. Ne yapacağını şaşırmıştı. Kalb'e sormak istedi, bu gelen de neyin nesi diye. Bir de ne görsün, Kalb kendinden geçmiş. Kaptırmış kendisini yeni gelen 'düşmana'. Kalb kendini kaptırmakla kalmamış; parçalamış, yıpratmış kendisini. Akıl anladı, kalesinin bir burcunun yerle bir olduğunu. İşin ciddiyetini kavramıştı. Acil çare bulmalıydı. Gelenin çok sakıncalı biri olduğunu Kalb'in hâline bakınca daha iyi anlamıştı. Kalb'den âdeta eser kalmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl düşünceliydi. Bu meseleyi paylaşacağı, onu çıkmazdan kurtaracak birini arıyordu. Birden 'gözler'i hatırladı. Hemen içine bir ümit doldu. Çünkü gözler etrafı gözetleyen en iyi askerleriydi onun. Etrafta olan bitenleri, yeni gelenin kim ve nasıl bir güce sahip olduğunu en iyi onlardan öğrenebilirdi. Hiç zaman kaybetmeden onların yanına gitti. O kadar heyecanlanmıştı ki, hemen konuya girdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biraz önce bir yabancının kalemize yaklaştığını gördüm. Görünüşe göre o kadar da kuvvetli birisi değil. Ama Kalb'in yerle bir olduğunu görünce dehşete kapıldım. Bu kadar zayıf olmasına rağmen Kalb burcumuzu yıkmışlarsa, demek ki onda bizim anlayamadığımız bir güç var. Ben de işin hakikatini sizden öğrenmeye geldim. Nedir bu? Neden bu kadar tesirli? Neden böyle zamansız, habersiz, sinsice yaklaşıyor kalemize? Bundan nasıl korunabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl yüksek sesle ve hızlıca konuşurken bir şey fark etti. Gözlerden hiç ses çıkmıyordu. Sanki onu hiç dinlemiyorlardı. Akıl, sesini yükseltti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne oluyor böyle? Bu ne saygısızlık? Yoksa beni dinlemiyor musunuz?&lt;br /&gt;Akıl, gözlere biraz daha yaklaştı. Bir de ne görsün. Gözler ağlamaktan karşı tarafı artık göremez olmuş. Hattâ aklın geldiğini bile görememişti. Akıl çok celâllendi. Yakalarından tutup ikisini de silkeledi. 'Sizi hainler. Bu ne gaflet böyle? Siz memleketi böyle mi koruyorsunuz? Düşman gelip içerimize kadar girmiş; ama siz burada uyuşuk uyuşuk oturuyorsunuz. Burnunuzun ucunu bile göremiyorsunuz.' diye bağırdı. Ama nafile. Onlarda hiç ses yoktu. Sürekli ağlıyor, ağlıyor ve gözyaşlarıyla yerle bir olmuş Kalb burcunu devamlı yıkıyorlardı (Ama tamir ettiklerini sanıyorlardı.) Akıl çıldıracağından korktu. Gözlerin her birine birer tokat vurup hemencecik oradan ayrıldı. Öfkesi daha da artmıştı. Düşmanın bilinmezliği ve acizliği içinde bu kadar kuvveti onu daha da çıldırtıyor ve korkutuyordu. Artık gözlerden de bir fayda gelmeyeceğini anlamıştı. Kimden yardım isteyeceğini kestiremez olmuştu. Yoksa Padişah'a çıkıp durumu arz etse miydi? Ama ne deyecekti? Düşmanın nasıl birisi olduğunu bile bilmiyordu? 'Efendim düşman öyle sinsi birisi ki burçlarımızı nasıl yıktığını, içimize kadar girip, size nasıl yaklaştığını bilmiyorum.' diyemezdi. En kısa zamanda ya düşmanı yenmeli, ya da yeterli bilgi toplayıp Padişah'ın yanına öyle çıkmalıydı. Düşünürken bir çözüm bulmuştu. Hiç zaman kaybetmeden işe koyulmalıydı. Memleketin en acımasız askeri olan Gazap'tan düşmanı bulup yok etmesini isteyecekti. Akıl, Gazap'ı iyi tanırdı. Çoğu zaman Akıl'ı bile dinlemeden harekete geçer düşmanla savaşırdı. Onu ancak Padişah durdurabilirdi. Evet, şimdi Gazap'ın zamanıydı. Hızlıca onun yanına koştu. Onun tehlikeli biri olduğunu da bildiği için ondan biraz uzak durup söze başladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Asker nasılsın? Ne zamandan beri birbirimizi tanıyoruz? Senin ne kadar gözü pek olduğunu biliyorum. Şimdiye kadar kalemizi düşmana karşı en iyi koruyan sensin. Hoşuma gitmese bile, birçok zaman benden izinsiz harekete geçip savaşı başlattığın oldu. Ama sen de kabul ediyorsun ki, o savaşların çoğundan biz zararlı çıktık. Çünkü daha gelenin kim olduğunu, maksadının ne olduğunu anlamadan savaş açtın ve biz kaybettik. Bu sebepten de padişahtan azar işittiğin de oldu; ama bu defa durum farklı, asker. Durum ciddi. Düşman kalb ve göz burçlarımızı farklı yollarla saf dışı bıraktı. Ben bu yüzden onun nasıl birisi olduğunu bile bilmediğimden savaş stratejisini ayarlayamıyorum. Senden o eski günlerdeki gibi düşmanı tanımadan bile harekete geçmeni istiyorum. Sen savaşırken ben de zaman kazanır ve savaş taktiklerimizi geliştiririm. Bu savaşla ilgili bütün mesuliyet benimdir. Kaybedersek Padişah'a karşı ben sorumluyum. Ne dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazap her zamankinden farklı olarak suskundu. Gözlerini sürekli bir noktaya dikiyor, belli ki kendini kontrol etmeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim, sizin dediklerinizi anladım. Durumun ciddiyetinin farkındayım. Ama en son savaştan sonra Padişah beni yanına çağırdı. Bana dedi ki, oğlum, seni anlıyorum. Sen içindeki ateşi durduramıyorsun. Ama bu memlekette herkesin bir gayesi ve görevi vardır. Asıl gayemiz ise birdir. O'na ulaşmak. Senin bu memlekette durmanın sebebi, bu yolda engel çıkarmak değil, engelleri ortadan kaldırmaktır. O'na giden yoldan bizi alıkoyan şeylerle savaşmalısın. Ama bakıyorum ki, tam tersini yapıyorsun. Yakında önemli bir misafirimiz gelecek. Korkarım ki, ona da düşmanca davranırsın. Artık kendini toparla. Bundan sonra geri dönülmez, yanlışlar yapabilirsin. Aslında bunu neden yaptığını da biliyorum. İçimizdeki hain Nefis, seni aldatıyor. Dostumuzu düşman, düşmanı dost gösteriyor. Sen onun hilesinden sakın. Savaşırken Akıl'a mutlaka danış. O, daha iyi karar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi işte. Padişah'ımız da beni dinlemeni söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır efendim. Sizin dediğinizi yapamam. Çünkü sizin vazifeniz karar vermek, seçmek, stratejiler hazırlamak. Bakıyorum ki, bunun hiçbirisini yapacak konumda değilsiniz şu ân. Onun için beni affedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl Gazap'ın bu kadar soğukkanlı olmasına doğrusu şaşırmıştı. Ama yardım etmediği için de içten içe kızgındı. Oradan ağır adımlarla uzaklaşmak istedi. Ama aklına takılan soruyu sormak için geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Padişah'ımız Nefis'in hain olduğunu bildiği hâlde neden onu idam etmiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim, ben sadece savaşmasını bilirim. Sorumu cevaplasa bile anlayamayacağım için hiç sormadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl artık ne yapacağını şaşırmıştı. Cevaplaya­madığı sorular gittikçe artıyordu. Cevaplayamadığı soru olunca işte onun çıldırdığı noktaydı. Böyle olunca hep yaptığı bir şey var idi. İhtiyar bir dost olan Hikmet'in yanına gidip onunla konuşmak. Hikmet, Akıl'a çözemeyeceği noktalarda yardımcı olur ve memleketin daha iyi idare edilmesine önemli bir katkıda bulunurdu. Ama onun bir özelliği vardı ki, sır vermezdi. Problemlere, hâdiselere çözümler sunar; ama çözümleri kapalı şekilde Akıl'a söylerdi. Hikmet, sanki bu memlekete O'nun bir lütfüydü. Akıl, düşünceleri etrafından dağıtıp aceleyle Hikmet'in yanına koştu. Hikmet odasında oturup Tefekkür denen arkadaşıyla konuşuyor ve kendisini daha da zenginleştirmeye çalışıyordu. Akıl, onları bir arada görünce çok sevindi. Ve hemen ikisinin de ellerinden öptü.&lt;br /&gt;- Efendim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Haberimiz var, oğlum. Anlatmana gerek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl, Hikmet'in hâdiseyi biliyor olmasına sevindi. Meseleyi biliyorsa, çözümünü de çoktan bulmuştur belki de. Hiç zaman kaybetmeden sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim peki tavsiyeniz nedir? Meçhul birisiyle nasıl savaşabiliriz? Ne kadar güçlü birisi? Hikmet, biraz daha suskunluğuna devam etti. Ama Akıl'daki fırtınaları gördüğünden konuşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak evlâdım, sen bu memleketin düşünce, strateji üretip memleketin zararlı şeylerden kaçınıp yararlı şeyleri almasına vesile olan birisin. Bunu yaparken elbette hâdiselerin perde arkasını düşünüyor, vereceğin kararın bizi ne kadar kârlı çıkaracağını hesaba katıyorsun. Ama bazen neyin hayırlı neyin de şer olduğunu bilemeyebilirsin. Tıpkı bu hâdiselerdeki gibi. Her şeyi anlamamız, bilmemiz bize zararlı olabiliyor. Çünkü bazı işlerin neticeye varmasından sonra, o işin hayırlı olduğunu anlayabiliyoruz. Sebep netice münasebeti her zamankinden farklı olabilir. Şer gibi görünen şeyden hayır, hayır gibi görünen şeyden şer doğabilir. Şimdi sen, karar verirken şer gibi görünen şeyden tabiî olarak, mesuliyetin gereği kaçman lâzım veya memleketi bu şeyden haberdar etmen için harekete geçmen lâzım. İşte bu neticesi hayra varacak -şer görünümlü hayrı- senin engellememen için bazı şeyleri bilmemen lâzım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Efendim; ama benim kabiliyetimin farkındasınız. Ben hâdiselerin perde arkasını da sezebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hepimiz sınırlıyız. Bunu en iyi senin bilmen lâzım. Ben kardeşim Tefekkür'le her gün muhabbet edip kendimi geliştiriyorum. Sen de yaşadığın tecrübeler, zorluklarla gelişiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim, sizin şimdi bu gelenle ilgili bir bilginiz yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Var, ama sınırlı. Büyük yerden geldiğini biliyorum. Ve Padişah'ın misafiri olduğunu biliyorum, o kadar. Akıl neye uğradığını şaşırmıştı. Nasıl olurdu da kaleye bu kadar zarar veren birisinden Padişah'ın haberi olurdu. Hikmet'i tanımasaydı onun deli olacağını düşünürdü. Deli değildi; ama şaka yapabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim şaka mı yapıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cahillerden olmaktan O'na sığınırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl hâdiseyi tam anlayamasa da Hikmet'e inanmıştı. Belli ki işin içinde bir iş vardı. Hikmet'in dediği gibi hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Ama Padişah'ın neden ona haber vermediğini bir türlü anlayamamıştı. Yoksa güvenmemiş miydi? Durum belki de Hikmet'in dediği gibiydi. Ama meseleyi daha da iyi anlamak için galiba bir yolunu bulmuştu. Şehvet'le konuşacaktı. Şehvet, kalenin kapıcılarından biriydi. Günlük ihtiyaçların kaleye alınmasında o vazifeliydi. Ama o da en azından Gazap kadar tehlikeliydi. Birçok defa Aklı kandırarak kaleye lüzumsuz, hattâ zararlı şeyler almıştı. Akıl işi anlayınca artık geç kalmıştı. Bu sebepten de Padişah'tan azar işitmişti. Ama nedense ne Gazap'ı, ne de Şehvet'i Padişah azletmiyordu. Bunun sebebini akıl bir türlü anlayamıyordu. Hattâ kalede Vezirlik makamını tutan Nefs'in hain olduğunu anlamasına rağmen neden Padişah onu idam etmemişti, bunu bir türlü anlayamıyordu. Galiba şimdiye kadar kendine çok güvenmişti. Padişah da bunu pek önemsememiş, yapılması gerekenleri bizzat kendisi yapmıştı. Akıl, bu düşüncelerle kalenin kapısına doğru yaklaştı. Kapıyı aralayıp dışarı baktı. Dışarıda Şehvet'in köpeğinden başka kimse yoktu. Akıl, köpeğin hareketlerinden Şehvet'in içeride olduğunu ve birisini Padişah'a götürdüğünü anladı. Akıl, artık ne yapacağını, neye uğradığını bilmiyordu. Padişah bu kadar kötü, âsi birisine nasıl güvenirdi? Misafir bu kadar önemliyse onun karşılanması gerekmez miydi? Kötü şeyler düşünmeye başladı. Yoksa Padişah, ona güvenmiyor muydu? Yani Şehvet, ondan daha mı önemliydi Padişah'ın yanında? Ama Hikmet'in dediklerini hatırlayınca biraz sakinleşti. Belli ki onu aşan şeyler vardı. Bunu en kısa zaman da öğrenmeliydi. Çünkü soruları gittikçe artıyor ve arttıkça çıldıracağından korkuyordu. En iyisi Padişah'a gitmekti. Bütün soruların cevapları galiba ondaydı. Tabii ki Padişah'ı da aşan şeyler eğer yoksa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde endişe ve sorularla Padişah'ın köşküne girdi. Meselenin iç yüzünü öğrenecekti. Müsaade isteyip huzura girdi. Ama Padişah'ın yanında bir misafiri görünce şaşırdı. Acaba kaleye bu kadar zarar vererek içeri giren meçhul adam bu muydu? Görünüşe göre bunları yapacak bir kuvvete sahip biri değildi. Zayıf ve sakin birisine benziyordu. Ama bir sinsilik vardı onda. Bakışlarıyla aklı hiç bilmediği yerlere çekip götürebilecek kuvvete sahipti sanki. Akıl içeride misafir olduğu için bir şey demeden bekledi. Padişah misafirle çok yakından ilgileniyordu. Hiç kimseye yapmadığını yapmış, misafirle diz dize vererek oturmuştu. Padişah, Aklı görünce 'Hoş geldin!' dedi. Akıl bir şey demeden sakince baş eğdi. İçeride ondan başka kalenin diğer önde gelenleri de vardı. Nefis, Şehvet, Gazap ve diğerleri orada hazırdılar. Belli ki onları, Padişah çağırtmıştı. Padişah her zamanki gibi yüzü tebessümlü, bakışı ibret doluydu. Yüzünü misafire tutarak Akıl'a dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu bizim misafirimiz. Adı Aşk. Biz O'na ulaşana kadar bize kılavuzluk edecek. İnşallah uzun yolumuzu kısaltmaya, zorlu yılları kolaylaştırmaya vesile olacak. Bundan böyle hepimiz onun emrinde olacağız ve sen de onunla bir yerde çalışacaksın. Şimdiye kadar düşe kalka yol almaya çalıştık. Ama bundan sonra hiç kimsenin görevini ihmal etmesini veya aksatmasını istemiyorum. Senin görevin, Aşk bizi O'na ulaştırırken, Kutlu Elçi'nin yolundan uzaklaşmamamızı sağlamaktır. Çünkü Kutlu Nebi'nin izini takip edersek, işimiz daha kolay olur ve kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayız. Aşk'a onun izinden gitmesine yardımcı olacaksın, rasyonel düşüncelerinle Aşk'ın hata ve sarhoşluklarından bizleri koruyacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişah konuştukça etraftakiler onu dikkatlice dinliyor ve önemli bir değişme olacağını anlıyorlardı. Hattâ kendilerinde de değişiklikler olduğunu hissediyorlardı. Padişah diğerlerine dönerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizler de bundan sonra hayatınızda değişiklikler yapmak zorundasınız. Ey Şehvet! Aşkın bize gelişinde sen kuryelik yaptığın için öncelikle sana teşekkür ediyorum. Ama bundan sonra, bazen içine düştüğün yasaklara karşı dikkatli olman ve meşru dairedeki lezzetlerle yetinmen lâzım. Bu konuda sana Aşk'ın önemli yardımı dokunacaktır. Sen, artık alacağın lezzetin çok daha fazlasını O'na olan vuslat arzusuyla alacak ve direnmen gereken yerlerde, Aşk sana vuslatı hatırlatarak yardımcı olacak. Ey Gazap! Bundan sonra, sen artık sövene dilsiz, dövene elsiz olacaksın. Ne var ki sadece O'na karşı olan saygısızlıkta eskisinden daha çok kendini hissettireceksin. Sabretmen gereken yerlerde Aşk sana yardım edecek ve sen O'ndan ötürü gerekirse sabretmen için dilini ısırarak koparacak, ama O'nun için sabredeceksin. Ayrıntılarını sana Aşk anlatır. Ey Nefis! Senin ne olduğunu artık memleketimizde bilmeyen yok. Senin hain ve aşağılık duyguları sinesinde barındıran aceleci ve kör bir vezir olduğunu biliyoruz. Ama seni idam edemem. Çünkü bu yolda seninle birlikte devam etmem istendi. Sen olmazsan bizim de bu dünyada olmamızın bir mânâsı kalmıyor. Sen de artık bundan sonra Aşk'ın emri altındasın. Hainliği bırakıp, mertçe çalışacaksın, önündeki küçük lezzetler için değil, ebedî saadet için gayret göstereceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişah yeni dönemde kimlerin nasıl çalışacağını anlatırken kaledekiler Aşk'ın gelişiyle çoktan değişmiştiler. Padişah'ın her dediğine 'başımız gözümüz üstüne' diyor ve duyduklarını hemen hayata geçiriyorlardı. Aşk'ın gelişiyle beden kalesinde Padişah (Ruh), artık daha rahat nefes alıyor ve raiyetiyle birlikte terakki ederek âhiret yurduna ehil hâle geliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7447147985283472946?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7447147985283472946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7447147985283472946&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7447147985283472946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7447147985283472946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/12/nefisle-ask-arasnda-insan.html' title='Nefisle Aşk Arasında İnsan'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7429131515657651683</id><published>2011-12-14T23:26:00.001+02:00</published><updated>2011-12-14T23:27:22.385+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet basiret'/><title type='text'>Evdeki Hesap, Çarşıdaki Hesap</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2289"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2289&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’ da kadının biri bir adamla anlaşıyor. Evlenelim, 12 çocuk yapalım, onları yetiştirelim, iyi yetişmiş çocuklar kazandıralım topluma diyorlar. Bunun için kadın kendini eğitiyor. Birçok kitaplar okuyor. Çocuk yetiştirme konusunda çok mahir bir hale geliyor. Ama kadın kısır çıkıyor. Bu sefer çok üzülüyor. Ne yapacağım çocuk ta yetiştiremeyeceğim. Bu kadar bilgi ve kendimi yetiştirme adına çabalarım boşa gidecek diyor. Ancak yaşamın bir cilvesi o bölgedeki yetimhaneye müdür oluyor. Binlerce çocuk yetiştiriyor. 12 çocuğa bedel binlerce çocuk istifade ediyor ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde geçmişteki bilge Van’ da dağdan düşerken “davam” deyince görünmez bir kuvvet tarafından bir mağaraya çekiliyor; düşmekten ve ölmekten kurtuluyor. O gün ölse daha sonra olan birçok güzel olay gerçekleşmeyecekti. Ama o bilge kişi birçok güzel, faydalı işlere vesile oluyor. Ölseydi yapacağı faydalı işlerin hiç biri olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolstoy bir hikâyesinde şöyle bir olaydan bahseder. Varlıklı bir Rus, bir ayakkabıcıdan kendisine bir çift ayakkabı yapmasını ister. Bir müddet sonra gelir bakar ki ayakkabıcı kendisine terlik yapmış. Kızar da kızar ve mecburen terliği alır gider. Rus 2 gün sonra ölür. Cenazesine terlik giydirirler. O kültüre göre ölülere terlik giydirilirmiş. Meğerse adamın ayakkabıya değil, terliğe ihtiyacı varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamda neyin ihtiyaç, neyin istek olduğunu bilemeyiz. Neyin bizim için gerekli, neyin gereksiz olduğunu bilemeyiz. Kim bilir hoşumuza gitmeyen bir şey bizim için daha iyidir. Kim bilir hoşumuza giden bir şey de bizim için iyi olmayabilir. Birçoğumuz neden, niçin, niye sorularını çok sorarız. Oysa iki adım öteyi bilememekteyiz. Kaderi tenkit ederiz. Sorarız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu benim başıma geldi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden ben?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin böyle oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye böyle oldu ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…………………………….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri sorular devam eder gider. Aslında bunlar mefistonun fısıltılarıdır. Niye bu benim başıma geldi diye tenkit edeceğimize, bu olayın benim başıma gelmesinin güzel ve faydalı sonuçları ne olabilir deyip olayın hikmeti araştırılmalıdır. İnsanların başına gelen sıkıntılarının birçoğunun sebebi “hikmetlerle dolu ders olarak gönderilen ana kitabı; güzel ve insani değerleri” unutmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felaket ve başa gelen dert ve sıkıntıların bile altında yatan nice güzel şeyler vardır. Fark etmesini bilirseniz. Aslında olanla belki de en doğrusu olmuş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadere rıza göstermek taşınmaz gibi görünen nice yükleri hafifletir. Her şey kesintisiz ve kontrol altındadır aslında. Sınırsız güç sahibi her şeyi gözetir ve kontrol altındadır. Sadece bizim kontrol etme isteğimiz, bilgisizliğimiz sorunları büyütür. İnsan haddini ve sınırını bilmelidir. O minicik gücümüzle zaten düzeltemeyeceğimiz şeylere müdahil olmak anlamsızdır. Teslimiyet başa çıkamayacağımız, değiştiremeyeceğimiz durumlarda rahatlatıcı ve akıllı bir yoldur. O minicik gücümüz gücümüzü gereği gibi kullandıktan sonraki Bir’ e bırakılmalıdır. Gereksiz müdahaleler kaosa neden olur. İyilik olsun zannıyla olaylara müdahale edenler kaosun parçası olurlar. Umursanmayan damla kadar hata dağlar kadar olur ve sahibini ezer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar Bir’ in muradına rağmen kendince planlar kurar. Âlemin çarkı hikmetle döner. Hikmeti okuyamayan kendi aklının dar hapishanesinde bocalar durur. Depresyon, anksiyete gibi nefis hastalıkları oluşur. Oysa bilse ki feleğin çarkları takdire göre kurulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7429131515657651683?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7429131515657651683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7429131515657651683&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7429131515657651683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7429131515657651683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/12/evdeki-hesap-carsdaki-hesap.html' title='Evdeki Hesap, Çarşıdaki Hesap'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7459320759028502859</id><published>2011-12-02T02:36:00.000+02:00</published><updated>2011-12-02T02:36:45.948+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ismail yavaş'/><title type='text'>Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2256"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2256&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Çocuklar genellikle canlı, hareketli ve hayat doludurlar. Gün boyu oynar, koşar, zıplarlar. Yorulmak nedir bilmezler. Dışarıda oynadıkları yetmiyormuş gibi, evde de çok kere annelerini kızdıran koşmalı, atlamalı oyunlar oynarlar. Öyle ki, annelerin çoğunun zamanı çocuklara “Dur, otur, koşma, gürültü yapma, karıştırma...” demekle geçer.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Ancak kimi çocuklar vardır ki, bu olağan hareketliliğin çok ötesinde dikkati çekecek derecede aşın hareketlidir. Bu belirti, yürümeye başlamalarıyla birlikte göze çarpar ve giderek artar. Özellikle okul döneminde ve toplum içinde başkalarını rahatsız edici seviyelere varır. Uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Oturması beklenen yerlerde oturmazlar. Sınıf öğretmenleri sık sık ayağa kalkmalarından, sağa sola sataşmalarından ve ona buna laf yetiştirmelerinden yakınabilir. İlkokulun her sınıfında böyle bir iki çocuk bulunur ve arkadaşları içinde kolayca fark edilirler. Bu çocuklar ödevlerini geçiştiriverirler. Savruk ve düzensizdirler. Yazıları bozuk ve yanlışlarla doludur. Misafirlikte yaramazlık yaparlar. Olmadık yerlerde koşturur, koltukların üzerinden atlar, dolaplara tırmanırlar. Boyundan büyük işlere kalkışır, dur durak bilmezler. Çabuk uyarılırlar. Çok hareketli oldukları için tehlikeyi hemen kavrayamayabilirler. Mesela balkondan aşağıya tehlikeli biçimde sarkabilir veya merdivenleri 3 - 4 basamak atlayarak inebilirler. Engellenmeye dayanamazlar. Küçük sebeplerle ağlamalar, tutturmalar, aşırı neşe belirtileri gösterebilirler. Konuşmalara aradan dalar; başkalarının sözlerini keserler. Sıralarını beklemede güçlük çekerler. Sabırsızdırlar. Boş vakitlerini sakin bir biçimde geçiremezler. Oyunları sıklıkla çok gürültülüdür. Genellikle çok fazla konuşurlar. Dikkat süreleri kısadır. Ebeveynlerinin zoruyla uzun bir süre derslerinin başında otursalar bile kalem, silgi ve kalemtıraşla oynarlar. Kendilerine bir şey anlatıldığında dinliyor gibi görünseler bile başka şeylerle ilgilenirler. Sık sık okul araç ve gereçlerini kaybedebilirler. Günlük işlerinde unutkandırlar. Mesela bakkala ekmek almaya gittiklerinde başka şeylerle ilgilenir, dalıp giderler ve vaktinden daha geç zamanda geri dönerler. Başladıkları işi çoğunlukla tamamlayamaz, yarıda bırakırlar. Maymun iştahlıdırlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Yukarıdaki satırlar biraz dikkatle okunduğunda, çoğumuzun aklına bir çocuğun ismi gelebilir. “Sanki bu bizim ......‘yı anlatıyor” veya “şu çocuk aynen böyle” diyebiliriz. Bu belirtiler, toplumda sık rastlanan “Dikkat Eksikliği, Aşırı Hareketlilik Bozukluğu” dediğimiz bir rahatsızlığın belirtileridir. Hemen şunu belirtmek gerekir ki, bu teşhisi koymak için yukarıda sayılan belirtilerin hepsinin bir çocukta mutlaka bulunması gerekmez. Ancak teşhisin mutlaka bir hekim tarafından konulması gereklidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;ÜÇ ÖNEMLİ RİSK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Birinci risk, okuldaki başarısızlıktır. Bu çocuklar dikkat eksikliği sebebiyle, ilkokuldan başlayarak derslerinde başarısız olurlar ve eğitimlerinin temelleri zayıf atılmış olur. Bunlardan bazıları okumayı geç söker. Yazıları genellikle bozuk, defterleri düzensiz ve dağınıktır. Harf ve hece atlamaları mevcuttur. “b”, “p”, “d” harflerini karıştırabilirler. Bazı harfleri ters yazabilirler. Problemin sonucunu doğru bulup, sonucu yanlış yazabilirler. İkinci sınıfta çarpım tablosunu tam olarak ezberleyemeyebilirler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Bu çocukları bekleyen ikinci risk, arkadaşlarıyla ve kardeşleriyle sağlıklı bir iletişim kuramamalarıdır. Beraberlikleri genellikle kısa sürelidir. Arkadaşlarına tükürür, sopayla dürter, saçını çeker vb. rahatsız edecek davranışlarda bulunabilirler. Arkadaşları tarafından itilip kakılabilirler veya arkadaşları onlardan köşe bucak kaçarlar. Gerek okuldaki başarısızlıkları, gerekse arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde yaşadıkları problemler, kendilerine olan güvenlerinin ve saygılarının azalmasına sebep olur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Bir başka risk de ebeveynlerin bu çocuklan yetiştirirken karşılaştıkları güçlüklerdir. Aşırı hareketli ve dikkati dağınık bir çocuğun eğitim ve öğretimi güçtür. Anne baba disiplini sağlamakta zorluk çeker. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;AİLE FAKTÖRÜ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Bütün bunlarla beraber çeşitli aile problemleri de söz konusuysa, bu çocuklarda, ileride karşı gelme bozukluğunun, davranış bozukluğunun gelişme ihtimali daha da artmaktadır. Mesela babanın işi sebebiyle sık sık evinden ayrı kalmak zorunda olması ve annenin böyle zor bir çocuğun eğitiminde yalnız kalması bunlardan biridir. Aile içi geçimsizlikler, ciddi evlilik anlaşmazlıkları, anne babadan çocuğa farklı mesajların gitmesi, ebeveynlerin çocuklarının arasında ayrım yapmaları, babanın hissi uzaklığı, baba ve annede psikiyatriki bir bozukluğun bulunması, düşük sosyo-ekonomik seviye ve üvey ebeveyn yanında yaşama gibi faktörlerin varlığı bu çocuklarda davranış bozukluğu ihtimalini artırmaktadır. Başka bir deyişle, bu çocukların ailelerinde yukarıda sayılan risk faktörleri de bulunuyorsa, bunların iyice söz dinlemez, haylaz, asi, anneye babaya karşı gelen, sık sık kavga dövüş çıkaran, yalan söyleyen, para aşıran, eve geç vakitlerde gelen, evden- okuldan kaçan, toplumun kaidelerini tanımayan bir genç olma, yani davranış bozukluğunun gelişme riski artmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğunun sebepleriyle ilgili birçok şey söylenmişse de, çok belirgin bir faktör bulunamamıştır. Ancak bu bozukluk, doğuştan, yaradılıştan gelen ve çok çeşitli dış faktörlerin tesirinde oluşmuş alışkanlıklar ve karakter özellikleriyle ortaya çıkmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Bu çocuklar oldukça atak, canlı ve coşkuludurlar. Bu sebeple kolayca tehlikeli davranışlara girebilirler. Ancak bu özellikler iyi değerlendirildiğinde kimi durumlarda çok da yararlı olabilirler. Kim bilir geçmişte kalelerin burçlarına tırmanıp bayrakları oralarda dalgalandıran akıncılar, Kıbrıs savaşında tankları dağların zirvelerine çıkaran Mehmetçikler veya hiç çekinmeden Batı ülkelerinde ve Orta Asya’da önemli ticari yatırımlarda, eğitim ve öğretime yönelik girişimlerde bulunup başarılı olan müteşebbislerimiz belki de çocukluklarında aşırı hareketliydiler. Toplumda gördüğümüz başarılı birçok insan çocukluğunda aşırı hareketli olarak bilinmektedir. Demek ki, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu olan bir çocuğun ileri yaşlardaki durumu farklı olabilmektedir ve bunu önceden kestirmek zordur. Neticeyi genellikle aile, yakın çevre, okul ve toplumla ilgili faktörler belirlemektedir. Bu çocuk ve gençleri genellikle üç farklı gelecek beklemektedir:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;1. Aşırı hareketli çocukların bir kısmı yetişkinliklerinde birçok alanda normal davranış göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;2. Bazılarında sosyal, hissi ve tepkisel problemler devam etmekte; ancak bunlar ciddi psikiyatrik problemler haline dönüşmemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;3. Özellikle aile problemleri de olan ve kendileriyle yakından ilgilenilmeyenlerin bazılarında kişilik bozukluğu gibi problemler ortaya çıkmakta, bunlar suç işleyebilir hale gelmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;NE YAPILMALI ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Çocuklarında dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu olduğunu düşünen aileler, bu belirtileri duyunca hemen telaşa kapılmamalıdırlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Böyle bir çocuğu olan ailelerin yapabilecekleri nelerdir? Ailenin, çocuğun durumunu anlayıp uygun davranması veya konuyu bilen birinden danışmanlık alması kimi zaman yeterli olabilmektedir. Çocuğun ihtiyaçlarına yatkın, sevecen, biyolojik yaşına değil gelişim yaşına uygun kaideler koyup, disiplin uygulayan ve tutarlı bir aile çevresi, bu çocuklar için en yararlı ortamdır. Aşırı hoşgörü ve aşın disiplin ise uygun olmayan tutumlardır. Anne ve babaların tutumlarının bir olması, çocuklarına olan davranışlarında ayrı düşmemeleri, çocuklarım aşırı yaramaz diye itip kakmamaları, suç işlediğinde hemen dayak yolunu tercih etmemelerinin yanı sıra istenilen davranışları yaptığında da ödüllendirmelerle çocuklarını yönlendirmeye çalışmaları önemlidir. Anne babaların “Çocuğumun eğitimi için ne yapabilirim?”, “Nasıl topluma yararlı bir çocuk yetiştirebilirim?” sorularının cevaplarını devamlı aramaları ve çocuk yetiştirmeyle ilgili eğitim kitapları ve bilge insanların çocuklarla olan münasebetlerini konu eden eserleri okumaları ve gerektiğinde danışmanlık almaları gereklidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Dikkati dağınık bir çocuğa, bir saat sürekli ders çalıştırmanın gereği ve yararı yoktur. Böyle bir çocuğun ders çalışma programı kısa aralıklarla planlanmalıdır. Mesela 15-20 dakika ders, 10 dakika teneffüs şeklinde bir sistem uygulamak, bir saat dersin başında zorla tutmaktan daha yararlıdır. Ancak teneffüslerin uzamamasına da dikkat edilmelidir. Annesinin sözünü dinlemeyen bir çocuğa şiddetli dayak atmaktansa, merakla beklediği 20 dakikalık bir çizgi filmin ilk 3 dakikasını seyrettirmemek ve bunun sebeplerini anlayabileceği bir dille açıklamak ve çocuğun yanlışlarını görmesini sağlamak daha eğiticidir. Cezalar uzun ve bıktırıcı olmamalıdır. Anne babalar da tutarlı olmalı, kararlılıklarını göstermeli ve sözlerini yanar döner gibi değiştirmemelidirler. Çocuklarına “bir daha şöyle yaparsan ben de böyle yaparım” diyen bir anne, yapamayacağı bir şeyi söylememeli, daha önce uygulayacağını söylediği cezadan merhamet duygusuyla vazgeçmemeli, ufak ceza ve ödüllendirmelerle çocuğun davranışlarını yönlendirmelidir. Cezanın, öfke hissinin tatmini için değil, eğitim vermek gayesiyle uygulanması gerektiği unutulmamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Aileler ve toplum, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu gösteren bu çocukları ihmal etmemelidirler. Fıtratları gereği kötüye meyletme ihtimalleri bulunan, terbiye ve eğitimleri güç olan bu çocuk ve gençlerle, sabırla ve bilinçli olarak ilgilenilmeli ve gerekirse mutlaka profesyonel danışmanlık alınmalıdır. Kimi zaman, anne babaların çocuklarına olan yanlış tutumlarını değiştirmelerinin, yapıcı bir tutum ve anlayış içine girmelerinin ve onları anlamaya çalışmalarının problemi oldukça azaltabileceği ve bu çocukların emsallerinden daha başarılı hale gelebileceği de dikkate alınması gereken bir başka husustur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;İnsanı, yaratılış gayesini ve bu dünyadaki varlık sebebini bilen, insana bu anlayış doğrultusunda muamele eden, onu bütün problemleriyle kabul ederek yapıcı bir anlayışla kucaklayan örnek bir toplum olma dileğiyle...&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script&gt;function adjustTextSize(nSize) {    nSize = dSize + nSize;    if (nSize&gt;24)        nSize=24;    if (nSize&lt;10)        nSize=10;    document.getElementById('innerText').style.fontSize = nSize + "px";    dSize=nSize;}var dSize=12;adjustTextSize(0);&lt;/script&gt;&lt;br class="clear" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7459320759028502859?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7459320759028502859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7459320759028502859&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7459320759028502859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7459320759028502859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/12/cocuklarda-dikkat-eksikligi.html' title='Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4081028265791417714</id><published>2011-09-23T11:56:00.000+03:00</published><updated>2011-09-23T11:56:35.065+03:00</updated><title type='text'>Aç Sineni Açabildiğin Kadar Ummanlar Gibi Olsun</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2136"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2136&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimizde herkes için bir sandalye olmalı. Örnek insan olmalıyız. Örnek insan, düşüncelerinde, davranışlarında, hareketlerinde örnek olmalıdır. Bunun için en başta kendimiz hayalı ve edepli olmalıyız. İyi değerlere sahip olmak önce bize, sonra diğerlerine faydalıdır. Güzel davranışlar ve verici olmak en üstün öğreti vesilesidir, yoludur. Zorlamadan öğretmek istiyorsanız samimi olmalı ve yaşamalıyız. Yaşamadan öğretemeyiz, inandırıcı olamayız. Sadece dilimizde kalır. Çevrede kalıcı etki oluşmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kitapta şöyle diyordu: "Savaşçı öğretmenler, anlatılması imkansız bir ruhsal meydan savaşının yalnız kahramanları, benim gözümde eşsiz bir cesaretin ve kararlılığın örnekleri olan sıra dışı kişilerdi; boyun eğmeksizin ısrarla kendilerini ele geçirme uğraşları sırasında göz kamaştıran çılgınlık ve coşkulu arayış içindeydiler; çoktan yitirilmiş bir meydan savaşını genellikle görkemli bir zafere çevirebilen ve eşsiz kahramanlıkların efsanevi önderleri olan bu savaşçı keşişler asla kimliklerini açıklamazlardı." Güzelliğin ve iyiliğin isimsiz savaşçıları, hakiki insanlar, örnek insanlar olmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzelliğin kaynağı Evrensel Güzel' den gelir. O' nun dediğini uygulamaktan geçer. Güzellik güzelliği doğurur. Çocuklarımıza iyi örnek davranışlar ve sözler yaşatırsak onlar da iyi olur. Kim çocuklarının iyi ve güzel davranışlarını görmek istemez ki ? Hayatımızın bizden başka anlamları vardır: Başkaları. Önce yakınlarımızdan başlayarak diğer herkes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen, öğrencisine nasıl olunacağı konusunda örnek olur. Yaşanan güzel değerler, dünyayı değiştirmeye adaydır. Sadece kendimiz için değil tüm dünya için diğerlerini düşünmeliyiz. Başkalarını düşünüyorsanız önce kendiniz iyi düşünmeli, iyi hayal etmeli, iyi davranmalı iyi yaşamalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen bir anne çocuğuna sigara içmemeyi nasıl öğretebilir ? Yalan söyleyen bir baba çocuğuna ne kadar yalan söylememeyi öğretebilir ki ? En iyisi gençlerde öğrenme hevesini ve sevgisini uyandırmaktır; yoksa onları kitap yüklü birer eşek yaparız. Sevgi zor kullanmadan her şeyi kendine çeker. Sevgi; tüm kötülükleri yok ederek sadece asil ve gerçek olanı bırakandır. Sevginin en asil ve en olumlu ifadesi, bilerek insanlara hizmet etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekler tam manası ile, anlatılan mananın tıpkısı değildir; bir yaklaştırmadır; asıl anlatılmak istenen manaya bir kabuktur. Evrensel Güzel değerlere bir kabuk olmak ister misiniz ? O zaman ilk iş kendinizden başlayın. Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay gelsin …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4081028265791417714?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4081028265791417714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4081028265791417714&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4081028265791417714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4081028265791417714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/09/ac-sineni-acabildigin-kadar-ummanlar.html' title='Aç Sineni Açabildiğin Kadar Ummanlar Gibi Olsun'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3785058511448604268</id><published>2011-09-03T01:49:00.000+03:00</published><updated>2011-09-03T01:49:00.293+03:00</updated><title type='text'>Ruh sağlığımızı korumak için ne yapmalıyız ?</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div closure_uid_td5mi5="111"&gt;&lt;a href="http://www.trthaber.com/haber/saglik/ruh-sagligimizi-korumak-icin-neler-yapmaliyiz-7785.html"&gt;http://www.trthaber.com/haber/saglik/ruh-sagligimizi-korumak-icin-neler-yapmaliyiz-7785.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_td5mi5="111"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3785058511448604268?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3785058511448604268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3785058511448604268&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3785058511448604268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3785058511448604268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/09/ruh-saglgmz-korumak-icin-ne-yapmalyz.html' title='Ruh sağlığımızı korumak için ne yapmalıyız ?'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2256472523692873513</id><published>2011-08-28T14:18:00.000+03:00</published><updated>2011-08-28T14:18:12.892+03:00</updated><title type='text'>Uy(u)duk</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2092"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2092&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi ancak uyandıktan sonra, daha önce uyuyor olduğunu kavrıyor. Uykuda uyuduğunu çoğunlukla fark etmez insan. İhtiyarlar gençlik dönemlerini uykuda geçen yıllar olarak tanımlarlar. Yaşlılara göre gençler uykudadır. Gençlere göre yaşlılar uykudadır. Aslında uyku uyanıklık durumu bunların çok üstündedir. Asıl olan herkesin uyanması gerekliliğidir. Ne yazık ki uyanmadan uykuda olduğumuzu anlayamıyoruz. Uyandıktan sonra daha önce uykuda olduğumuzu idrak ediyoruz. Bir de tüm bir milletin ve tüm bir dünyanın uyuması var. Çok az bir insanın uyanmış olması var. Uyanan uyuyanları uyandırmak ister. Ya uyku çok derin, büyü çok keskinse… O zaman uyanma için daha sıkı çabalar gereklidir. Bugün dünyaca uyuyoruz. İnsanlar çevrelerinde olagelen olayları yorumlayamıyor. Her yeri mefistonun ele geçirdiği görmek için gerçekten uyanmak gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Narnia günlükleri filminde buzlar kraliçesi tüm Narnia halkını uyutmuştu. Ancak uyuyanlar uyanınca kötülük kraliçesinin oyunu bozuldu. Bu filmin birincisini izlemenizi öneririm. Eski bir film daha vardı. Dark City (Karanlık Şehir). Burada da karanlık bir şehirde tüm insanlar uyutuluyordu. Ta ki biri uyanana kadar. Matrix filmi de uyananların öyküsünü anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanmaya başlayınca uyku mahmurluğu ile sakın bir daha dalmayın. Sımsıkı asılın uyanıklığa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanın, uyanın, uyanın…. Çünkü sizin uyanışınız bir şehrin, bir memleketin, tüm dünyanın ve herkesin kurtuluşu olacak…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2256472523692873513?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2256472523692873513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2256472523692873513&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2256472523692873513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2256472523692873513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/08/uyuduk.html' title='Uy(u)duk'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-8094788215534532923</id><published>2011-08-27T01:40:00.000+03:00</published><updated>2011-08-27T01:40:42.623+03:00</updated><title type='text'>Eyvallah</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/eyvallah-eylul-2011.html"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/eyvallah-eylul-2011.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_gjz05b="121"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tahir TANER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bize ne ırs-ı peder ne servet ü ne câh kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuur-i hikmete karşı bir eyvallah kalmıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Veled &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşuları, Dilber Kadın'a yanıp kül olan evi ve bahçesi için "Geçmiş olsun!" derler. Bunu söylerken farklı bir üzüntü içindedirler; zîrâ bu nezâket âbidesi, fakirlerin hâmîsi kadıncağızın dünya mameleki adına her şeyi dakikalar içinde yanıp kül olmuştur. Üsküdar yokuşunu çıkan bu şefkat âbidesi kadın, kendisini derin bir teessürle teskin etmeye çalışan dostlarına bir mü'mine kadından beklenen cevabı verir. Kollarını Mevlevî dervişlerinin semâdan önceki hâlleri gibi boynuna çapraz hâle getirir ve gözlerini yukarıya çevirir ve Arnavut şivesiyle; "O (celle celâlühü) verdi. O (celle celâlühü) aldı. EYVALLAH!.." der. Bu hâdiseyi ekranlarda anlatan zât şunu da ilâve etmişti: "Seksen yıldır bu anlayışta insanlar yetiştiremedik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapçada "Ey-v-Allah", yahut da onun kısaltılmışı "eyvah", "Evet, Allah'a yemin olsun ki" mânâlarına gelen bir kelime. Ancak bu kelime Türkçeye geçerken, mânâ kaymasına uğramış ve bazı yan mânâlar kazanmış. Kelimenin Türkçedeki mânâları, Arapçada bulunmamaktadır. Bu kelime Türkçemizde bir yönüyle derin bir iman ve teslimiyeti ifade eder. Eyvallah: Yunus Emre'mizin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu yol uzundur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menzili çoktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçidi yoktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin sular var." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dediği, içinde mânevî yolculuğumuzu da yaşadığımız hayat denizinin dev dalgalarına karşı kurtarıcı bir limandır. "Eyvallah" bir kelimeden çok öte bir servet. "Eyvallah şuuru", mânevî yaralarımızı kuşatan bir tiryak, ruha gıda, cânâ şifâ bir tılsım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk defa çocuğuyla psikologa giden bir arkadaşımın yaşadığı sıkıntıya şahit olmuş, yaşadığı sıkıntıları, tereddütleri âdeta onunla birlikte yaşamıştım. Oysa günümüzde özellikle çocukların ergenlik dönemlerinde bu tür danışmanlara ihtiyaçları neredeyse bir zaruret hâlini almış durumda. Gerçi insanın hayat yolunda şaşmaz kılavuzlara ihtiyacı belli bir dönemle sınırlı kalmıyor. Hayat gelişme dönemlerinden sonra daha ağır yüküyle bin bir türlü meşakkatiyle insanın omuzlarına yüklenirken, ruh bu ağır yük altında nefesleneceği, gücünü tazeleyeceği menfezler arıyor. Kur'ân'ı gönderen yüceler yücesi Yaratıcı; "İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?" âyetiyle insanın sınanacağını ve onun insan-ı kâmil olma yolunda İlâhî imtihanlardan geçeceğini anlatır. Mevlâna Hazretleri, insanın kemâl yolculuğunu, kazanda kıvama gelmesi için saatlerce kaynatılan nohut misâliyle açıklar. İnsan kendisine faydalı olması için bir yiyeceği nasıl sabırla, saatlerce pişiriyorsa, kendisi de yaşadığı sıkıntılarda isyan ve su-i edep dolu sözler yerine her hâle "eyvallah" edene kadar yolculuğuna devam edecek, her menzilde ayrı bir hikmet kapısından içeri girecektir. Üç defa iflâs edip tekrar başarılı olan bir iş adamı; en zor sağlık şartlarında dahi Yaratıcı'sına şükreden ve gülümsemesini hiç ihmal etmeyen, hayata tutunmuş çevresine faydalı insanlar; çok zor maddî şartlar içinde geçen yıllarında bir kere olsun şikâyet kapısını aralamayan, ağzından boş sözler dökülmeyen edep ve iman insanları... Bu insanların ruh haritasını İstanbul'umuzun mânevî mimarlarından Azîz Mahmud Hüdaî Hazretleri ne güzel çizer: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim ki ezel dedi: 'belâ'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andan ırak oldu belâ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümüzü güzel görüp güzel düşünen ve hayatından maddî-mânevî lezzet alanlardan kılmak için, hayatın gayesini; bunun için de hayatı var eden Hayy-ı Kayyum'u bilmemiz, tanımamız gerekir. "Dünya hem bir imtihan meydanı hem de bir oyun ve oyalanmadır." Varlığı Var Eden'i bulanlar bu oyun ve oyalanmada "ne ırs-ı pederle ve ne de servet ü câhla" tatmin olurlar. Şuur u hikmetle gözleri açılanlar, bu oyuncaklara aldanmazlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne mülk-i mal bana verse çarh memnunem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mülk-i maldan âzâde etse mahzune."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;der ve gözlerini rıza makamına dikerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rıza makamına göz dikip Hak'tan gelen her hâdiseye "Kahrın da hoş lûtfun da hoş!" demek ve diğer ifadesiyle kadere "eyvallah" etmek herkese nasip olmuyor. Hattâ "Eyvallah makamı", Hak'tan gelenlere gönülden "eyvallah" etme, çok az insana nasip olan bir mânevî makamdır, meziyettir. Şâyet böyle olmasaydı, çağın hastalığı stres, asırlardır Müslüman olan bizim toplumumuzda da insanları bu kadar muzdarip etmeyecek, insanlar psikiyatristlerin kapılarında sıra beklemeyeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, fıtratımızdan gelen sevme hissiyle var olan her şeyle kalbimiz alâkadar oluyor ve sevdiğimiz her varlığa bir ebedîlik, bir sonsuzluk tahayyülüyle bağlanıp kalıyoruz. Oysa hayat, bir rüya gibi, her şey fânî, bunun verdiği ıstırap bizi yakıp kavuruyor. Her lezzet sonunda bize fânîlik mührünü gösterirken elimiz her isteğimize de ulaşamıyor. Hayat rüyamız her zaman irademizin gayretlerimizin yönünde şekillenmiyor. Cüz'i iradesiyle küllî isteklerine elini uzatamayan insan ruhu, "of"larla dertlenmelerle ve bazen de kaderi tenkit eden boş sözlerle derdine dert katıyor. Bu durumumuzu ve bu zaafımızı asrın mânevî hastalıklarına imân televvünlü reçeteler sunan Bediüzzaman (ks) meâlen şöyle ifade ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aziz kardeşim bil ki! Nefis dâima ızdıraplar, acılar ve bunalımlar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Kaderin hükmüne râzı olmuyor. Hâlbuki güneşin doğuşu ve batışı belirli ve kesin olduğu gibi, insanın da bu dünyada doğumu ve ölümü ve geleceği, kader kalemi ile alnında yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz!.. Ve muhakkak bilsin ki: Gökyüzünün ve yeryüzünün dışına kaçıp kurtulamayan insan, her şeyin Yaratıcı'sının takdirine ve terbiyesine gönülden razı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, irademizin üstünde bir irade-i küllî olduğunu bilmeden ve O'nun her işinin ya bizatihî veya netice itibarıyla hayır olduğunu anlamadan geçen "eyvallah"tan uzak her hâlimiz, sonunda bize yeni dertlerin kapısını aralar... Mevzua başka bir açıdan bakıp soralım: Bu düşüncenin ötesinde insana "Kader diye bir şey yoktur, insan kendi kaderinin mimarıdır!" diye fısıldayan zihniyet ve anlayış dünden bugüne insanoğluna müspet mânâda ne vermiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün gelişmiş toplumlarında alkol ve uyuşturucunun yaygınlığı, intihar oranlarının yüksekliği, bu düşüncenin insanlığa hiçbir şey kazandırmadığını açıkça ortaya koyar. Elbette inançlarımız bize, boş bir tevekkülü, çalışmamayı ve sebepleri reddetmeyi öğretmiyor. Yaratıcı'nın İlâhî hikmeti gereği bizler, her dâim imtihana tâbi tutulacağımızı ve her istediğimizin her zaman olmayacağını da biliyoruz. O zaman, geçici dünya hayatı için gösterilen aşırı hırsın ve gayrimeşru arzularımızın esiri olmanın mânâsı ne! Madem bizi bizden çok seven, Vedud, Rahmân ve Rahîm olan bir Rabb'imiz var! Niçin "ah" ve "of"larla kaderin güzelliklerini ihatası dar irademizle çirkinliğe tebdil edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususta Mesnevî-yi Nûrîye'de Üstâd meâlen şöyle der: "Aziz kardeşim bil ki, başkasının tarlasına giren koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara maruz kalan bir koyun, hâl diliyle: 'Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyâde faydamızı düşünür. Mâdem onun rızâsı yoktur, dönelim.' diye kendisi döner, sürü de döner. Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve sapkın değilsin. Kaderden sana atılan bir musîbet taşına marûz kaldığın zaman: 'Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz.' de ve Rabb'ine dön, îmana gel, kederlenme. O seni senden daha ziyâde düşünür."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımıza serlevha yaptığımız sözlerde Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled: "Bana babamdan ne bir miras, ne bir mal ve ne de bir makam kaldı." derken aslında tam bir tevazu örneği sergilemektedir. Zîrâ kâinattaki hâdiselerin hikmetini fark ederek "Eyvallah" diyenler, paha biçilmez bir servete sahip olmuş demektir. Bu hazineyi, yani Allah'ı ve rızasını bulanlarınsa zaten ne servete ne makama ihtiyaçları vardır. "Eyvallah"a eren ne tükenmez bir hazine bulmuştur. Divan şairi Nefî'nin dediği gibi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne dünyadan safa bulduk ne ehlinden recâmız var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dergâh-ı Huda'dan maada bir ilticamız var." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize de hayat, insanlık hâlleri ve kâinatta cereyan eden hâdiseler karşısında, "Tek hakiki dost ve tek melce sadece Allah ve Allah'tan gelen her şeye Eyvallah" demek düşer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-8094788215534532923?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/8094788215534532923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=8094788215534532923&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8094788215534532923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8094788215534532923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/08/eyvallah.html' title='Eyvallah'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2648169707154274797</id><published>2011-08-22T02:39:00.000+03:00</published><updated>2011-08-22T02:39:29.180+03:00</updated><title type='text'>Uy(u)duk mu ?</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.53habermerkezi.net/yazar_412_42_Uy(u)duk.html"&gt;http://www.53habermerkezi.net/yazar_412_42_Uy(u)duk.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_28a2yi="110"&gt;Kişi ancak uyandıktan sonra, daha önce uyuyor olduğunu kavrıyor. Uykuda uyuduğunu çoğunlukla fark etmez insan. İhtiyarlar gençlik dönemlerini uykuda geçen yıllar olarak tanımlarlar. Yaşlılara göre gençler uykudadır. Gençlere göre yaşlılar uykudadır. Aslında uyku uyanıklık durumu bunların çok üstündedir. Asıl olan herkesin uyanması gerekliliğidir. Ne yazık ki uyanmadan uykuda olduğumuzu anlayamıyoruz. Uyandıktan sonra daha önce uykuda olduğumuzu idrak ediyoruz. Bir de tüm bir milletin ve tüm bir dünyanın uyuması var. Çok az bir insanın uyanmış olması var. Uyanan uyuyanları uyandırmak ister. Ya uyku çok derin, büyü çok keskinse… O zaman uyanma için daha sıkı çabalar gereklidir. Bugün dünyaca uyuyoruz. İnsanlar çevrelerinde olagelen olayları yorumlayamıyor. Her yeri mefistonun ele geçirdiği görmek için gerçekten uyanmak gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Narnia günlükleri filminde buzlar kraliçesi tüm Narnia halkını uyutmuştu. Ancak uyuyanlar uyanınca kötülük kraliçesinin oyunu bozuldu. Bu filmin birincisini izlemenizi öneririm. Eski bir film daha vardı. Dark City (Karanlık Şehir). Burada da karanlık bir şehirde tüm insanlar uyutuluyordu. Ta ki biri uyanana kadar. Matrix filmi de uyananların öyküsünü anlatır. &lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_28a2yi="109"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_28a2yi="109"&gt;Uyanmaya başlayınca uyku mahmurluğu ile sakın bir daha dalmayın. Sımsıkı asılın uyanıklığa.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uyanın, uyanın, uyanın…. Çünkü sizin uyanışınız bir şehrin, bir memleketin, tüm dünyanın ve herkesin kurtuluşu olacak….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2648169707154274797?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2648169707154274797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2648169707154274797&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2648169707154274797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2648169707154274797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/08/uyuduk-mu.html' title='Uy(u)duk mu ?'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3019575961789731444</id><published>2011-08-20T01:06:00.000+03:00</published><updated>2011-08-20T01:06:43.467+03:00</updated><title type='text'>Süheyb ve Hifa: Bir Aşk Hikayesi</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div closure_uid_4cay70="111"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2072"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2072&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_4cay70="111"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_4cay70="111"&gt;Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister ( O bölgede poligami kültürün bir parçasıdır). Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi eşiğine cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit Ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür. "Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." Buyurdular ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir. Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "Sen ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine "şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "sabredenlerden Hifa!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirine aşık karı kocalardan oluşan ailelerle dolu bir milletten daha büyük bir güç yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3019575961789731444?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3019575961789731444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3019575961789731444&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3019575961789731444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3019575961789731444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/08/suheyb-ve-hifa-bir-ask-hikayesi.html' title='Süheyb ve Hifa: Bir Aşk Hikayesi'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3899244494947066964</id><published>2011-08-16T02:38:00.000+03:00</published><updated>2011-08-16T02:38:30.261+03:00</updated><title type='text'>Farklı Yollar Denenmeli</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div closure_uid_ghj19e="110"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2051"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2051&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_ghj19e="110"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İnsan yaratılışı gereği hata yapmaya açıktır. İnsanın kelime manası “hata” dır. Diğer yandan insanların saplandıkları farklı bir anlayış ta “aynı şeyleri yapıyorken farklı sonuçların gelmesini bekleme yanlışlığıdır.” Bazı ebeveynler polikliniğe gelip çocuklarının değişmesini istediklerini belirtmektedirler. Oysa ki çocuğun davranışı anne babanın davranışının sonucunda meydana gelmektedir. Başka bir deyişle çocuğun düzelmesi anne babanın düzelmesine bağlıdır. Bu aileye anlatılır. Ancak genellikle anne babalar tutumlarının hemen değiştiremez. Sonra da çocuğum düzelmedi diye gelir. Tabii ki düzelmez. Bunu bir örnekle açıklayalım. Mesela bir çocuk okula gitmek istememektedir. Çünkü okuldan korkmakta, arkadaş ilişkilerine girmekten çekinmekte, öğretmenden kötü bir söz duyacağı endişesi taşımaktadır. Bunun altında yatan asıl neden anne babanın çocuğu el bebek gül bebek yetiştirmesidir. Sürekli koruyucu kollayıcı yetiştirme tarzı çocukların dış dünyaya adaptasyonlarını zorlaştırmaktadır. En ufak bir engelle karşılaşan çocuk okula gitmek istememekte, anne ve babasının sıcak kucağına dönmek istemektedir. Böyle bir çocuk sabah okula gitme zamanı mızmızlanmakta, karnı ağrımakta, hatta kusmaktadır. Buna “çocuklarda ayrılık kaygısı bozukluğu” denmektedir. Bu durum aslında çocuktan değil anne baba tutumlarından ileri gelmektedir. Anne babanın koruyucu, kollayıcı yaklaşım tarzını bırakmaları, evde de disiplini oluşturmaları, yerine göre evde de ceza vermeleri yani eğitimin içine biraz daha fazla kararlılık, tutarlılık, disiplin katmaları gereklidir. Şimdi anne baba davranışlarını düzeltmeyip eski tarzlarında devam ederlerse ne olur ? Tabii ki değişen bir şey olmaz. Çocuk aynı şikayetle yaşamaya devam eder. Demek ki çocuğun değişmesi için anne babanın değişmesi gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce ne yapmak gerekli peki ? Bunun cevabı: Hemen harekete geçilmeli. Sorun ne olursa olsun düzeltmek için ilk adımı atmak gereklidir. Kervan yolda dizilir. İlk olarak ayağa kalkalım ve neler yapabileceğimizi çok hızlı gözden geçirelim. Acele etmeden ilk adımı atalım. Çünkü acele gecikmedir. Binlerce mil sürecek bir yolculuk bile tek bir adımla başlamak zorundadır. Sorunu çözemiyorsanız bilgelere danışın. Dünyanıza başkalarının girmesine engel olursanız yalnız kalırsınız. Danışılan kişiler bilge insanlar olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_ghj19e="126"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_ghj19e="126"&gt;Aynı konuyu bir başka örnekle ele alalım. Karı koca arasında bir sorun var ve kimse çözemiyor. Tabii ki herkes kendini haklı görüyor. Bu sorunun neticesinde evin hanımı kızdı ve anne baba evine döndü diyelim. Araya ayrılık girdi ve bu ayrılık uzadı. Eşler birbirine soğudu. Bir türlü barışılamıyor ve herkes konuyu bir başka ucundan tutuyor. Sonuç olarak eşlerin arası gittikçe açılıyor. Şimdi burada sorunun çözümü karı kocaya bağlı. Başkalarına değil. İkisi de soruna çözümsüzlük noktasında yaklaşırlarsa ya da eski olumsuz davranışlarına devam ederlerse, zaten dışarıdaki herkes de ayrılınması tarafındaysa bu iki kişinin tekrar bir araya gelmeleri zordur. Dikkatinizi çekerim burada çözüm herkesin kendisine bağlıdır. Kimse karşısındaki değiştiremez. Ancak kendisini değiştirerek karşısındakini değiştirebilir. Mesela gülümserseniz, gülümseme cevabı alırsınız. Somurtursanız, somurtma cevabı alırsınız. Kızgın yüz karşısında kendi yüzünü görür. Bir şeyleri değiştirmek için ferdin kendisinin harekete geçmesi gereklidir ve değişmesi gereken kendisidir. Herkes değişimin karşısındakinden, başkalarından gelmesini beklemektedir. Oysa değişmesi gereken kişinin kendisidir. Kendisi de bir değişime gitmiyorsa farklı bir sonuç beklemek imkansızdır. &lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_ghj19e="127"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_ghj19e="127"&gt;İnsanlar genellikle nalıncı keseri gibi hep kendilerine yontuyorlar. Ego ve mefisto (şeytan) hep kendini haklı çıkartıyor. Bu da mefistonun farklı bir oyunu. Olayın hep kendine bakan yönlerini görüp, kendinin avukatı başkalarının yargıcı olunuyor. Oysa kendimizin yargıcı, başkalarının avukatı olmalıyız. Çözüm bundadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3899244494947066964?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3899244494947066964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3899244494947066964&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3899244494947066964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3899244494947066964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/08/farkl-yollar-denenmeli.html' title='Farklı Yollar Denenmeli'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4273461339724463105</id><published>2011-08-10T02:19:00.000+03:00</published><updated>2011-08-10T02:19:27.402+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikolog izmir'/><title type='text'>Duyulara ve Duygulara Hakimiyet</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2037"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2037&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinizi, Kulaklarınızı, Hayallerinizi, Hafızalarınızı, Düşüncelerinizi, Davranışlarınızı Kötülüklerden Koruyun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamımızı görkemli kılabilecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstünlükler içinizde gizli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olarak zaten var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksinmeniz onları, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ortaya &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koyup kullanmanızı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önleyen engelleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenalıklara ve kötülüklere götüren yolları tıkamak gereklidir. Sonucunda kötülüğe neden olabilecek fiillerden kaçınılmalıdır. Mesela, eşini aldatma, sonuçları büyük bir felaketle sonuçlanabilecek ailesel ve toplumsal büyük bir kötülüktür. Kendisine ait olmayana bakma; bu kötülüğe götüren bir sebep olduğu için sakınılması gereken bir davranıştır ve yılandan çıyandan kaçar gibi kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için büyük kitabımız “Zina etmeyin", "Yetim malı yemeyin" tavsiyesinde bulunurken "Zinaya yaklaşmayın", "Yetim malına yaklaşmayın" şeklinde seslenmekte ve neticede yanlışa ve kötüye götürebilecek atmosferden uzak durmayı önermektedir. Sadece kötüden değil, kötüye giden her türlü sebeplerden de kaçınmak gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; hayal kurmak, hayalde canlandırmak zamanla niyet etmeye ve düşünceye dönüşür, o da gidip sıklıkla hatıra getirmeye ve bu düşüncede sabitleşmeye, kalıcı olmaya başlar ve davranışlarla bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu bir tarz ve düşünce alışkanlığı şeklini alır ve insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider... Dolayısıyla, daha hayal durağında iken hatanın ve kötülüğün önü kesilmeli; onun daha sonraki basamaklara ulaşması önlenilmelidir. Kötülüğün önü düşünce ve davranışlardan önce alınmalıdır. Baştan niyete ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; başkasına ait olana imrenme önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret etseniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen yanlış bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat, nazarlarınızı kötülükten ve hatalardan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir "bakma tiryakisi" olursanız artık geriye dönme olasılığınız azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları niyetlenmeye ve sonrası kalıcı niyetli olmaya başlarsınız; tarz ve düşünce alışkanlığını besler ve büyütürseniz doğruluk sahilinden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük çaba ister. Bir şairin, "İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni" dediği gibi, o kötülük deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam kötülüğün eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Dünyanın dehşet verici tehlikelerinde iyiliğin gölgesine sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir irade kahramanına da işaret edilmektedir. Zira namus ve haysiyetini korumada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini "Ben Allah'tan korkarım" çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir dağ gibi engeli aşabilmiştir. Evet, iffetli bir insanın ortaya koyduğu böyle bir kahramanlık herkese nasip olmaz. Bu haller, çok ender irade zaferleridir. Bu türlü durumlarda devrilmeme her insanın ulaşabileceği bir başarı değildir. Pek çokları o kaygan zeminlerde ayakta kalamaz ve yıkılır. Dolayısıyla, o dönülmesi çok zor noktaya gelmeden kötülüğün önünü almak gerekir. Kurdun başını, halkın koyunlarını paralamadan önce kesmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kötü şeyleri bilmediği, beceremediği için değil, canı istemediği için yapmamalıdır. Kötü ile dans edersen kötü değişmez, kötülük seni değiştirir. Kötülük her zaman dışarıdan gelmez. Çoğu zaman içeriden gelir. Yarım gramlık çınar ağacının tohumu, zamanla 1000 yıllık bir anıt, ulu ağaç olur. Hayallerimize ve düşüncelerimize hakim olmalı zihnimizi biz yönetmeliyiz. Ya zihnimiz bizi yönetir ya da biz zihnimizi yönetiriz. Kötülüğü besledik mi sadece kendi canımıza düşmanlık ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihninden pozitif düşünceler geçirmek negatif düşünceler geçirmek kadar kolaydır. Hayal ve düşüncelerimize hakim olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4273461339724463105?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4273461339724463105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4273461339724463105&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4273461339724463105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4273461339724463105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/08/duyulara-ve-duygulara-hakimiyet.html' title='Duyulara ve Duygulara Hakimiyet'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4652847632182111936</id><published>2011-07-27T20:47:00.000+03:00</published><updated>2011-07-27T20:47:30.755+03:00</updated><title type='text'>Duyulara ve duygulara hakimiyet</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="118"&gt;&lt;a href="http://www.53habermerkezi.net/yazar_406_42_Duyulara-ve-duygulara-hakimiyet.html"&gt;http://www.53habermerkezi.net/yazar_406_42_Duyulara-ve-duygulara-hakimiyet.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="118"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="122"&gt;Gözlerinizi, Kulaklarınızı, Hayallerinizi, Hafızalarınızı, Düşüncelerinizi, Davranışlarınızı Kötülüklerden Koruyun&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="122"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="121"&gt;Yaşamımızı görkemli kılabilecek üstünlükler içinizde gizli olarak zaten var. Gereksinmeniz onları, ortaya koyup kullanmanızı önleyen engelleri yok etmektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Fenalıklara ve kötülüklere götüren yolları tıkamak gereklidir. Sonucunda kötülüğe neden olabilecek fiillerden kaçınılmalıdır. Mesela, eşini aldatma, sonuçları büyük bir felaketle sonuçlanabilecek ailesel ve toplumsal büyük bir kötülüktür. Kendisine ait olmayana bakma; bu kötülüğe götüren bir sebep olduğu için sakınılması gereken bir davranıştır ve yılandan çıyandan kaçar gibi kaçınılmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="123"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bunun için büyük kitabımız “Zina etmeyin", "Yetim malı yemeyin" tavsiyesinde bulunurken "Zinaya yaklaşmayın", "Yetim malına yaklaşmayın" şeklinde seslenmekte ve neticede yanlışa ve kötüye götürebilecek atmosferden uzak durmayı önermektedir. Sadece kötüden değil, kötüye giden her türlü sebeplerden de kaçınmak gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="124"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="124"&gt;Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; hayal kurmak, hayalde canlandırmak zamanla niyet etmeye ve düşünceye dönüşür, o da gidip sıklıkla hatıra getirmeye ve bu düşüncede sabitleşmeye, kalıcı olmaya başlar ve davranışlarla bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu bir tarz ve düşünce alışkanlığı şeklini alır ve insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider... Dolayısıyla, daha hayal durağında iken hatanın ve kötülüğün önü kesilmeli; onun daha sonraki basamaklara ulaşması önlenilmelidir. Kötülüğün önü düşünce ve davranışlardan önce alınmalıdır. Baştan niyete ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; başkasına ait olana imrenme önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret etseniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen yanlış bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat, nazarlarınızı kötülükten ve hatalardan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir "bakma tiryakisi" olursanız artık geriye dönme olasılığınız azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları niyetlenmeye ve sonrası kalıcı niyetli olmaya başlarsınız; tarz ve düşünce alışkanlığını besler ve büyütürseniz doğruluk sahilinden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük çaba ister. Bir şairin, "İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni" dediği gibi, o kötülük deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez. &lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="125"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="125"&gt;Tam kötülüğün eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Dünyanın dehşet verici tehlikelerinde iyiliğin gölgesine sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir irade kahramanına da işaret edilmektedir. Zira namus ve haysiyetini korumada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini "Ben Allah'tan korkarım" çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir dağ gibi engeli aşabilmiştir. Evet, iffetli bir insanın ortaya koyduğu böyle bir kahramanlık herkese nasip olmaz. Bu haller, çok ender irade zaferleridir. Bu türlü durumlarda devrilmeme her insanın ulaşabileceği bir başarı değildir. Pek çokları o kaygan zeminlerde ayakta kalamaz ve yıkılır. Dolayısıyla, o dönülmesi çok zor noktaya gelmeden kötülüğün önünü almak gerekir. Kurdun başını, halkın koyunlarını paralamadan önce kesmek gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_j24unh="126"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İnsan kötü şeyleri bilmediği, beceremediği için değil, canı istemediği için yapmamalıdır. Kötü ile dans edersen kötü değişmez, kötülük seni değiştirir. Kötülük her zaman dışarıdan gelmez. Çoğu zaman içeriden gelir. Yarım gramlık çınar ağacının tohumu, zamanla 1000 yıllık bir anıt, ulu ağaç olur. Hayallerimize ve düşüncelerimize hakim olmalı zihnimizi biz yönetmeliyiz. Ya zihnimiz bizi yönetir ya da biz zihnimizi yönetiriz. Kötülüğü besledik mi sadece kendi canımıza düşmanlık ederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihninden pozitif düşünceler geçirmek negatif düşünceler geçirmek kadar kolaydır. Hayal ve düşüncelerimize hakim olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4652847632182111936?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4652847632182111936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4652847632182111936&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4652847632182111936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4652847632182111936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/07/duyulara-ve-duygulara-hakimiyet.html' title='Duyulara ve duygulara hakimiyet'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5178470932093804241</id><published>2011-07-27T02:37:00.000+03:00</published><updated>2011-07-27T02:37:00.476+03:00</updated><title type='text'>Arı ve Sinek</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div closure_uid_qupco7="110"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2019"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=2019&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_qupco7="110"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="innerText" style="font-size: 12px;"&gt;&lt;div class=" " style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar. Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar. İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak biraz derinlemesine düşününce, karşımıza dikilen gerçek çok daha farklı. Çok basit gibi gelen bu deney oldukça düşündürücü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class=" " style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Arıların ne kadar akıllı yaratıklar olduğunu hepimiz biliyoruz, sinekler ise malum. Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama sineklerden midemiz bulanır, uzak durmaya çalışırız. Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz. Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir. Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class=" " style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır, karanlığa yürüyenlerdir, karanlık düşüncelerdir. Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur. Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. Sadece kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir. Açık ağız karanlık&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;sığınaklarıdır çünkü; izlerini rahatça kaybettirirler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class=" " style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Arıyı kovalamak isterseniz savaşır, engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır ve değerleri için ölür. Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere. Her türlü pisliğe bulaşırlar, sonra da yiyeceklerinize, üstünüze, başınıza konarlar. Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar. Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Onlar için asıl amaç çoğalmak ve yayılmaktır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_qupco7="110"&gt;&lt;script&gt;function adjustTextSize(nSize) {    nSize = dSize + nSize;    if (nSize&gt;24)        nSize=24;    if (nSize&lt;10)        nSize=10;    document.getElementById('innerText').style.fontSize = nSize + "px";    dSize=nSize;}var dSize=12;adjustTextSize(0);&lt;/script&gt;&lt;br class="clear" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5178470932093804241?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5178470932093804241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5178470932093804241&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5178470932093804241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5178470932093804241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/07/ar-ve-sinek.html' title='Arı ve Sinek'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7470112871430244531</id><published>2011-07-09T03:13:00.001+03:00</published><updated>2011-07-09T03:14:45.791+03:00</updated><title type='text'>İçimde Geçmeyen Bir Sıkıntı Var</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1973"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1973&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rumuz: Sıkıntıdaki Abla Ece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk evlendiğimizde kocamın ailesi bizimle kalıyordu. Kocam ailesini hep bana tercih etti. Bir keresinde beni boşamaya kalktı. Bana "ailem varsa sen varsın, yoksa sen yoksun" dedi. Onlar benim sevgimi kaybettiler. Kocamın ailesine soğuk duruyorum. Bence bunu hak ettiler. Ben kız yurdunda belletmenlik yapıyorum. Eşim dersanede öğretmen. Eskisi kadar güzel hizmet yapamıyorum. İnsanların mesuliyeti altında eziliyorum. Dergileri, kitapları eskisi kadar okuyamıyorum. Arkadaş toplantılarına devam problemim var. Sıkıntılıysam kimseye faydam olmuyor. Herkes te bizden bir şey bekliyor. İnsanlara bir şey verememenin sıkıntısını yaşıyorum. Bana söyleyeceğiniz bir öneriniz var mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanımfendi, daralan gönül gönül değildir. Eğer gönlümüz daralıyorsa neden daralıyor diye düşünmemiz gerekir. Bizim kurtulmamız başkalarının kurtulmasına bağlıdır. Başkalarını kurtarırken aslında kendimiz de kurtulmuş oluruz. Boşluk şeytanın en büyük silahıdır. Boş vakit geçirmemek için elimizden gelen tüm gayreti göstermeliyiz. Bir iş bitince hiç zaman kaybetmeden hemen diğer bir işe başlamamız gereklidir. Ana Kitab' ın İnşirah Bölümünde inananların tavırlarından söz ederken bir iş bitince hemen bir başka işe koşarlar deniyor. O inanan insanların atların ayaklarından kıvılcımlar çıkar deniyor. Yaşamınızda hiçbir arada boşluk bırakmazsanız, daha şevkli olursunuz. Çünkü boşluk şeytanın silahıdır. Boşluk ataleti doğurur. Boş insanın içi gittikçe sıkılır. İnsan kendine doğru bir iş bulmalı ve araya hiç boşluk sokmamalıdır. Niyet te içeride canlı tutulmalıdır. Düşünce olarak ta boşluğa düşülmemelidir. Belki yatıyor olabilirsiniz. Ama kalbiniz uyumamalıdır. Bedeniniz bir iş üzerinde olabilir ama ruhunuzun da boşlukta kalmaması önemlidir. Bulunduğumuz yerin hakkını vermeliyiz. İçte çürüme varsa, bu görünürde dışta koca çınarlar devririr gibi gözükür. Mühim olan için sağlam tutulmasıdır. İnsan zaaflarını bilmek ve onları bir harmanda toplamamak durumundadır. İnsan insanlık yönlerini ortaya çıkaramazsa diğer yönleri yani kötü yönleri ortaya çıkar. Boşluk kötülük doğurur. Kendimizi kimi zaman zorla bile olsa güzel bir işe kanalize etmeliyiz. İnsan sıkılınca zorlansa da eğer çaba sarf ederse bir bakmışsınız sıkıntılı durumdan çıkar. İnsan iyi yönünü beslemezse kötü yönü beslenir ve kaybeden oluruz. Sıkıntıdaki hanımefendi kalk artık ayağa. Herkes seni bekliyor. Senin durman, milletin gerilemesi demektir. Her taraf karanlık. Tüm insanlık sıkıntıda. Bu yangını söndürecek kişinin yangını söndürürken orasının burasının yanması olacaktır. Bu onu yangınla mücadelede duraksatmamalı. Büyük şair "Genç Adam" şiirinde günümüzü ne kadar güzel anlatıyor dinleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam! Düşün bir yığın dertdi ki asırlık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletin heryanı ayrı bir illetle ma'lûl;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyinler sarsık, kalbler baygın, devâsı meçhûl..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanlar inliyor; gâyesiz kalabalıklar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve insanlar tıpkı "akvaryumdaki balıklar:"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşkınlıkla gidip kâh sağa tos, kâh sola tos..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir topluluk içinde idrâka paydos!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca fezâyîle cemiyet yaşar mı? Heyhât!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz görmez, kulak sağır, "kapkaranlık hissiyât.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirler çirkef oldu, sokaklar zift kanalı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençler serâzât, herşey hürriyet payandalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayâ yırtılıp gitmiş, iffet ayak altında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan som altın, aldatma sultanlık tahtında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurt gövdenin içinde yapraklar bir bir solmuş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millî ruh derbeder ve millet dâğidâr olmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam; bu bâdirenin bahâdırı sensin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır, hayâllerde, düşlerde beklenensin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrul! Kendine gel! Bak tan yeri ağarıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ışıklar karanlık ordusunu boğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç durma koş tulumban elinde dört bir yana!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüsle alevleri bu bir vazife sana!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yırtılsın bütün zulmetler, belli olsun akyol...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel, İslâm emânetin dönmez da'vâcısı ol!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sensin asırlardan beri beklenen kahraman,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel ki, artık dizlerimizde kalmadı derman..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenen sizsiniz hanımefendi. Aranan sizsiniz. Herkes birisini bekliyor. Oysa birini beklemektense beklenen kişi benim demeli ve harekete geçmeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7470112871430244531?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7470112871430244531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7470112871430244531&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7470112871430244531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7470112871430244531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/07/icimde-gecmeyen-bir-sknt-var.html' title='İçimde Geçmeyen Bir Sıkıntı Var'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7606511885191948748</id><published>2011-07-05T01:15:00.000+03:00</published><updated>2011-07-05T01:15:27.862+03:00</updated><title type='text'>Okyanus</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1958"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1958&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanus Büyük Olduğu İçin En Aşağıdadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklarından fışkırırken zayıf olan sular, daha sonra, yavaş yavaş karşılaştığı öteki ırmaklar kadar güçlenir. Nice güzel işler ufacık bir damla ile başlamıştır. Yağmurda camı seyrettiniz mi hiç? Bir damla yavaş yavaş süzülür tek başına. O sırada bir başka damla da süzülmektedir. Yerçekimine itiraz etmeden. Sonra iki damla birleşir. Gittikçe hızları artar diğer damlaların katılmasıyla. Artık hızları iyice artmıştır. Camın sınırlarını geçerken yerdeki bir su birikintisine, oradan bir akıntıyla bir dereye, oradan akarsuya oradan denize ve sonunda okyanusa ulaşır damla. Bu damlanın öyküsüdür. Damlanın güçlenme öyküdür. Bu. O artık bir okyanus kadardır. Damlayı okyanustan ayırabilir misiniz? Bu aslında insanın öyküsüdür. İnsanın ve insanlığın öyküsü. Sırrın öyküsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OKYANUS YÜREKLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su, kendine sırdaş arıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce buluta verdi sırrını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır geldi sır buluta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağanak sağanak döktü suyun, tüm sırlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bulut suyun sırrını; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yapıp, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolu yapıp, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar yapıp savurduğu için,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman taşıyordu göl &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra nehre verdi su sırrını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dereye verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağlayanlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şelaleler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akarsular… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi kayboluyordu bir anda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir gün su takip etti dereyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dereyi okyanusa kavuşunca fark etti su, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sırlarının &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akarsularla, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağlayanlarla, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irmaklarla… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanusa taşındığını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar verdi su. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırrını okyanusa verecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle de yaptı zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm sırlarını okyanusa verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen karşılaştık suyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bardaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suskundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uğraştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşturamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tam giderken “Dur’’ dedi su. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durdum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşıyamazlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldıramazlar, senin yükünü, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canını yakarlar, utandırırlar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenginliği sahip olduğunuz şeylerle değil, sahip olup da para için satamayacağınız şeylerle ölçün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru yoldaysanız asla bırakmayın o yolu. Tek başınıza bile olsanız. Onun yanında olun. Kaybetmezsiniz. Kaybetmeyeceksiniz. Kaybetmedikleri gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7606511885191948748?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7606511885191948748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7606511885191948748&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7606511885191948748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7606511885191948748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/07/okyanus.html' title='Okyanus'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-8343887766512980220</id><published>2011-06-25T00:13:00.000+03:00</published><updated>2011-06-25T00:13:41.639+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk ismail yavaş doktor psikiyatrist psikolog'/><title type='text'>MUTLULUK</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1942"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1942&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes mutluluğu ister. Kim istemez ki. Mutluluk, herkesin özlediği bir sevgilidir. Uğrunda her fedakârlığa katlanılır. İnsanlar arasında mutlu olmak istemeyen tek insan yok gibidir. Peki mutluluğun tanımını nasıl yapabiliriz ? Herkes mutluluğu farklı bir şekilde tanımlayabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanlı'ya göre o, aşk ve sevda; Sezar'a göre nâm ve şöhret; Firavun'a göre iktidar ve mevkiyi koruma; Kârun'a göre de yığın yığın servet ve hazinelere sahip bulunmaktır mutluluk. Oysaki bunlardan hiçbiri, ne gerçek mutluluk ne de onun sebeplerinden birisidir. Hakikî mutluluğu bu yollarla arayanlar, hep aldanmış ve hüsrâna uğramışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek mutluluk, insan zihninin dağınıklık ve kalabalıklardan kurtarılması, insan kalbinin huzur, güven ve istirahata ermesinden ibarettir. Onu, deniz kenarlarında, dağ başlarında, tenhâ koruluk ve koylarda arayanlar, hep yanılmışlardır. Yine de bu türlü yollardan başkasıyla, rûhunu dinlendirmesini bilmeyen sıradan yaşamlar için, bunlar da birer vesile sayılabilirler. Ama gerçek huzur ve mutluluk için, ne zaman ne de zemine ihtiyaç yoktur. O her yerde insanla beraber ve onun iç aydınlığına, onun hür irâdesine verilmiş kutsal bir sevgilidir. Her insan, istediği zaman, kanatlanan rûhuyla, kalbinin sonsuz iklimlerine doğru açılıp, seyretmesine doyamayacağı âlemlere ulaşarak, özlenen mutluluğu elde edebilir. Hele, kalp hazinesi tertemiz fikirlerle donatılmış ise... Boyce'nin dediği gibi: "Ruhunun derinliklerinde, böyle bir hedefi olan insan ne mutludur !.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, mutlu olabilmek için, önce rûhun iyice giydirilmesi, gönlün pâk ve temiz fikirlerle donatılması, sonra geçmişin kanatlandırıcı hatıralarıyla, geleceğin isabetli ve uygun ümitlerinin yan yana değerlendirilmesi lâzımdır ki, bu sayede, fenalıklara karşı konulabilsin.. Şehevî hisleri frenleyip yükseltici duyguları da destekleyerek, yaşanan hayatın her anını fazîletli kılmak mümkün olabilsin. Zaten ahlâkî hayatın yegâne düsturu da fazilettir. Aradığımız mutluluk ise, asla faziletten ayrı düşünülmeyen ve bir bakıma onun neticesi ve mükâfatıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûhu kanatlandırıp pervâz ettirecek ve kalbi dâima canlı tutacak tek şey, Yaratıcı'nın hoşnutluğu düşüncesidir. Fazîlet düşüncesi olmadan mutluluktan bahis açmak abesdir ve manasızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğu Elde Etmemize Vesile Olacak Anahtarlar: Yaşamımıza mührüne basan hakiki insan ve müstesnâ varlık, şu özellikleriyle hem fazîletli hem de mutlu idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Yüce Yaratıcı'nın tasvibinden geçmeyen hiçbir şeye, bütün hayatı boyunca bir kere olsun hüsn-ü kabul göstermemişti. Bu konuda alabildiğine azimliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar dürüst idi ki, en ehemmiyetsiz şeylerde dahi, kimseye haksızlık etmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar yüce âlemlere tutkun ve o denli ulvî tecellîlere doymuş idi ki; hiçbir zaman lezzeti fazîlete tercih etmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle üstün bir idrâk ve kavrayışa sahip idi ki; bir kere olsun, iyiyi kötüden tefrik hususunda tereddüde düşmemişti. İnsanların fikirlerine karşı hep hürmetkâr kalmıştı; ama onlardan nasihat almaya hiç ihtiyaç hissetmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En anlaşılmaz meseleleri gayet rahatlıkla halleder, bir solukta, gaflet ve dalâlette olanları fazîlet ve şerefe yükseltirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfâdelerinde akıl ve hikmet omuz omuzaydı; makûl ve doğru bildiklerinde fevkalâde sebat gösterirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar müttakî idi ki; tavır ve davranışlarındaki berraklık, muamelesindeki yumuşaklık ve duruluk, melekleri gıbtaya sevk edecek kadar zarifdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbürlenmeler, fahirlenmeler bir kerecik olsun, onun yakıcı ve eritici ikliminde görünme imkânını bulamamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsıyla alâkalı bütün ayıplamalara karşı mukabele etmeksizin tahammül eder ve insanları suçlamaktan fevkalâde uzak bulunurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkaklık semtine sokulamamış, vesvese ve tereddütlerle hiç mi hiç tanışmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavim ve kabilesi karşısında nasıl yılgınlık göstermemişse, topyekün dünya ile hesaplaştığı zaman da aynı şekilde polat gibi olmasını bilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odası, yatağı, elbisesi ve yiyeceği şeyler gâyet sâde ve fakirceydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, içinde yaşadığı toplumun herhangi bir ferdi görünümünde idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostluğunda menendi olmayacak kadar sebatkâr ve muhkem, vefasında herkesi minnet altında bırakacak kadar civanmert idi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, bunlarla serfiraz ve fazîletliydi. Fazîletli olduğu kadar da gönlü huzur içinde ve mutluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O'nun vicdanı kadar saf ve duru bir vicdana sahip olmak için, fazîletin rükünleri sayılan bu şeylerde, O'nu örnek almak ve rûhumuzun rengini aksettiren bu düşüncelerin, kirlenip bozulmasına meydan vermemek lâzımdır.Evet, bu türlü yüce hasletlerin hepsine sahip çıkmak, bizi fazîletli kılacak, dolayısıyla da bizlere gerçek mutluluğun kapılarını açacaktır. Aksine, bu vâdîde gösterilecek herhangi bir kusur ise, fazîlet dünyamızda meydana gelmiş bir yırtık, dolayısıyla da saadetimizi bulandıran bir keyfiyet olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ki suyu, saf ve temiz tutmanın tek çâresi, onun içine birşey atmamak ve bulandırıcı şeylerden uzak bulundurmaktır. Öyle de rûhun huzur ve mutluluğu, bir an olsun onu, fazîletten mahrum bırakmamaya bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Sızıntı Dergisi' nin 1982 Mayıs sayısından alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-8343887766512980220?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/8343887766512980220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=8343887766512980220&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8343887766512980220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8343887766512980220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/06/mutluluk.html' title='MUTLULUK'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-9128491450085138747</id><published>2011-06-17T23:54:00.000+03:00</published><updated>2011-06-17T23:54:10.564+03:00</updated><title type='text'>Yükünü Gemiye Bırak</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1927"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1927&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ a tevekkül eden ve etmeyenin adamların örnekleri, şu hikâyeye benzetilmiştir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar iki adam; hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, bilet alıp büyük bir gemiye girdiler. Adamlardan birisi girer girmez yükünü gemiye bıraktı ve üstüne oturup hem korudu, hem rahat etti. Diğeri hem akılsız, hem gururlu olduğundan yükünü yere bırakmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki kaybolur. Ben kuvvetliyim, malımı belimde ve başımda koruyabilirim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ona denildi: "Bizi ve seni kaldıran sultanın şu emniyetli gemisi daha kuvvetlidir. Daha iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşeceksin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere güç yetiremez. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya delidir diye seni kovacak. Ya haindir, gemimizi itham ediyor, bizimle alay ediyor, hapsedilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü, dikkatli insanlar nazarında zaafını gösteren kibrin ile, aczini gösteren gururun ile, ikiyüzlülük ve zilletini gösteren yapmacık hareketlerinle halka kendini maskara yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o zavallının aklı başına geldi. Yükünü yere koyarak üstüne oturdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Oh..! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapsedilmekten ve maskaralıktan kurtuldum" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Böylece bütün kâinatın dilenciliğinden, her hâdisenin karşısında titremekten, kendini beğendirmeye çalışmaktan, maskaralıktan, ahirete ait şikayetlerden ve dünyada yaşanan sıkıntıların baskısından kurtulasın... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar yüklerini gemiye bırakıp bir de üstüne otururlarsa, sıkıntı dedikleri şeylerin ne kadar önemsiz olduğunu göreceklerdir. Sıkıntılar, dertler, üzüntüler, tasalar bu yaşamın tuzu biberidir. Hep tatlı yemek yenmez. Bazen acı yemekler yenir ve yaşamın tadı bir bütün olarak güzel olur. Başka bir bilge şair de bakın bu konuda ne diyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler, Arif a-nu seyreyler Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen hakk’a tevekkül kıl, Tefviz et ve rahat bul, Sabreyle ve razı ol Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin ona berk eyle, Tedbirini terk eyle, Takdirini derk eyle Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işi murad etme, Olduysa inad etme, Haktandır o reddetme Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakk’ın olacak işler, Boştur gam-u teşvişler, O hikmetini işlerMevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep işleri faiktir, Birbirine layıktır, Neylerse muvafıktır Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilden gamı dûr eyle, Rabbinle huzur eyle, Tefviz-i umur eyle Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen adli zulüm sanma, Teslim ol oda yanma, Sabret sakın usanma Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deme şu niçin şöyle, Yerincedir ol öyle, Bak sonuna sabreyle Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş sabr-ı cemilimdir, Takdir kefilimdir, Allah ki vekilimdir Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişle geri kalma, Müstakbele hem dalma, Hâl ile dahi olma Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vallahi güzel etmiş, Billahi güzel etmiş, Tallahi güzel etmiş Allah görelim netmiş, Netmişse güzel etmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes her şey tam olsun istiyor. Eksik, üzüntü, sıkıntı istemiyor. Ama yaşam her zaman düz gider mi? Elbette gitmez. Bir öğrenci öğretmenin sınav kağıdını red edebilir mi? Ben bu sınavı sevmedim deyip sınavdan kaçarsa ne olur? Sınıfını geçebilir mi? Elbette geçemez. O sınav tekrarlar ve illa geçer not alınca sınıfını geçebilir. Olan biten olaylar için deme şu niçin şöyle, Yerincedir o öyle, Bak sonuna sabreyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-9128491450085138747?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/9128491450085138747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=9128491450085138747&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/9128491450085138747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/9128491450085138747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/06/yukunu-gemiye-brak.html' title='Yükünü Gemiye Bırak'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-520758286272874598</id><published>2011-06-10T13:03:00.002+03:00</published><updated>2011-06-10T13:04:54.998+03:00</updated><title type='text'>Çocuklara karşı hep müjdeleyici olunmalı!</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://cocukpsikiyatristim.blogspot.com/"&gt;http://cocukpsikiyatristim.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-520758286272874598?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/520758286272874598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=520758286272874598&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/520758286272874598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/520758286272874598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/06/cocuklara-kars-hep-mujdeleyici-olunmal.html' title='Çocuklara karşı hep müjdeleyici olunmalı!'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2025976231247882156</id><published>2011-06-09T19:57:00.000+03:00</published><updated>2011-06-09T19:57:41.838+03:00</updated><title type='text'>Temiz Toplum</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1907"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1907&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal barış önemlidir. Toplumun bir ferdi olmak, diğerleri tarafından kabul görmek, insanlarla olumlu ve doyurucu iletişim içerisinde olmak herkesin isteyeceği bir şeydir. Toplumsal ortamlarda gerek, kişilik yapısı, gerek şartlar, gerek yetişme tarzı, gerek şans gibi faktörler nedeniyle kişiler arasında itimler ve çekimler olur. İdeal toplumda herkesin bir yeri, bir işlevi, bir rolü olmalıdır. Herkes kabul görmeli, kimse dışlanmamalıdır. Bunun sağlanması çaba gerektirir. Çok uğraşı ve efor gerektiren bir çaba. Bu çabalarda neler olmalıdır? Toplumsal barışın olması ya da farklı grupların birbirine düşman olmaması için gerekli olan toplumsal davranış biçimleri nelerdir ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Başkalarıyla savaşmak çok kötüdür. Bizler hepimiz Adem’ in çocuklarıyız. Kardeşiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kimseye kötü söz söylemeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Başkalarının iyiliğini isteyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Başkalarına zulmetmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Başkalarını desteğinizden mahrum etmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Başkalarını hakir görmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Hiçbir topluluk hiç bir toplulukla alay etmesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Kadınlar başka kadınlarla alay etmesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Gençler gençlerle alay etmesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Erkekler erkeklerle alay etmesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Birbirinizi karalamayın. Birbiriniz karalamak kendini karalamaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Zannın birçok çeşidinden sakının. Zannın bir kısmı kötüdür, yanlıştır. Zan, zannedeni ve zannedileni sanal nedenlerle üzer, yorar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Birbiriniz hakkında dedikodu etmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Diğer insanlar hakkında aksine sebep olmadıkça iyi zan beslenmelidir. Bütün insanlar hakkında haksız yere kötü zanda bulunmak, onlar hakkında iyi tarafa değil kötü tarafa yorumlar yapmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. En değerli, en üstün en iyi huylu olandır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. İyi huylu insan olmak istiyorsanız kötülükten, hatalardan, hatanın en ufağından bile sakının. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. Mobing yapmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir toplum olabilirsek evlatlarımız mis kokular içerisinde yaşarlar. Yukarıdaki şeyleri yaparsak sağlam toplum oluruz. Güzel toplum temiz fertlerden oluşur. Fertler kendine çekidüzen verirse toplum da sağlıklı olur. Fert kendine dikkat etmezse gelişmiş bir toplum olamayız. Ülkeler bu şekilde kaybederler. Toplumsal dirlik ve düzenimizi sağlamalıyız. Bu da ancak başkalarına saygı duymadan başlar. Saygı da aileden başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın sorunlarından kurtulabilmesi ve mutluluğu yakalayabilmesi için toplum içindeki rolünü iyi oynaması önemli bir adımdır. İnsan iyi huylarıyla kendini sevdirir ya da kötü huylarıyla kendinden nefret ettirir. Doğru temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2025976231247882156?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2025976231247882156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2025976231247882156&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2025976231247882156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2025976231247882156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/06/temiz-toplum.html' title='Temiz Toplum'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-8975390040644390244</id><published>2011-06-04T00:46:00.000+03:00</published><updated>2011-06-04T00:46:25.497+03:00</updated><title type='text'>Kavgasız Toplum</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1885"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1885&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal barış önemlidir. Toplumun değerli bir ferdi olmak, diğerleri tarafından kabul görmek, insanlarla olumlu ve doyurucu iletişim içerisinde olmak, herkese saygı duymak, herkesi her şeyiyle kabullenmek, herkes tarafından saygı duyulmak, sınırlarının tanınmasını bilmek herkesin isteğidir. Toplumsal ortamlarda gerek kişilik yapısı, gerek şartlar ve yetişme tarzı sonucu oluşan örf ve ananeler, gerekse şans gibi faktörler nedeniyle kişiler arasında itimler ve çekimler olur. İdeal toplumda herkesin bir yeri, bir işlevi, bir rolü olmalıdır. Herkes kabul görmeli, kimse dışlanmamalıdır. Bunun sağlanması çaba gerektirir. Çok uğraşı ve efor gerektiren bir çabadır bu. Bu çabalama eylemlerinde neler olmalıdır ? Toplumsal barışın olması ya da farklı grupların birbirine düşman olmaması için gerekli olan toplumsal davranış biçimleri nelerdir ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kimse düşmanınız değildir. Kavgalı toplumda savaştığınız kişiler ailenizdir. Bizler hepimiz Adem’ in çocuklarıyız. Dolayısıyla hepimiz kardeşiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kimseye kötü söz söylemeyin. Kimse hakkında kötü düşünmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Başkalarının iyiliğini isteyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Başkalarına zulmetmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Başkalarını desteğinizden mahrum etmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Başkalarını hakir görmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Hiçbir grup, başka hiç bir grupla alay etmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Kadınlar, başka kadınlarla alay etmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Gençler, başka gençlerle alay etmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Erkekler, başka erkeklerle alay etmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Birbirimizi karalamayalım. Birbirinizi karalamak aslında kendini karalamaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Zannın bir çok çeşidinden sakının. Zannın bir kısmı kötüdür, yanlıştır. Zan, zannedeni ve zannedileni sanal (gerçek olmayan) nedenlerle üzer, yorar. Karşıdakine yapılmış bir haksızlıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Birbirimizin gizli hallerini araştırmamalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Birbirimiz hakkında dedikodu etmemeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Diğer insanlar hakkında aksine sebep olmadıkça iyi zan beslemeliyiz. Bütün insanlar hakkında haksız yere kötü zanda bulunmak, onlar hakkında iyi tarafa değil kötü tarafa yorumlar yapmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. En değerli ve en üstün olan, en iyi huylu olandır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. İyi huylu insan olmak istiyorsak kötülükten, hatalardan, hatanın en ufağından bile sakınılmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. Mobing yapılmamalıdır. İş arkadaşlarınızı haksız yere üzülmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir toplum olabilirsek, evlatlarımız mis gibi kokular içerisinde yaşarlar. Birbirimizi anlarsak, hoşgörülü davranırsak, diyalog içerisinde olursak sağlam toplum oluruz. Güzel toplum, kavgasız, karşısındakini anlayan temiz fertlerden oluşur. Fertler kendine çekidüzen verirlerse toplum da sağlıklı olur. Fert kendine dikkat etmezse gelişmiş bir toplum olamayız. Ülkeler bu şekilde kaybederler ya da kazanırlar. Toplumsal dirlik ve düzenimizi sağlamalıyız. Bu da ancak başkalarına saygı duymaktan başlar. Saygı da aileden başlar. Aile bireyleri yüz göz olmamalı, saygı evden başlamalıdır. Bu arda saygı olsun diye sevginin gösterimi ihmal edilmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın, sorunlarından kurtulabilmesi ve mutluluğu yakalayabilmesi için, toplum içindeki rolünü iyi oynaması gereklidir. İnsan iyi huylarıyla kendini sevdirir ya da kötü huylarıyla kendinden nefret ettirir. Doğru, temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. Böyle bir ortamda da kimse karlı çıkmaz, Herkes üzülür. Çözüm ise basittir. Diğerini kabul etmek, saygı duymak ve sevmek. Sevin ki, sevilin. Sayın ki sayılın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-8975390040644390244?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/8975390040644390244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=8975390040644390244&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8975390040644390244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/8975390040644390244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/06/kavgasz-toplum.html' title='Kavgasız Toplum'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5131315560661899471</id><published>2011-06-01T01:44:00.001+03:00</published><updated>2011-06-01T01:46:57.654+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='işsizlik'/><title type='text'>İstenmeyen Bir Fırsat: İşsizlik</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/istenmeyen-bir-firsat-issizlik-haziran-2011.html"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/istenmeyen-bir-firsat-issizlik-haziran-2011.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Rabb'im, beni aşk belâsıyla tanıştır&lt;br /&gt;Bir ân bile olsa, beni aşk belâsından ayırma." &lt;br /&gt;(Fuzulî)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair yukarıdaki mısralarda dert ve sıkıntıya olumlu bir mânâ vermektedir. Zîrâ sıkıntı ve derdin kendisini hakikate ulaştıran bir basamak olduğuna inanmaktadır. Haklıdır, sıkıntıya düşen insan yardım arar; bu arayış nihayette onu Allah'a dua eden bir insan hâline getirir. Bu sebeple musibet ve belâlar, irfan ehli tarafından Allah'ın bir hediyesi olarak görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde yaşanan ciddi ekonomik krizler sonrasında ortaya çıkan, can yakıcı bir problem olan işsizlik de bu şekilde görülebilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk psikiyatrisi olarak bu konuda bir hatıramı nakletmek isterim. Yıllar önce polikliniğime çocuklarını getiren bir aile, yedi yıl önce boşandıklarını belirtmişti. Boşanmalarının sebebi ise işsizlikti. Severek evlenmişler; ancak uzun süren bir işsizlik sebebiyle boşanmak mecburiyetinde kalmışlardı. Bu ilk ve son örnek değildi. Günümüzde boşanma nispetleri gittikçe yükselmektedir. Boşanmanın çeşitli sebepleri vardır; ancak bu sebepler arasında işsizlik günümüzde daha belirgin bir sebep olarak öne çıkmaktadır. Zîrâ işsizlik, aile reisini değersizleştirerek iletişimi koparan bir şeydir. Ödenmeyen faturalar, karşılanmayan ihtiyaçlar babanın omuzlarını aşağıya indirir; eşin ve çocukların gözünde baba değerini yitirir. Nihayet evlilik yıkılır, kadın ve çocuklar ortada kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanaat ve tasarruf ciddi bir korunak iken, kışkırtılan tüketim alışkanlıkları bu korunaktan taşlar düşürmüştür. Kanaatsizlik ve israf, alıp başını gitmiş, ihtiyaç olmayan şeylerin peşinde ömürler tüketilmiştir. Daha yenisi, güzeli ve moda olanı isteme asıl olmuştur. Meselâ televizyon değil, LCD televizyon, bilgisayar değil dizüstü bilgisayar (ipad), doyacak kadar değil yiyebildiğimiz kadar yemek isteniyor. Nihayette bu lüks ve israf ekonomik krizle neticeleniyor. Bu ise, kendini en çok işsiz insanlar şeklinde gösteriyor. On yılda bir yaşanan ekonomik krizler ve sonrasında işten atılmalar, ortaya çıkan işsizlik rakamları bunun en güzel misâlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde psikiyatristlerin ofisleri, kronik işsizlikle tetiklenen hastalıklara yakalanmış hastalarla doludur. İşsizlik kuyusunda diplere düşmemek, başımıza gelenleri sabırla ve kanaatle atlatmak, yeniden hayata tutunmak, hiçbir zaman umudunu yitirmemek, farklı çözüm yolları aramak ve bulmak, krizi atlatmak için çok önemlidir. İşsizlik bir fırsata dönüştürülebilir. Çözümsüz gibi görünen problemler, insana farklı çıkış yolları arayıp bulmada ufuk açıcı olabilir. Bunun gerçekleşmesi işsiz insanın iç enerjisine bağlıdır. Zîrâ insan bazen işsiz kalabilir. Bu durumlarda mümkünse arzu ve istekleri değil, temel ihtiyaçları esas almak gerekir. Evet, para önemli bir faktördür; ancak saadet sadece buna bağlı değildir. Para bir şeydir; ama her şey değildir. Zîrâ saadet hâli, problemsiz ve sıkıntısız bir hâl değildir; aynı zamanda sıkıntı ve dertlere olumlu bakma hâlidir. Hayat bir imtihan olduğundan, sıkıntılar da bu durumun bir gereğidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsiz kalmış insanların yeniden iş hayatına dönmelerine nasıl yardımcı olunabilir? Üç yıl veya daha uzun süre çalışamayan insanlara nasıl iş bulunabilir? İşsizliğe rağmen insan nasıl iyi ve doğrudan yana olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta önemli olan, carî kanun ve sebeplere uygun hareket etmektir. Meselâ kalifiye bir çalışan değilseniz, arayışınız ve yaptığınız dua hemen karşılık bulmayabilir. İlk önce kalifiye bir fert olmak, sonra hayırlı bir iş için Allah'a dua etmek lâzımdır. Meselâ iş adamlarının belirlediği, ihtiyaç duydukları kişilerin vasıfları nelerdir? Önce bunlar öğrenilmeli, sonra bu vasıfları taşıyan biri olmak için yollar aranmalıdır. Ayrıca şu sorulara verilecek cevaplarımız olmalıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. Ne iş yapabilirsiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. Uzmanlık konularınız nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. Bu konu ile ilgili başvurularınız oldu mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. Kaç başvuru yaptınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. Hep aynı ilde mi çalışıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. Başka bir il de denediniz mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hedefe ulaşılmak isteniyorsa, ter dökülmelidir. Ailevî münasebetlerimizde nasıl konunun uzmanlarının görüşlerini önemsiyorsak, iş bulma konusunda da profesyonel yardım almalıyız. Evet, işsizlik büyük bir problem. Toplumu içten çürüten, trajik neticelere davetiye çıkaran bir durum. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." buyuran Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmeti; işsizliği, işsiz kalmış komşularını düşünmek durumundadır. Mutsuzların yaşadığı bir sokak, mahalle ve ülkede bir mü'minin mutlu olması düşünülemez. İşsizler çoğalmışsa ve işsizliğin pençesinde maddî ve mânevî değerlerimizden uzaklaşma sözkonusu ise, işsizliğin neticeleri bir gün iş sahibi insanların da kapısını çalacaktır. Bu; huzursuzluk, geçimsizlik, hırsızlık, gasp, soygun ve şiddet şeklinde karşımıza çıkacaktır. Dolayısıyla işsizlik, sadece işsiz kalmış kimselerin problemi değildir, fertten topluma, oradan da devleti idare edenlere kadar herkesin mesul olduğu bir mevzudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik ve açlık üzerinde düşünürken meseleyi daha geniş bir perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Maddî açlıkla beraber mânevî açlığı da düşünmek gerekiyor. Maddî ihtiyaçları karşılanmış bir insan tamamlanmış değildir, onun mânevî ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır. Gaye; midesiyle, kafasıyla, kalbiyle ve gönlüyle doymuş insanlardan müteşekkil bir toplum olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletle beraber, mesuliyet hissi gelişmiş insanlar, işsizliği çözümler ararken, işsiz kalmış insanlar da, kendi durumlarını ciddi bir şekilde değerlendirmelidir. İşsiz kalışları ve ihtiyaç içinde olmaları, onları büsbütün değersiz kılmamalı. Allah her şeyi görüyor ve biliyor. Başa her ne geliyorsa Allah'tandır. Dolayısıyla, işsizlik niçin bir imtihan unsuru olmasın? Bu sebeple bu imtihan, bu sıkıntı, bu dert; sahibini sabır üzerinde düşünmeye götürmeli. Arzuların sınırsızlığı ortadadır. Bunlara kapılmamak, hayatî ihtiyaçlara yoğunlaşmak gerekir. Başkasının mallarına göz dikmeden, sabrederek, işsizlik kuyusundan çıkma yolları aranmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Allah dostunun dediği gibi; "Hak kulundan intikamını kul eliyle alır/İlm-i ledünü bilmeyenler onu kul yaptı sanır/Cümle eşya Hâlık'ındır, kul eliyle işlenir/Emri Bari olmayınca sanki bir çöp deprenir." Allah'ın dışındaki her şey ama her şey vesiledir. O'na intisap etmek, O'ndan medet ummak gerekir. Rabb'imiz, Bakara Sûresi 155–156. âyetlerde mealen şöyle buyurur: "Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Sabırlılar o kimselerdir ki, başlarına musîbet geldiğinde, 'Biz Allah'a aidiz ve vakti geldiğinde elbette O'na döneceğiz.' derler." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5131315560661899471?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5131315560661899471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5131315560661899471&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5131315560661899471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5131315560661899471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/06/istenmeyen-bir-frsat-issizlik.html' title='İstenmeyen Bir Fırsat: İşsizlik'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7839643179111257429</id><published>2011-05-27T13:15:00.005+03:00</published><updated>2011-05-28T02:10:15.707+03:00</updated><title type='text'>Hakiki İnsanın Şikâyete Hakkı Yoktur</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Kursü Gazetelerden 27.05.2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmtihan dünyasında yaşayan insan, her zaman bir belaya, felakete ve derde mübtela olabilir. Bazen diğer insanlar ve arzî hâdiseler yol vermezler ona; bazen de çeşit çeşit musibetler, altından kalkılmayacak şekilde çetin cereyan eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, hakiki bir mü'min, görüp duyduğu bütün olumsuzluklar karşısında ne sarsılır ne sendeler ne de tereddüde düşer. Başına gelenleri imtihan sayar; imtihanları tevekkül ve teslimiyetle karşılar, yolunu kesen töre bilmezlere insanlık dersi verir, her hareket ve davranışını ötelerden gelen emirlere uyma inceliğiyle değerlendirir ve sabr-ı cemil içinde Hakk'ın rızasını tahsil etme hedefine doğru ilerler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musibetlerle İmtihan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musibet karşısındaki temel disiplin, onun Cenâb-ı Hakk'ın emirber bir neferi olduğunu düşünmek ve şikayet ifade eden sözlerden kaçınmaktır. Hususiyle musibetin gelip çarptığı ilk anlarda sızlanmaların şekvâya (şikayete) dönüşmemesi için sükûtu tercih etmek lazımdır. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in "Mü'minin sükûtu tefekkür, bakışı ibret ve konuşması da hikmet olmalıdır." beyanı istikametinde, inanan bir insan, eşya ve hadiseleri ibret nazarıyla süzmeli, konuşmadan önce durup tefekkür etmeli ve dile geldiği zaman da hep hikmet incileri döktürmelidir. Dolayısıyla, bir bela ve musibet isabet edince yapılması gereken, irâdî olarak susmak, hadisenin çehresindeki kaderî yazıları okumaya çalışmak, düşünmek, ondan mesajlar çıkarmak, sonra kulluk âdâbına uygun şekilde konuşmak ve mutlaka sabırlı davranmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insan hemen her an türlü türlü musibetlerle karşı karşıyadır. Bilhassa iman dairesinde iç içe ızdıraplar ve küme küme mahrumiyetler saklıdır. Musibetin birinden kurtulurken, belini çatır çatır kıracak ikinci musibet, mü'minin başının üstünde hep hazırdır. Zira, insanların ebedî nimetlerden nasipleri, Hak yolunda çektikleri meşakkat ve çile nisbetinde olacaktır; âhiretteki mükafatın büyüklüğü ölçüsünde burada bir kısım zorlukların yaşanması normaldir. "Belânın en şiddetlisi peygamberlere, sonra Hakk'ın makbulü velîlere ve derecesine göre diğer mü'minlere gelir." hadis-i şerifi de bu hakikati hatırlatmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, Allah Teâlâ, her bela ve musibeti, neticesi itibarıyla mü'min kulları için bir rahmet vesilesi ve arınma vasıtası kılmıştır. Elverir ki, insan, zâhiren çirkin yüzlü hadiseler karşısında kadere taş atmasın ve Cenâb-ı Hak'tan şikâyetçi olmasın. Nitekim, Kur'an-ı Kerîm'de, "And olsun ki, sizi biraz korku, biraz açlık ya da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiklikle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele! Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına bir musibet geldiğinde, 'Biz Allah'a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O'na döneceğiz' derler." (Bakara, 2/155-156) buyrulmaktadır. Özellikle belaya maruz kalınan vakitlerde, bütün varlığı yaratan Hâlık-ı Kevn ü Mekân'ın kendi mülkünde dilediği tasarrufu yapabileceğini düşünmek ve "Biz Allah'a âidiz" diyerek malı, canı ve her şeyi Allah'a teslim etmek musibetlerin üstesinden gelmek için muazzam bir güç kaynağına dayanmak demektir. Bu itibarla da, musibetten hemen sonraki sükut ve tefekkür faslını, Allah'a iltica ve O'na arz-ı halde bulunma safhası takip etmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musibetler Karşısında Peygamber Edebi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlerin başlarına da pek çok musibet gelmiştir; fakat, onların hepsi belalar karşısında kendilerine yakışan hal ve tavırları ortaya koymuşlar; Allah'a teveccühlerinde hep edepli ve olabildiğine saygılı davranmışlardır. Mesela; Hazreti Âdem, neticesinde yeryüzü çilehanesine gönderildiği o müthiş ilâhî kader ve kaza karşısında, "Hakkımda bu şekilde takdir buyurup onu infaz ettin." şeklinde şikayette bulunmayı hiç düşünmemiş, "Rabb'imiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer merhamet buyurup da kusurumuzu bağışlamazsan apaçık hüsrana uğrayanlardan oluruz!" (A'râf, 7/23) sızlanışıyla kendi nefsinden şekvâ etmiştir. Hazreti Eyyub, maruz kaldığı musibetler karşısında "Afiyet ver ve beni bu sıkıntılardan kurtar." demeyi dahi peygamber edebine muhalif saymış; "Ya Rab! Bana ciddî bir zarar dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin." (Enbiya, 21/83) mahiyetindeki iç çekişiyle yetinmiştir. Hazreti İbrahim, hastalıkları verenin kim olduğunu bildiği halde, hasîs işlerin Zât-ı Ulûhiyet'e isnadından sakınma mülâhazasıyla "Hastalığımda O'dur bana şifa veren." (Şuarâ, 26/80) diyerek, doğrudan Hazreti Şâfî'nin şifa bahşedişine dikkat çekmiştir. Hazreti Musa, aç-susuz bir gölgeliğe sığındığında, "Yedir, içir, karnımı doyur!" demekten haya etmiş; sadece "Rabb'im! Lütfedeceğin her nimete muhtacım!" (Kasas, 28/24) arz-ı halini seslendirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haddizatında, hiç kimsenin, hiçbir halinden şikâyet etmeye hakkı yoktur. Çünkü şekvâ bir yönüyle, hak iddiasında bulunmak ve o hakkın zayi olduğunu ileri sürmek demektir. Oysa, hiç kimsenin Cenâb-ı Hak'tan bir alacağı olamaz. Bilakis, her insanın üzerinde Allah'ın pek çok hakkı mevcuttur ki, hâlâ onların şükrü eda edilmemiştir. Öyleyse, bir insanın, kendisi Mevlâ-yı Müteâl'in hukukuna riayet edemediği halde, bir de halinden şikâyetçi olması ve böylece haksız bir surette hak iddia etmesi çok yanlıştır ve Allah'a karşı saygısızlıktır. Evet, Yüce Yaratıcı yegâne mülk sahibidir; O mülkünde istediği tasarrufu yapabilir. Şikâyetlerin ekserisi nankörlükten ve kanaatsizlikten kaynaklanır. Şükür, nimeti artırdığı gibi şekvâ da musibeti büyütür. İnsan, illa şekvâ edecekse, nefsini Cenâb-ı Hakk'a şikâyet etmelidir; çünkü, kusur ondadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Allah Teâlâ, her bela ve musibeti, neticesi itibarıyla mü'min kulları için bir rahmet vesilesi ve arınma vasıtası kılmıştır. Elverir ki, insan kadere taş atmasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Hiç kimsenin, hiçbir halinden şikâyet etmeye hakkı yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hak'tan bir alacağımız olmadığı gibi her konuda da O'na medyunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Şükür, nimeti artırdığı gibi şekvâ da musibeti büyütür. İnsan, illa şekvâ edecekse, nefsini Cenâb-ı Hakk'a şikâyet etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7839643179111257429?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7839643179111257429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7839643179111257429&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7839643179111257429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7839643179111257429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/muminin-sikayete-hakk-yoktur.html' title='Hakiki İnsanın Şikâyete Hakkı Yoktur'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4117056466323739407</id><published>2011-05-27T10:51:00.000+03:00</published><updated>2011-05-27T10:51:11.020+03:00</updated><title type='text'>Temel Güven Duygusunun Gelişme Dönemi</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1864"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1864&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bu dünyaya misafir olarak gelmiştir. Dünyaya bir yerden girer ve istisnasız herkes bir yerden çıkar. Gelip de kalan görülmemiştir. Herkes mutlaka geldiği gibi gidecektir. Hemen her bebek dünyaya ağlayarak gelir. Mühim olan ağlayarak geldiğimiz bu dünyadan, gülerek asli vatanımıza geri dönmektir. İnsan bu dünyada gurbettedir. Can kafesi kırılınca ruh serbest kalır ve ait olduğu yere gider. Ruh gelirken can kafesini giyer de gelir. Giderken de tohumdan filizin çıkması gibi kabuğunu yani bedenini bırakır ve ruhuyla sonsuzluğa uçar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan acizdir. Gücü aslında çok değildir. Asıl güç sahibinin gücüyle güçlenir. Acizliğin en büyüğü bebeklerdedir. Bebekler güçsüz, savunmasız, korunmaya muhtaç küçük insanlardır. Onu annesi, babası ve yakın akrabaları himaye eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk anne karnındayken anneyle tek bir beden gibidir. Bebek doğduktan sonra da bebeğin anneye olan derin bağımlılığı devam eder. Her an anneyle birliktedir. Adete anne ve bebek birlikte yatar, birlikte kalkarlar. Bebek ruhuyla gelir. İçinde saf ve temiz, tertemiz bir ruh vardır. Bu ruh müthiş bir kapasite taşır. Bu kapasitenin potansiyel enerjisini kullanarak bebek kul olacak, hakiki insan olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek Nasıl Bir Ortam İster ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek dünyaya geldiği zaman tüm algaçları son derece sağlıklıdır ve açıktır. Bembeyaz defter sayfaları dolmaya başlar. Oraya ne yazar çizersen o yönde gelişmeye başlar çocuk. Onun dünyası tertemizdir. O tertemiz uyaranlara muhtaçtır. Olumlu bir anne baba ilişkisi, cennet esintileriyle kokan bir ev, sürekli ve devamlı bir anne baba çocuk ilişkisi, anne babanın geçimli olması, kavga gürültünün değil tatlı hoş sohbetlerin olduğu bir hane, ihtiyaçlarının zamanında karşılanması, ibadet ve inancın eksiksiz olduğu adeta musikiyle dolu, ruh endeksli bir ev bebek için çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz Yaşam Olayları Bebeği Nasıl Etkiler ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen çeşitli sebeplerle evde bu konularda bazı sekteler, duraksamalar, kesintiler olur sıfır bir yaş aralığında. Mesela anne baba tartışır, ayrılır, boşanır, ölür, ameliyat olur. Bu durumda anne babanın psikolojisi, ruh hali bozulmuştur. Çocuğun temel güven duygusunu kazandığı, çocukta alma ve verme ilişkisinin çok önemli olduğu bu kıymetli zaman diliminde böyle sıkıntıların olması çocuğa gelecek yaşantısında çok lazım olacak güven duygusunu kaybetmesine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 – 1 Yaş Aralığındaki Bebeğe Nasıl Yaklaşmalıdır ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde çocuğun ihtiyaçları tam olarak karşılanmalı, azarlamamalı, hep sevilmeli, okşanmalı, iyi beslenmeli, mümkünse anne sütü verilmesi, anne babanın iyi geçinmesi, annenin ruhunun rahat olması, ebeveynlerin çocuğun yanında bol dua etmesi çok önemlidir. Anne babalara yeni başladığımız bu yazı dizisinin başlangıcında bir kitabı alıp okumalarını öneriyorum. Böylece bu yazı dizisini daha iyi takip edeceklerdir. Bir sonraki sayıya kadar lütfen “Çekirdekten Çınara” isimli çocuk terbiyesi ve aile içi iletişim ile ilgili kitabı okuyun. Sağlıcakla kalınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4117056466323739407?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4117056466323739407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4117056466323739407&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4117056466323739407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4117056466323739407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/temel-guven-duygusunun-gelisme-donemi.html' title='Temel Güven Duygusunun Gelişme Dönemi'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5319866145848771281</id><published>2011-05-27T01:43:00.002+03:00</published><updated>2011-05-27T01:43:43.526+03:00</updated><title type='text'>Hürriyet ve Özgürlük İstediğiniz Gibi Davranmak Değildir</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.53habermerkezi.net/yazar_382_42_Hurriyet-ve-Ozgurluk-Istediginiz-Gibi-Davranmak-Degildir.html"&gt;http://www.53habermerkezi.net/yazar_382_42_Hurriyet-ve-Ozgurluk-Istediginiz-Gibi-Davranmak-Degildir.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet ve özgürlük istediğiniz gibi davranmak değildir. Çocuklarımızın sokaklarda başıboş dolaşması, onların tazecik vücutlarına uyuşturucu zehrini almaları, anne babalarına karşı gelmeleri, eve geç saatlerde gelmeleri, ders çalışmamaları, internette istedikleri kadar dolaşmaları, rahatça kız erkek arkadaşlığının sevgililik düzeyinde yaşamaları, istek ve arzularının esiri olmaları özgürlük olamaz. Olmamalıdır da. Kimileri bunları özgürlük olarak görseler de asıl özgürlük ders çalışmakta, anne babaya ve topluma saygılı olmakta, bize ait insani örf, adet, gelenek ve göreneklerimize göre davranmakta, sinirli ve agresif bir insan olmamakta, cep telefonuna hapis olmamaktadır. Aklımıza gelen her istek ve arzuyu bilinçsizcesine uygulamak özgürlük değildir; hürriyet kötü istek ve arzulardan kaçınmaktır. Yine özgürlüğümüz başkalarının özgürlüğünün sınırına kadardır. Özgürlüğümüz toplumsal ve insani güzel değerlerin bizi ve insanları koruduğu noktaya kadardır. Yoksa istek ve arzularımızın sınırı yoktur. Eğer bu istek ve arzular bize ve çevremize zarar verecekse böyle bir özgürlüğü ne kendimiz ne de çevremiz için istemiyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın mevcut durumundan memnun değilsek, toplumun gidişindeki bazı olumsuzluklar nedeniyle sıkılıyorsak; bu ortamı hazırlayan, sonra da bütün bu şeylere vaziyet eden kimselerden hoşnut değilsek; çare ve önerileriniz nelerdir hiç düşündünüz mü ? Ailelerin ve toplumun olumsuz gidişine son vermek için ne yapabiliriz ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlâkın en önemli esası inanç ve insani değerlerdir. Pratik hayatla, yani yaptıklarımızı duygu düşünce ve davranışlarımız ile takviye etmez ve insan olarak, inandığımız şeylere göre bir çizgi takip etmezsek, o inanç sadece bir kanaat olarak kalır. Güzel şeyler dilde kalır yaşama geçmezse bu durum ferdin ne şahsî hayatında ne de ailevî ve toplumsal hayatta etkili olmadığı gibi yönlendirici de olamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel davranışların, düşüncelerin ve duyguların temelinde inanç vardır. Evet Allah'a, ahirete, kitaplara, Cennet ve Cehenneme inanç, hayatımızı biçime koyan ve ona melekler seviyesinde bir şekil veren, sonra düzenli yaşamamızı temin eden çok önemli unsurlardır. Bazen inanıyor bazen de inanmıyor gibi görünen fertlerin teşkil edecekleri ailede de, toplumda da hayır yoktur. Böyle bir cemiyette ve onların teşkil edeceği millette de hayır yoktur. İnsanlar evvelâ çok iyi inanmalıdırlar ki; dahası, yarına çıkacağına inancından daha kat'î bir şekilde dünyanın yarını olan ahirete gidileceğine de inanmalıdırlar ki, Bir' e yakın, topluma da yararlı birer unsur hâline gelebilsinler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet hemen her ferdin, yaptığı her iş için bir zaman Allah'ın huzurunda ağır bir sorguya çekileceğine inanacak kadar sağlam bir akîdeye sahip olması çok önemlidir. Böyle bir imana sahip olan fert, bu kanaatin meydana getireceği merkezkaç kuvveti ile iyi düşünecek, iyi hissedecek, iyi davranacak, insani değerlere yönelecek ve yüzünün akı ile Allah'ın huzuruna çıkabilmek için yerlere yüz sürecektir. Böyle fertlerden meydana gelen ailelerden oluşan toplum da huzur ve mutluluğu yakalayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5319866145848771281?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5319866145848771281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5319866145848771281&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5319866145848771281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5319866145848771281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/hurriyet-ve-ozgurluk-istediginiz-gibi.html' title='Hürriyet ve Özgürlük İstediğiniz Gibi Davranmak Değildir'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4887882742440663068</id><published>2011-05-27T01:37:00.000+03:00</published><updated>2011-05-27T01:37:30.159+03:00</updated><title type='text'>Kendini tanıyan, Rabb'ini tanır</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://iskandinavya.zaman.com.tr/iskandinavya/newsDetail_getNewsById.action;jsessionid=B01ABB11E3DB4FB117351BC785E6BD5D.node1?category=3&amp;amp;dt=0&amp;amp;newsId=5441&amp;amp;columnistId=0"&gt;http://iskandinavya.zaman.com.tr/iskandinavya/newsDetail_getNewsById.action;jsessionid=B01ABB11E3DB4FB117351BC785E6BD5D.node1?category=3&amp;amp;dt=0&amp;amp;newsId=5441&amp;amp;columnistId=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu olmak için asıl olması gereken, Allah'la olan arkadaşlığınızı artırmaktır. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksi takdirde malla, mülkle, evle, arabayla, çocukla, eşle, aşkla, iktidarla, mevkiyle mutluluğu bulacağını zannedenler yanılmışlardır. Mutluluk Allah'ı bilmek, tanımak, sevmek, her anını O'nunla yaşamakla elde edilebilir. Eğer O'na (cc) olan sevgi ve ilginin artmasıyla huzur ve mutluluk bulunacaksa bunun elde edilmesi için gereken aşamaları bilmek önemlidir. Bu yolun başlangıcında üç aşama vardır. Bu aşamalar şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İnsanın bedeninden gelen kötü istek ve arzuları yenme aşaması: Bunun için yapılması gereken, içten gelen güçlü istek ve arzuların frenlenmesidir. Lüzumundan fazla, aşırı bedeni duyguların durdurulmasıdır. Bunun için çok yemeyi, içmeyi, uyumayı, boş konuşmayı sevme gibi bedeni davranış ve isteklerin bertaraf edilmesi, bunlara karşı savaşılması gereklidir. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Bir kelime fazla laftan, bir lokma fazla yemekten, bir yudum fazla içmekten, bir dakika fazla uyumaktan kaçınmalıyız. Bunlar aslında sağlık ve bereketin de habercileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kendisini kınama, yaptıklarından dolayı pişmanlık duyma, kendini hesaba çekme ve kötü özelliklerinden kurtulma aşaması: Agrasif ve saldırgan his ve davranışlardan uzaklaşılmalıdır. Bunlar yerinde ve doğru işlerde kullanılırsa sorun olmaz. Burada niyet ve kontrolün ruhta olması önemlidir. Yoksa bu his ve davranışların kontrolden çıkması, irademizin bunlara esir olması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Kötülüklerden arınma aşaması: Kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ucub, kıskançlık, çekememe, kin gütme gibi bedeni ve kalbi problemlerden temizlenmelidir. Kendini eğitememiş, kalp kafa evliliğini yapamamış insanlar bu eylemlere meyilli olur. Kibirlenen ve büyüklenen insan zafiyetini anlayınca ne olur? Ya da kıskanan ve çekemeyen insan huzurlu olabilir mi? Kıskançlık ona hata ve dedikodu yaptırır. Kin güden, bedenî sağlığını da kaybeder, merhametini de. Affetmeyen, affedilmez. Kısacası kendini tanıyan, Rabb'ini tanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4887882742440663068?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4887882742440663068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4887882742440663068&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4887882742440663068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4887882742440663068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/kendini-tanyan-rabbini-tanr.html' title='Kendini tanıyan, Rabb&apos;ini tanır'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-6357655691870593916</id><published>2011-05-26T02:45:00.002+03:00</published><updated>2011-05-26T02:47:18.370+03:00</updated><title type='text'>Kavgasız Toplum</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.egehaber.tv/haber/yazar.asp?yaziID=698"&gt;http://www.egehaber.tv/haber/yazar.asp?yaziID=698&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarla olumlu ve doyurucu iletişim içerisinde olmak, herkese saygı duymak, herkesi her şeyiyle kabullenmek, herkes tarafından saygı duyulmak, sınırlarının tanınmasını bilmek herkesin isteğidir. Toplumsal ortamlarda gerek kişilik yapısı, gerek şartlar ve yetişme tarzı sonucu oluşan örf ve ananeler, gerekse şans gibi faktörler nedeniyle kişiler arasında itimler ve çekimler olur. İdeal toplumda herkesin bir yeri, bir işlevi, bir rolü olmalıdır. Herkes kabul görmeli, kimse dışlanmamalıdır. Bunun sağlanması çaba gerektirir. Çok uğraşı ve efor gerektiren bir çabadır bu. Bu çabalama eylemlerinde neler olmalıdır ? Toplumsal barışın olması ya da farklı grupların birbirine düşman olmaması için gerekli olan toplumsal davranış biçimleri nelerdir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse düşmanınız değildir. Kavgalı toplumda savaştığınız kişiler ailenizdir. Bizler hepimiz Adem’ in çocuklarıyız. Dolayısıyla hepimiz kardeşiz.Kimseye kötü söz söylemeyin. Kimse hakkında kötü düşünmeyin.Başkalarının iyiliğini isteyin.Başkalarına zulmetmeyin.Başkalarını desteğinizden mahrum etmeyin. Başkalarını hakir görmeyin. Hiçbir grup, başka hiç bir grupla alay etmemelidir.Kadınlar, başka kadınlarla alay etmemelidir.Gençler, başka gençlerle alay etmemelidir.Erkekler, başka erkeklerle alay etmemelidir.Birbirimizi karalamayalım. Birbirinizi karalamak aslında kendini karalamaktır. Birbirinize kötü lakaplar takmayın.Zannın bir çok çeşidinden sakının. Zannın bir kısmı kötüdür, yanlıştır. Zan, zannedeni ve zannedileni sanal (gerçek olmayan) nedenlerle üzer, yorar. Karşıdakine yapılmış bir haksızlıktır.Birbirimizin gizli hallerini araştırmamalıyız. Birbirimiz hakkında dedikodu etmemeliyiz.Diğer insanlar hakkında aksine sebep olmadıkça iyi zan beslemeliyiz. Bütün insanlar hakkında haksız yere kötü zanda bulunmak, onlar hakkında iyi tarafa değil kötü tarafa yorumlar yapmaktır. En değerli ve en üstün olan, en iyi huylu olandırİyi huylu insan olmak istiyorsak kötülükten, hatalardan, hatanın en ufağından bile sakınılmalıdır.Mobing yapılmamalıdır. İş arkadaşlarınızı haksız yere üzülmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir toplum olabilirsek, evlatlarımız mis gibi kokular içerisinde yaşarlar. Birbirimizi anlarsak, hoşgörülü davranırsak, diyalog içerisinde olursak sağlam toplum oluruz. Güzel toplum, kavgasız, karşısındakini anlayan temiz fertlerden oluşur. Fertler kendine çekidüzen verirlerse toplum da sağlıklı olur. Fert kendine dikkat etmezse gelişmiş bir toplum olamayız. Ülkeler bu şekilde kaybederler ya da kazanırlar. Toplumsal dirlik ve düzenimizi sağlamalıyız. Bu da ancak başkalarına saygı duymaktan başlar. Saygı da aileden başlar. Aile bireyleri yüz göz olmamalı, saygı evden başlamalıdır. Bu arda saygı olsun diye sevginin gösterimi ihmal edilmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın, sorunlarından kurtulabilmesi ve mutluluğu yakalayabilmesi için, toplum içindeki rolünü iyi oynaması gereklidir. İnsan iyi huylarıyla kendini sevdirir ya da kötü huylarıyla kendinden nefret ettirir. Doğru, temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. Böyle bir ortamda da kimse karlı çıkmaz, Herkes üzülür. Çözüm ise basittir. Diğerini kabul etmek, saygı duymak ve sevmek. Sevin ki, sevilin. Sayın ki sayılın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-6357655691870593916?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/6357655691870593916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=6357655691870593916&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/6357655691870593916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/6357655691870593916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/kavgasz-toplum.html' title='Kavgasız Toplum'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3543102452696020749</id><published>2011-05-19T12:41:00.001+03:00</published><updated>2011-05-19T12:42:18.803+03:00</updated><title type='text'>PADİŞAHIN İŞİ NE ? - 2</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1845"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1845&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türbesi Unkapanı’nda &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. Yani İzmir’ lidir. 1592’de vefat etmiştir. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defneder. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurur. Bir tekke ile adını yaşattı. Türbesi Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nalıncı Baba kimseye gönül koymamıştır. Zaten başkalarına gönül koyan kendine ipotek koymuş olur. Ruhun rahatlaması, sorunların aşılması kimseye gönül koymamakla mümkündür. Ne olursa olsun kimseye kırılmama, kimseye gücenmeme. İçimize bile atmama. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi var mısınız hepimiz söz verelim. Şunu diyelim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendime ipotek koymayacağım. Yani kimseye gönül koymayacağım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendime ipotek koymayacağım. Yani kimseye gönül koymayacağım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendime ipotek koymayacağım. Yani kimseye gönül koymayacağım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan için çok önemli konulardan biri de “İstikrarlı Davranma” dır. Her şeyin en iyisini yapmak. Ama kendini üzmeden istikrarla en iyisini yapmak için azmederek her şeyin en iyisini yapmak. Eski devirlerde bir gün ünlü bir alim, hocaları ile gezmektedir. Orada darağacında idam edilmiş birini görürler. Sorar bu adam ne yapmış diye. Adam asmış, kesmiş, öldürmüş, yakmış, yıkmış diye anlatırlar. Alim zat adamın ayaklarına kapanır ve öpmeye başlar. Talebeleri şaşırır. Aman hocam ne yapıyorsunuz derler. Alim zat bu adam kötüymüş, çok kötülük yapmış ama kötülüğü en üst düzeyde ve kötülük adına o işin hakkını vererek yapmış. Keşke bizler de kendi davamızda onun kendi davasında olduğu gibi olabilsek demiş. Her şeyin en iyisini yapma azim ve niyetinde olmalı ve bunun savaşını vermeliyiz. Cennet ve cehennem nerededir bilir misiniz? Nerede olduğunu Allah bilir ama başlangıcı dünyadadır. Cennet te cehennem de dünyada başlar. Yaşantımız bizim nereye gideceğimizi belirleyecektir. Tek başına kurtuluş ta yok bu yaşamda. Kurtulursak birlikte kurtulalım. Hayatına girdiğimiz herkesle, hayatımıza giren herkesle. Hayatımıza giren herkes önemlidir. Bir tebessümle dahi olsa ona güzel bir şey sunmalıyız. “Yıllardan beri çıkabilseydi bir güzel, güzelleşirdim ben.” diyen nice insanlar vardır çevrenizde. Şeytanın oyununu bozmalıyız. Çünkü onun en son isteyeceği şey bizim sağlıklı düşünmemizdir. Çoğu zamanda sağlıklı düşünmeyiz ama sağlıklı düşündüğümüzü zannederiz. Allah’ ın vermesi için istemek çok önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ a dayan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Say’ e sarıl &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmete ram ol &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum başka çıkar yol &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmalarımızdan fazlalıkları temizleme. Sadece gerekeni konuşma ne güzeldir. Lüzümsüz laf sahibini üzer. Hayatımızda neler olup bittiğini anlamanı sağlamak, Allah’ ın sana verebileceği en güzel armağandır. Yaşamımızdaki olumsuzluklar her zaman olumsuzluk değildir. Belki biz olumsuzluk zannederiz. Ama kader bazen bizim için öyle güzel elbiseler sunar da biz kötü zanneder ondan kaçarız. Kadere kafa tutarız. Nehirde batmamanın bir yolu ya da dalgalı bir denizde alabora olmamanın bir yolu da kendimizi dalgaların akışına bırakmaktır. Hayatımızda ne olup bittiğini anlamaya çalışarak. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3543102452696020749?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3543102452696020749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3543102452696020749&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3543102452696020749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3543102452696020749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/padisahin-isi-ne-2.html' title='PADİŞAHIN İŞİ NE ? - 2'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5290495567299548345</id><published>2011-05-19T12:36:00.002+03:00</published><updated>2011-05-19T12:36:59.557+03:00</updated><title type='text'>Psikiyatrist Yavaş: Boşanmaların artmasının sebebi acelecilik</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://www.habergalerisi.com/haber/psikiyatrist-yavas-bosanmalarin-artmasinin-sebebi-acelecilik-223014.html"&gt;http://www.habergalerisi.com/haber/psikiyatrist-yavas-bosanmalarin-artmasinin-sebebi-acelecilik-223014.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZMİR - İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Psikiyatristi İsmail Yavaş, son yıllarda artan boşanma ve şiddet olaylarının altında aceleciliğin yattığını söyledi. Acele etmenin insana hata yaptırdığını belirten Yavaş, her evlilikte zor günlerin, hattâ yılların yaşanabileceğini, her şeyi zamana yaymak gerektiğini ifade etti: "Yuvanın yıkılmasında acele etmek, zamanı sıfırla çarpmaktır. Sıfır, matematikte yutan elemandır. Hangi sayıyı sıfırla çarparsanız çarpın, sonuç sıfır olur. Oysa hakiki insan, düşünmeli ve istişare ederek hareket etmelidir. Mefistonun (şeytan) oyununa gelmemelidir." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acele eden insanın ön ve arkasının duvarla örülmüş gibi olduğunu anlatan Psikiyatrist Yavaş, böyle kişilerin hiçbir şeyi göremeyeceğini ve sadece kendisini dinleyeceğini söyledi. Aceleci insanların, zihnini kullanmak yerine kendini zihnine kullandırdığını anlatan İsmail Yavaş, "Bunlar, dümeni kopmuş gemi gibidir. Dalgalar ve fırtına nereye sürüklerse, kontrolsüzce oraya gider. Mefistoyla arkadaş, egosunun izinde yanlış yapmaya meyilli ve tehlikeli bir gidiş içindedirler." şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acele etmenin insanı yanılttığını, bu sebeple acelecilikle mücadele gerektiğini vurgulayan Çocuk Psikiyatristi Yavaş, bunun için çeşitli öneriler sıraladı: "Tartışma ortamlarından uzak durmak, çok sinirliyken ortam değiştirmek. Çözümsüzlüğe inanmamak ve çözüm taraftarı olmak. Mutlaka istişare etmek ve kendine uymasa bile topluluk kararına değer vermek. Akla güvenmemek. İnsanı mahvedenin, doğru zannedilen yanlışlar olduğunu bilmek. Egoist olmamak, en büyük düşmanın kendi nefsi olduğunu unutmamak. Kararları birçok defa gözden geçirmek, yanlışları fark edince dönmesini bilmek. Aleyhte bile olsa doğrudan yana olmak, doğru zannettiğimiz bazı şeylere kör olabileceğimizi bilmek. Kendine çok güvenmemek. Öfkeye hakim olmak ve yutmak. İç savaşı kazanmak ve Allah'a inanmak." (CİHAN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5290495567299548345?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5290495567299548345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5290495567299548345&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5290495567299548345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5290495567299548345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/psikiyatrist-yavas-bosanmalarn-artmasnn.html' title='Psikiyatrist Yavaş: Boşanmaların artmasının sebebi acelecilik'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-474584017350312688</id><published>2011-05-15T16:08:00.000+03:00</published><updated>2011-05-15T16:08:06.509+03:00</updated><title type='text'>Padişahın İşi Ne ?</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;PADİŞAHIN İŞİ NE ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1828"&gt;http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1828&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbullu olanlar ya bir vasıtayla ya da yürüyerek onun mezarına yakın bir yerlerden geçmiştir. Ülkemiz yetişmiş insan olarak bereketli topraklara sahip. Bir çok bilge insan bu kültürde yetişmiştir. Hepimizin yaşadığı semtlerde nice Nalıncı Babalar yaşamıştır. Şimdi Nalıncı Baba’ nın öyküsünü okuyalım. Anlatacağım öykünün adı “Padişahın işi ne ?”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: &lt;br /&gt;- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? &lt;br /&gt;- Akşam garip bir rüya gördüm. &lt;br /&gt;- Hayırdır inşallah. &lt;br /&gt;- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz. &lt;br /&gt;- Nasıl yani? &lt;br /&gt;- Hazırlan dışarı çıkıyoruz. &lt;br /&gt;Ve iki vatandaş kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’&lt;br /&gt;Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’ &lt;br /&gt;- Nereden biliyorsunuz? &lt;br /&gt;- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. &lt;br /&gt;Komşular öfkelidir &lt;br /&gt;Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir: &lt;br /&gt;‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’ &lt;br /&gt;Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet vatandaşlar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.&lt;br /&gt;- Nereye? &lt;br /&gt;- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. &lt;br /&gt;- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek. &lt;br /&gt;- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. &lt;br /&gt;- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha. &lt;br /&gt;- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? &lt;br /&gt;- Araştırmaya devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından. &lt;br /&gt;- Aman efendim. Nasıl kaldırırız? &lt;br /&gt;- Basbayağı kaldırırız işte. &lt;br /&gt;- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini... &lt;br /&gt;- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız. &lt;br /&gt;- Şurada bir mahalle mescidi var ama... &lt;br /&gt;- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin? &lt;br /&gt;- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden. &lt;br /&gt;- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim. &lt;br /&gt;Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. &lt;br /&gt;Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ‘Sultanım’ der, ‘Yanlış yapıyoruz galiba’. &lt;br /&gt;- Nasıl yani? &lt;br /&gt;- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kim bilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri? &lt;br /&gt;- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. &lt;br /&gt;Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. &lt;br /&gt;Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi tuvalete.’ &lt;br /&gt;- Niye? &lt;br /&gt;- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye. &lt;br /&gt;- Hayret. &lt;br /&gt;Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. ‘Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum. &lt;br /&gt;- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki. &lt;br /&gt;- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’ &lt;br /&gt;- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi. &lt;br /&gt;- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim, &lt;br /&gt;‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’. &lt;br /&gt;- Doğru öyle ya? &lt;br /&gt;- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’ &lt;br /&gt;- Peki o ne dedi? &lt;br /&gt;- Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’ &lt;br /&gt;Devamı Haftaya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-474584017350312688?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/474584017350312688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=474584017350312688&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/474584017350312688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/474584017350312688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/padisahn-isi-ne.html' title='Padişahın İşi Ne ?'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7641973845627381675</id><published>2011-05-15T15:09:00.003+03:00</published><updated>2011-05-15T15:10:22.067+03:00</updated><title type='text'>Kötü Zannettiğimiz Şeylerin Ardında İyi Yönler Olabilir</title><content type='html'>Bu yazı bir derginin Mayıs Sayısından alınmıştır. Yazar Zübeyr Selim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 2000... İstanbul Küçükyalı'da acemi birliğinde askerim. Koğuş nöbetim sebebiyle bir gündüz vakti koğuştayım. Koğuşta bir de hasta arkadaş var, yatıyor. Ben bir o yana, bir bu yana gidip geliyorum. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin meşhur Tefviznâme'sinden bir bölümü tekrarlayıp duruyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hakk şerleri hayreyler.&lt;br /&gt;Zannetme ki gayreyler.&lt;br /&gt;Ârif ânı seyreyler.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu mısraları tekrar edip dururken, hasta arkadaşın âniden yerinden doğrulmasıyla kendime geldim. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, arkadaşım okuduğum şeyi, bir daha yavaşça ve sesli bir şekilde tekrarlamamı istedi. Dediğini yaptım; devamından birkaç dörtlük daha okudum. Arkadaşımın yüzündeki tebessüm gerçekten görülmeye değerdi. Birkaç gündür eğitime çıkamayacak kadar hasta olan arkadaşımın bir iki dörtlükle bir ân için kendine gelmesi hem sevinilecek hem de şaşılacak şeydi. "Lütfen bunu bana yaz!" dedi ve tekrar yattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de Tefviznâme böyle bir şiirdi. Tefviz, işi başkalarına havale ederek büyük yüklerin altından kurtulma mânâsına geliyor. Şiiri okuyup biraz tefekkür ettiğimizde, şu hayatın yükünün ancak bir Allah inancıyla çekilebileceğini, hayatın ağırlığının, onu rahmeti bol bir Allah'a havale etmeyle azaldığını hissediyoruz. İbrahim Hakkı Hazretleri, beyan gücünü şiirin güzelliğiyle birleştirince gerçekten şiiri sihir eylemiş. Derslerde konu gereği Tekke edebiyatını her anlatışımda bu şiiri de mutlaka yazdırır, üzerinde dururum. Şiirin sunduğu huzur iklimini tekrar duymaya ve duyurmaya çalışırım. Talebelerin gözlerindeki mutluluk beni ziyadesiyle sevindirir. Bu şiir öyle bir şiirdir ki, darda kalmış her gönle mutlaka bir iki rahatlama menfezi açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvelâ, şiirin girişi bir atasözü olabilecek kadar tesirli ve güzeldir. Hemen hemen her dil, hâdiseler karşısında sıkışınca söyleyiverir bunu. Söyler de, çoğu itibariyle, kime ait olduğunu, devamının nasıl geldiğini bilmez. Dörtlük, eskilerin ifadesiyle bir "darb-ı mesel" olmuştur artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hakk şerleri hayreyler&lt;br /&gt;Zannetme ki gayreyler&lt;br /&gt;Ârif ânı seyreyler&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar hoş bir nazar değil mi? İnsan bilmez; fakat hakikat tam da budur. Merhameti sonsuz Yaratıcı, şer görünen hâdiseleri de hayra tebdil eder; aslında bizim şer gördüğümüz pek çok hâdise, neticesi itibariyle hayırdır, güzelliktir. Fakat alışverişini hep acelecilikle yapan insanoğlu bu güzel manzarayı seyredemez pek, sabredip de merhametin, olmazların dünyasında ışımasını göremez ve çoğu zaman da sonsuz bir merhameti suçlama bahtsızlığına düşer maalesef. Oysa Yüce Yaratıcı hayatımızı hayırla, merhametle, güzellikle çepeçevre kuşatmıştır. Bu husus, Kehf Sûresi'nde bir iki misâlle çarpıcı bir şekilde işlenir. Hızır Aleyhisselâm'la Hz. Musa (as) bir seyahate çıkarlar. Bu seyahatte Hızır Aleyhisselâm, bir yolcu gemisini deler, bir çocuğu öldürür. Hz. Musa (as) olanlar karşısında itiraz yollu ifadeler dile getirir. Öyle ya, içinde onlarca insan bulunan bir gemide delik açılmış ve bir çocuk öldürülmüştür. Bunlar, zâhiri olarak şer sayılabilecek fiillerdir. Hz. Musa'nın (as) bu şaşkınlığını telâfi adına Hızır Aleyhisselâm şu meâlde konuşur: "İlerde yolcu gemilerine el koyan bir zalim hükümdar var. Ben bu gemiye az bir darbe vurarak gemiyi hasarlı gösterdim, dolayısıyla masum insanları taşıyan bu gemi bu hasarlı hâliyle zalim hükümdara hoş görünmeyecek ve yolcular kurtulmuş olacak. Bu çocuk ise, ilerde zalim ve günahkâr olacaktı. Onu öldürerek bu hazin akıbetini engellemeye ve ailesine Allah'ın (celle celâlühü) daha salih bir evlât bağışlamasına zemin hazırladım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Deme şu niçin şöyle.&lt;br /&gt;Yerincedir o öyle.&lt;br /&gt;Bak sonuna, sabreyle.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdemoğlu hep acelecilikle iş yapar. Hâlbuki hikmet dediğimiz şey, sabırla kendini buluverir ve her biri bir hikmet eseri olan İlâhî icraatlar sabırla hissedilebilir. Biz içinde bulunduğumuz zamanı ve mekânı lâyıkıyla kavrayamazken, Allah geçmiş ve geleceği her şeyiyle bilir. Hâl böyleyken, cehaletimizin bir eseri olarak başımıza gelenleri veya etrafımızda cereyan eden hâdiseleri bazen tenkit ederiz. Hâdiselerin önüne ve ardına tam vâkıf olmadan, bunların nasıl neticeleneceğini bilmeden ve görmeden kaderi suçlarız. Böyle olunca da sıkıntılar hayatımızın yegâne dokusu oluverir. Hâlbuki kulun Yüce Yaratıcı'sına karşı sonsuz bir itimadı olması esastır. Zîrâ Allah (celle celâlühü) gündüzümüze güneş, gecemize ay ve yıldızlar, her amelimize büyük bir şevk ve lezzet, hastalığımıza şifa, açlığımıza nefis nimetler bahşederek bizim için sadece ve sadece güzellikler sunduğunu anlatmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sen Hakk'a tevekkül kıl.&lt;br /&gt;Tefviz et ve rahat bul.&lt;br /&gt;Sabreyle ve razı ol.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kula düşen bu değil midir? Kendi vazifesini hakkıyla yerine getirmek, sonra da Sonsuz Merhamet Sahibi'ne tevekkül edip sabreylemek. Bin bir isim ve sıfatı varken kulunu sadece Rahman ve Rahîm sıfatlarıyla yüz on dört defa selâmlayan Allah (celle celâlühü) elbette her şeyi güzel yapacaktır. Öyleyse kendi işimizi eksiksiz yapmaya çalışıp, Allah'ın (celle celâlühü) güzellikler madenî icraatlarını sabırla seyretmeye çalışarak rahatı bulabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir işi murad etme.&lt;br /&gt;Olduysa inad etme.&lt;br /&gt;Hak'tandır o reddetme. &lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua, en sâfî bir ibadet, insanı rahatlatan bir amel. Fakat İbrahim Hakkı Hazretleri bu noktada mühim bir esası gösteriyor. Bir hususu, hırsla istemememiz ve isteğimizin aksiyle neticelendiğinde de kabul noktasında inat etmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Bediüzzaman'ın (ra) bu konudaki misâli dikkate şayandır. Hasta, doktordan bir ilâç ister; doktor, o ilâç iyi gelecekse verir; iyi gelmeyecekse başka bir ilâç sunar. Bu noktada hastanın evvelki ilâçta ısrarı aleyhine olacaktır. İşte kuluna, bir doktordan daha merhametli olan Allah'ın (celle celâlühü) hakkımızda takdir buyurduğu her şey, O'ndan geldiği için asla reddedilmemeli ve hayırlı olanın bu olduğu kabul edilmelidir. Böylece başımıza gelen hâdiseleri doğru değerlendirmiş ve hayat yolunda uğradığımız her duraktan elleri dolu dolu ayrılmış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sen adli zulüm sanma.&lt;br /&gt;Teslim ol, nâra yanma.&lt;br /&gt;Sabret, sakın usanma. &lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah (celle celâlühü) merhamet sahibidir. Bununla birlikte O, mutlak adalet sahibidir de. Adalete ters bir merhamet zulüm olduğundan, biz çoğu zaman adalet tecellilerini zulüm zannedip İlâhî adalet hakkında olur olmaz sözler sarf etme bahtsızlığına düşebiliriz. Bu konuda yine Bediüzzaman'dan çok orijinal bir tespit vardır: "İnsanlar zulmeder, kader adalet eder." Tarih sahnesinde insanların yaşayageldiği zulümler, işledikleri zulümlerin kendilerine dönmesinden başka bir şey değildir. Yoksa, insanı yoktan var eden ve sayısız nimetle onu kendine muhatap kılarak şereflendiren Allah (celle celâlühü), ona zulmetmekten beridir. Bilakis, insana değer verdiği için ona yapılan zulümleri cezasız bırakmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hak'tandır bütün işler.&lt;br /&gt;Boştur gam u teşvişler.&lt;br /&gt;Ol hikmetini işler.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın akışında kendini kaybetmek istemeyen, hayatını mânâlandırıp ondan huzur bulmak isteyen insana tesirli bir nasihat: "Hakk'tandır bütün işler!" olsa gerek. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle "Hayatta tesadüfe tesadüf edilemez." Her şey Allah (celle celâlühü) tarafından bir hikmete bağlı olarak işler ve hayat bu düzen içerisinde akar durur. Bir kuru yaprak bile ancak Allah'ın (celle celâlühü) izni dairesinde yere düşer. Böyle bir düşünce sahibinin hayatındaki en mühim duygu, güven ve huzur olacaktır. Çünkü bilir ki, hayatı büyük bir kudretin elinde, rastlantıların hiçbir tesiri olmadan, düzenle ilerliyor. Böyle bir insanın düşüncelerinde kargaşa, ölüm korkusu, başıbozukluğun verdiği gereksiz endişeler yer almayacaktır. Hayatı, Allah (celle celâlühü) tarafından işlenilmiş bir kanaviçe gibi gören bir ruh sahibinden daha huzurlu kim olabilir ki! İşte şiirimizin en can alıcı, bam telini dokunan bir bölümü daha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nâçar kalacak yerde.&lt;br /&gt;Nâgâh açar ol perde.&lt;br /&gt;Derman eder her derde.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insan şahittir ki; sonsuz merhamet Sahibi, en güçsüz, en âciz ve yardıma en muhtaç olduğumuz ânlarda ânsızın bir inayet kapısı açıverir. İşler öyle yürür ki hiç beklemediğimiz yollar açılır, hiç tahmin etmediğimiz hâdiseler cereyan eder, hiç düşünmediğimiz kişiler sahneye çıkar ve olmazlar "olur" libası giyer. Kuluna şah damarından daha yakın ve ana-babasından daha merhametli Allah (celle celâlühü), onun imtihanlar altında ezildiği bir anda omzuna kuvvet, ayağına fer, dizlerine derman verir de işlerin sarpa saracağı anlarda yollarına işaretler dizer. Öyledir Rahman'ın işleri. Yerlerde sürünmeyelim diye ufkumuzu göklere çekip maddî ve mânevî miraç merdivenlerinde yücelmemiz için gayretimizi bekler; ruhlarımızdaki hamlıkları, içlerimizdeki fenalıkları değişik vesilelerle törpüler, Cennet'teki nimetlerden tam mânâsıyla istifade edelim diye bizi hayatın çarklarında şekillendirir. Bu esnada nâçâr kaldığımız yerde rahmet ve inayet pınarlarını oluk oluk üzerimize boşaltır. O'nun (celle celâlühü), kullarına rahmet ve inayeti bazen bir vesileye bakar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hoş sabr-ı cemîlimdir.&lt;br /&gt;Takdir ü kefilimdir.&lt;br /&gt;Allah ki vekilimdir.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;br /&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ı (celle celâlühü) Kur'ân ve hadîsler ışığında bilen, O'nu hakkıyla tanıyan irfan sahibi bir gönlün varacağı son noktadır bu. Böyle bir gönül rahattır, huzurludur. Çünkü her şeyi en iyi bilen, merhameti hudutsuz bir Yaratıcı'yı işlerine vekil kılmıştır ve neticenin hayırla noktalanacağına inancı tamdır. Kul böyle inanınca, Allah (celle celâlühü) da böyle muamele eder ve her şey hayra çıkar. Zîrâ Allah'ın icraatı kulun beklentisi yönündedir. Bundandır ki Allah'a (celle celâlühü) itimat eden rahata erer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Vallahi güzel etmiş.&lt;br /&gt;Billahi güzel etmiş.&lt;br /&gt;Tallahi güzel etmiş.&lt;br /&gt;Mevlâ görelim netmiş.&lt;br /&gt;Netmişse güzel etmiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstikamet sahibi salim bir gönül, Allah'ın (celle celâlühü) bütün icraatlarının güzeller güzeli bir edayla nazarlarımıza arz olunduğuna eksiksiz itimat eder. Böyle bir gönül, hayır ve güzelliklerin art arda şekillendiği şu âlemi ibret nazarıyla seyredip Yüceler Yücesi'ne aşk ve muhabbetini ilân eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7641973845627381675?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7641973845627381675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7641973845627381675&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7641973845627381675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7641973845627381675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/kotu-zannettigimiz-seylerin-ardnda-iyi.html' title='Kötü Zannettiğimiz Şeylerin Ardında İyi Yönler Olabilir'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7852999217155079705</id><published>2011-05-12T02:04:00.002+03:00</published><updated>2011-05-12T02:04:58.910+03:00</updated><title type='text'>Tefvizname</title><content type='html'>Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler, Ârif a-nu seyreyler&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen hakk’a tevekkül kıl, Tefviz et ve rahat bul, Sabreyle ve razı ol &lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin ona berk eyle, Tedbirini terk eyle, Takdirini derk eyle&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hallak-ı rahim o’dur, Rezzak-ı kerim o’dur, Fa’al-ı hakim o’dur&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil kadıy-ı hacatı, Kıl o’na münacatı, Terk eyle muradatı&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işi murad etme, Olduysa inad etme, Haktandır o reddetme&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakk’ın olacak işler, Boştur gam-u teşvişler, O hikmetini işler&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep işleri faiktir, Birbirine layıktır, Neylerse muvafıktır&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilden gamı dûr eyle, Rabbinle huzur eyle, Tefviz-i umur eyle&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen adli zulüm sanma, Teslim ol oda yanma, Sabret sakın usanma&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deme şu niçin şöyle, Yerincedir ol öyle, Bak sonuna sabreyle&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimseye hor akma, İncitme, gönül yıkma, Sen nefsine yan çıkma&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü’min işi renk olmaz, Âkil huyu cenk olmaz, Ârif dili tenk olmaz&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş sabr-ı cemilimdir, Takdir kefilimdir, Allah ki vekilimdir&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dilde o’nun adı, Her canda o’nun yadı, Her kuladır imdadı&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naçar kalacak yerde, Nagâh açar o perde, Derman eder ol derde&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kuluna her anda, Kâh kahr-u kâh ihsanda, Her anda o bir şanda&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâh mu’ti-u kâh mani’, Kâh darr-u kâh nafi’, Kâh hafız-u kâh rafi’&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâh abdin eder ârif, Kâh eymen-ü kâh haif, Her kalbi o’dur sarif&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâh kalbini boş eyler, Kâh halkını hoş eyler, Kâh aşkına dûş eyler&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâh sade-ü kâh rengîn, Kâh tab’ın eder sengîn, Kâh hırem-ü kâh gamgîn&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az ye, az uyu, az iç, Ten mezbelesinden geç, Dil gülşenine gel göç&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nas ile yorulma, Nefsinle dahi kalma, Kalbinden ırak olma&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişle geri kalma, Müstakbele hem dalma, Hâl ile dahi olma&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her daim o’nu zikreyle, Zeyrekliği koy şöyle, Hayran-ı hak ol şöyle&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel hayrete dal bir yol, Kendin unut o’nu bul, Koy gafleti hazır ol&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sözde nasihat var, Her nesnede zinet var, Her işte ganimet var&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep remz-ü işarettir, Hep gamz-ü beşarettir, Hep ayn-ı inayettir&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her söyleyeni dinle, Ol söyleteni anla, Hoş eyle kabul canla&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil elsine-i halkı, Aklam-ı hak ey hakkı, Öğren edeb ve hulku&lt;br /&gt;Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vallahi güzel etmiş, Billahi güzel etmiş, Tallahi güzel etmiş&lt;br /&gt;Allah görelim netmiş, Netmişse güzel etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Hakkı Erzurumi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7852999217155079705?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7852999217155079705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7852999217155079705&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7852999217155079705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7852999217155079705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/tefvizname.html' title='Tefvizname'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5148680376022516706</id><published>2011-05-12T01:36:00.000+03:00</published><updated>2011-05-12T01:36:02.560+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Herkesi Hızır Bil.'/><title type='text'>PADİŞAHIN İŞİ NE ?</title><content type='html'>http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1828&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbullu olanlar ya bir vasıtayla ya da yürüyerek onun mezarına yakın bir yerlerden geçmiştir. Ülkemiz yetişmiş insan olarak bereketli topraklara sahip. Bir çok bilge insan bu kültürde yetişmiştir. Hepimizin yaşadığı semtlerde nice  Nalıncı Babalar yaşamıştır. Şimdi Nalıncı Baba’ nın öyküsünü okuyalım. Anlatacağım öykünün adı “Padişahın işi ne ?”.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: &lt;br /&gt;- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? &lt;br /&gt;- Akşam garip bir rüya gördüm. &lt;br /&gt;- Hayırdır inşallah. &lt;br /&gt;- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz. &lt;br /&gt;- Nasıl yani? &lt;br /&gt;- Hazırlan dışarı çıkıyoruz. &lt;br /&gt;Ve iki vatandaş kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’&lt;br /&gt; Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’ &lt;br /&gt;- Nereden biliyorsunuz? &lt;br /&gt;- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. &lt;br /&gt;Komşular öfkelidir &lt;br /&gt;Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir: &lt;br /&gt;‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’ &lt;br /&gt;Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet vatandaşlar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.&lt;br /&gt;- Nereye? &lt;br /&gt;- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. &lt;br /&gt;- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek. &lt;br /&gt;- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. &lt;br /&gt;- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha. &lt;br /&gt;- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? &lt;br /&gt;- Araştırmaya devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından. &lt;br /&gt;- Aman efendim. Nasıl kaldırırız? &lt;br /&gt;- Basbayağı kaldırırız işte. &lt;br /&gt;- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini... &lt;br /&gt;- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız. &lt;br /&gt;- Şurada bir mahalle mescidi var ama... &lt;br /&gt;- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin? &lt;br /&gt;- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden. &lt;br /&gt;- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim. &lt;br /&gt;Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. &lt;br /&gt;Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ‘Sultanım’ der, ‘Yanlış yapıyoruz galiba’. &lt;br /&gt;- Nasıl yani? &lt;br /&gt;- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kim bilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri? &lt;br /&gt;- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. &lt;br /&gt;Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. &lt;br /&gt;Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi tuvalete.’ &lt;br /&gt;- Niye? &lt;br /&gt;- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye. &lt;br /&gt;- Hayret. &lt;br /&gt;Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. ‘Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum. &lt;br /&gt;- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki. &lt;br /&gt;- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’ &lt;br /&gt;- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi. &lt;br /&gt;- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim, &lt;br /&gt;‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’. &lt;br /&gt;- Doğru öyle ya? &lt;br /&gt;- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’ &lt;br /&gt;- Peki o ne dedi? &lt;br /&gt;- Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5148680376022516706?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5148680376022516706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5148680376022516706&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5148680376022516706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5148680376022516706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/05/padisahin-isi-ne.html' title='PADİŞAHIN İŞİ NE ?'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-1033846623588625880</id><published>2011-04-30T00:40:00.002+03:00</published><updated>2011-04-30T00:42:18.837+03:00</updated><title type='text'>Boşanma: Serbest Zannedilen Sevimsiz Yasak.</title><content type='html'>http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1795&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşanma sonuçları itibariyle o kadar sevimsiz bir eylemdir ki evlenen insanlar bir şekilde ne yapıp edip evlilik gemisini yürütmeli ama katiyen boşanmamalıdırlar. Boşanan ailelerde boşanma eyleminden fayda gören tek bir fert yoktur. Geçici rahatlamalar arkasını kalıcı ve süregen üzüntü, acı ve sıkıntılara bırakırlar. Boşanan çiftler boşandıklarını sanırlar. Hele arada çocuk varsa bu boşanma sadece kağıt üstünde kalır ve aradaki anlaşmazlıklar çoğunlukla daha da derinleşirken çocukların ve eski eşlerin sıkıntıları artmaya devam eder. Evliyken çocuklarına düzgün ebeveynlik yapamayan insanların boşandıktan sonra daha düzelmelerini beklemek safça düşünce olur. Boşanınca kimse mücevher bulmaz. Aynı manaya gelen iki cümle var: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.                     Dışarıda hiçbir şey yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.                     Dışarıda hiçbir şey var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet dışarıda hiçbir şey yok ki.. Kim boşanmış ta dışarıda ne bulmuş ? Dışarıda hiçbir şey varken neden boşanılsın ki. Aslında gerçek mutluluk evli, dul ya da bekar ne olursa olsun, insanın kendinde kendisini bulmasıdır. Aman dikkat edin egoizm demiyorum. Kendi içinde ruh ve kalp dünyasında hakiki insanı bulma seyahatinden ibarettir gerçek mutluluk. Zihinlerin dağınıklık ve perişaniyettten kurtulması, kalplerin huzur ve güvenle dolu olmasıdır mutluluk. Yoksa boşanmak ya da boşanmamak mutluluk için bir gerekçe veya vesile değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kendine boşanmayı yasaklamalıdır. Boşanmaya neden olacak sebeplerden yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmalıdır. Boşanmamak için aranan yollarda, koridorlarda kim bilir belki kendisini bulur. Kendini bulan insan ise her şeyi bulmuş demektir ve böyle bir insan boşanmayı çözüm olarak görmez. Başka bir değişle boşanmayı çözüm olarak gören bir insan henüz kendini bulamamış demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşanmadan önceki dönemde kısa ayrılık dönemleri olabiliyor. Maalesef bazen bu dönemler uzuyor. Uzadıkça bir araya gelmek te zorlaşıyor. Birbiri ile anlaşamadıkları için bir ayrılık dönemi geçiren karı kocalar kendi aralarında doğru yollarda buluşabilirler aslında . Birkaç geçimsizlik nedeni ile boşanma aşamasına gelmiş çiftlerin çevresindekiler onların tekrar bir araya gelmelerine mani olmamalıdırlar. Kendi yakınını tutup, cibilli davranıp ta ayrılmalarına vesile olmak doğru yol değildir. Ayrılanların bir araya gelmesi, hatta boşananların tekrar bir araya gelmesi herkes için daha iyidir. Tekrar bir araya gelinirse “daha kötü olacak diye bir kanaat” yanlıştır. Bunu kim bilebilir ki ? Kimbilir Allah, ayrılanlar tekrar bir araya gelmeye niyetlenirlerse, onlara yeni yollar açar, yeni çözümler bulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşler birbirinin hukukuna taciz etmemeli, istismarda bulunmamalıdırlar. Ayrılma hatta boşanma gerçekleşse bile birbirlerine nezaketle yaklaşmalıdırlar. Güzel konuşmalıdırlar. Tatlı söz söyleyen kötülük görmez. Karşıdan bir şey beklemeden güzel yaklaşım içerisinde bulunmalıdırlar. Tekrar bir araya gelebilirler mi bunun yollarını düşünmelidirler. Aile şu dünyadaki en büyük hazinedir. Hazineyi korumak ta bazen fedakarlık ister. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç te kolay değildir..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-1033846623588625880?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/1033846623588625880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=1033846623588625880&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1033846623588625880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1033846623588625880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/04/bosanma-serbest-zannedilen-sevimsiz.html' title='Boşanma: Serbest Zannedilen Sevimsiz Yasak.'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3118258835220049640</id><published>2011-04-08T12:52:00.000+03:00</published><updated>2011-04-08T12:52:35.289+03:00</updated><title type='text'>Günümüz İnsanının Muhtaç Olduğu Beş İlaçtan Oluşan Bir Toplumsal Reçete</title><content type='html'>http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1759&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatandaşlara önerilecek ve üzerinde durulması gereken beş önemli mesele vardır:&lt;br /&gt;1.   Merhametli olmalıyız: Acıyalım insanlara. Üzülelim onların haline. Acımazsan acınacak duruma düşersin. Yaşlılar, çocuklar, hastalar, güçsüzler, halsizler, yorgunlar, biçareler, acizler toplam  tüm halkın neredeyse onda sekizini oluşturuyor. Nasıl acımayız ki bu durumdaki insanlara. Bir gün biz de bu duruma düşmeyecek miyiz ? Herkes düşecektir. En kudretli insan bile bir gün hastalanacak, yaşlanacak ve ölecektir. Bu dünyaya gelen gider, kimse kalmaz. Herkes bir gün aciz duruma düşecektir. &lt;br /&gt;2.      Hürmet Etmeliyiz: Kaba, edepsiz insanlar gibi olmayınız. Ahlaklı olmak yetmez, edepli de olmak gereklidir. Yaşlılara, başkasına, ötekine, araba kullanana, yayaya, hastalara, çocuklara, ihtiyarlara, bayanlara, beylere, annelere, babalara,yabancılara, farklı tercihi olanlara, farklı soydan gelene, konuşamayana, başka dilde konuşana, başka türlü yaşayana, bşka tercihi olana saygı duymalıyız. Saymazsan nasıl saygı beklersin ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 3.      Emniyeti Sağlamalıyız: Emniyet ve İstikrar huzurlu yaşamanın en önemli kurallarındandır. Emniyetin sağlanması için ne paralar harcanır, ne masraflar yapılır. Başkasının hak ve hukukuna saygı duymalıyız. Onun gölgesine basarken bile izin istemeliyiz. Başkasının emniyetine dikkat edersen, senin emniyetine dikkat edilir. En önemlisi de emniyetin emanet edildiği kişilerin emin olmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 4.      Yanlış ve doğruyu bilip, yanlıştan uzaklaşmak: Elini, gözünü,  dilini, cinsel hislerini, mideni, düşünceni, duygularını, davranışlarını yanlışa meyletmekten veya meylettirmekten sakındırmalıyız.  İçimizde sürekli savaş edip duran iyi ile kötüyü bilmek ve iyinin kazanması için iyinin güçlenmesini sağlamalıyız. Yani içimizdeki iyiyi beslemek, kötüyü beslememeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      Serseriliği, başı bozukluğu bırakıp itaat etmek: Büyüğe, bilgeye, öğretmene, anneye, babaya, devlete, millete, evrensel iyi değerlere itaat etmek. Egonun savunucusu değil, diğerinin koruyucusu olmak. Ben dememek, hepimiz demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte mutlu olmanın sırları ve işte vatanımızın, milletimizin, insanımızın, devletimizin ihtiyacı olan beş kalem ilaçtan oluşan reçete.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3118258835220049640?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3118258835220049640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3118258835220049640&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3118258835220049640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3118258835220049640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/04/gunumuz-insannn-muhtac-oldugu-bes_08.html' title='Günümüz İnsanının Muhtaç Olduğu Beş İlaçtan Oluşan Bir Toplumsal Reçete'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-6659624259884449144</id><published>2011-04-08T12:41:00.005+03:00</published><updated>2011-04-08T12:44:25.537+03:00</updated><title type='text'>Günümüz İnsanının Muhtaç Olduğu Beş İlaçtan Oluşan Bir Toplumsal Reçete</title><content type='html'>http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1759&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatandaşlara önerilecek ve üzerinde durulması gereken beş önemli mesele vardır:&lt;br /&gt;1.   Merhametli olmalıyız: Acıyalım insanlara. Üzülelim onların haline. Acımazsan acınacak duruma düşersin. Yaşlılar, çocuklar, hastalar, güçsüzler, halsizler, yorgunlar, biçareler, acizler toplam  tüm halkın neredeyse onda sekizini oluşturuyor. Nasıl acımayız ki bu durumdaki insanlara. Bir gün biz de bu duruma düşmeyecek miyiz ? Herkes düşecektir. En kudretli insan bile bir gün hastalanacak, yaşlanacak ve ölecektir. Bu dünyaya gelen gider, kimse kalmaz. Herkes bir gün aciz duruma düşecektir. &lt;br /&gt;2.      Hürmet Etmeliyiz: Kaba, edepsiz insanlar gibi olmayınız. Ahlaklı olmak yetmez, edepli de olmak gereklidir. Yaşlılara, başkasına, ötekine, araba kullanana, yayaya, hastalara, çocuklara, ihtiyarlara, bayanlara, beylere, annelere, babalara,yabancılara, farklı tercihi olanlara, farklı soydan gelene, konuşamayana, başka dilde konuşana, başka türlü yaşayana, bşka tercihi olana saygı duymalıyız. Saymazsan nasıl saygı beklersin ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Emniyeti Sağlamalıyız: Emniyet ve İstikrar huzurlu yaşamanın en önemli kurallarındandır. Emniyetin sağlanması için ne paralar harcanır, ne masraflar yapılır. Başkasının hak ve hukukuna saygı duymalıyız. Onun gölgesine basarken bile izin istemeliyiz. Başkasının emniyetine dikkat edersen, senin emniyetine dikkat edilir. En önemlisi de emniyetin emanet edildiği kişilerin emin olmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      Yanlış ve doğruyu bilip, yanlıştan uzaklaşmak: Elini, gözünü,  dilini, cinsel hislerini, mideni, düşünceni, duygularını, davranışlarını yanlışa meyletmekten veya meylettirmekten sakındırmalıyız.  İçimizde sürekli savaş edip duran iyi ile kötüyü bilmek ve iyinin kazanması için iyinin güçlenmesini sağlamalıyız. Yani içimizdeki iyiyi beslemek, kötüyü beslememeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      Serseriliği, başı bozukluğu bırakıp itaat etmek: Büyüğe, bilgeye, öğretmene, anneye, babaya, devlete, millete, evrensel iyi değerlere itaat etmek. Egonun savunucusu değil, diğerinin koruyucusu olmak. Ben dememek, hepimiz demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte mutlu olmanın sırları ve işte vatanımızın, milletimizin, insanımızın, devletimizin ihtiyacı olan beş kalem ilaçtan oluşan reçete.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-6659624259884449144?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/6659624259884449144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=6659624259884449144&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/6659624259884449144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/6659624259884449144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/04/gunumuz-insannn-muhtac-oldugu-bes.html' title='Günümüz İnsanının Muhtaç Olduğu Beş İlaçtan Oluşan Bir Toplumsal Reçete'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4758255382290485586</id><published>2011-03-02T02:18:00.001+02:00</published><updated>2011-03-02T02:20:17.418+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ders başarısı çocuk psikiyatristi izmir'/><title type='text'>Çocuklar Huzurlu ve Mutlu Bir Ev Ortamında Daha Başarılı Olurlar</title><content type='html'>http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1692&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 – 2011 eğitim öğretim yılı ikinci dönem başladı. Tüm Türkiye ve Dünya çocukları anne babalarıyla birlikte ikinci bir 4 aylık eğitim öğretim dönemine girdi. Bizim ülkemiz okumaya, çocuklarının okumasına düşkündür. Dünya’ daki diğer ülkelerindeki anne babalarının istediği gibi Türkiye’ mizdeki anne babalar da çocuklarının iyi bir tahsil almalarını istiyorlar. Çocuklarımıza iyi bir eğitim vermek, onların üniversiteyi veya iyi bir meslek lisesini bitirmelerini görmek, bu dünyada ve gelecek yaşamda huzurlu, mutlu ve başarılı olmalarını görmek her anne babanın isteğidir. İşte asıl başarı da budur. Gerçek başarı, başarılı bir nesil yetiştirmektir. Asıl başarı nesillerin başarısını ülkemize ve dünyamıza aksettirmektir. Anneler, babalar gelin hep birlikte altın bir nesil yetiştirelim. Hem kendi çocuğumuzu hem başlarının çocuklarını hep birlikte güzel ahlaklı, nezih, diğergam, başkalarını ailesini milletini düşünen hakiki birer insan olarak yetiştirelim. Gelişmiş bir ülke, huzurlu bir toplum bir nesil yetiştirerek oluşur. Sorunsuz dünya böyle meydana gelir. Ahlaklı, eğitimli, akıllı, edepli, bilgili, güçlü, kuvvetli ve cesur nesillerle. Bu nesilleri yetiştirmek için yeni bir eğitim öğretim yılının 2. döneminin başındayız. Peki anneler babalar olarak ne yapalım, Nasıl bir yol izleyelim ? İşte ana çizgiler: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar huzurlu ve mutlu bir ev ortamında daha başarılı olurlar.&lt;br /&gt;Anne babalar geçim içerisinde olmalıdırlar.&lt;br /&gt;Bir kere anne babada zihinler dinç olmalıdır. Yoğun düşünce, karışık bir zihin, sorunlarla dolu bir anne veya baba çocuğuna nasıl yardımcı olabilir ?&lt;br /&gt; Eşler birbirini aldatmamalıdır. Aldatmanın olduğu bir evde çocuklar okumaz, başarılı olmaz. Böyle bir evde saygı biter. Çocuklar üzülür. Dağılan bir yuvada çocuk kendini derslerine veremez.&lt;br /&gt;Boşanmış bir anne babanın çocuğunun başarılı olduğu pek görülmez. Ana babası aynı evde yaşamayan bir çocuk dertlidir. Bir yanı hep eksiktir. Canı acır. Bu arada boşananlar yeni bir evlilik yapmadılarsa tekrar birbirlerine şans verme konusunda cesaretli olmalıdırlar.&lt;br /&gt;Çocuğun başarısı için her şeyden evvel karı koca geçiminin olması gereklidir. Anne babalar çocuklarının okumalarını istiyorlarsa her şeyden evvel iyi geçinmesini becermelidirler. &lt;br /&gt;Çocukların okuması çok önemlidir. Ailede çocuğun eğitim ve öğretimi her şeyin önünde gelmelidir. Anne babanın okuma konusuna verdikleri önem çocuğa hissettirilmelidir.&lt;br /&gt;Çocuğun okuması için sağlıklı çocuk yetiştirmenin önemine inanmış anne ve baba olmalıdır.&lt;br /&gt;Çocuk, sopadan, tehditten, azaptan değil, eğer bir şeyden korkacaksa, ebeveyninin şefkatini kaybedeceğinden korkmalıdır. Babasının yüzünü ekşitmesi, annesinin sımsıcak yüzünün buğulandığını görmesi veya sezmesi onu dengeye getirecek en büyük bir yaptırım gibi algılanabiliyorsa, yeter ve artar.&lt;br /&gt;Çocuğun anne babasına güvenmesi, acılarını, elemlerini paylaştığınıza inanması çok önemlidir.&lt;br /&gt;Anne babalar çocuklarına ders çalışmanın önemini anlatmalıdır, hissettirmelidir.&lt;br /&gt;Hem anneler, hem babalar çocuklarının ders çalışmalarını takip etmeli ve çocuklarına takip ettirdiklerini hissettirmelidirler. &lt;br /&gt;Babalar anneler her akşam çocuklarının ders çalıştığını gözlemelidirler. Ders çalışırlarken çocuklarının yanında durmalıdırlar.&lt;br /&gt;Çocukların zeka, dikkat ve öğrenme kapasiteleri önemlidir. Çocukların bugüne kadarki eksik ders birikimleri önemlidir. Eksikleri telafi edilmelidir.&lt;br /&gt;Gerekirse bir öğretmen tutulmalıdır. Çocuğun eksik bilgileri tamamlanmalıdır. Ders çalıştırma konusunda mahallenizdeki iyi huylu okumuş bir abla ya da abiden destek alabilirsiniz. Bugün her mahallede üniversiteye giden, işi gücü okumak olan ve aklı başında gençler vardır.    &lt;br /&gt;Ders çalışma takvimi tutulabilir. Bu nedir ? Çocuk her gün ne kadar çalıştığını bir deftere yazar. Bu çizelge belli periodların sonunda takip edilir. Az bir başarı bile ödüllendirilir. Böylece çocuğun maneviyat ve motivasyonu artırılır. &lt;br /&gt;Çocuğun başarılı olacağı ona inandırılmalıdır. &lt;br /&gt;Çocuğa “sen yapamazsın, başarılı olamazsın” gibi moral bozucu sözler söylenmemelidir. Unutmayın çocuğun karnesi aynı zamanda anne babaların da karnesidir.&lt;br /&gt;Başarısızlığı soğukkanlılıkla ve olgunlukla karşılamalı ve başarılı olmanın yolları aranmalıdır. &lt;br /&gt;Az bir gelişme bile önemsenmelidir. Uzun yürüyüşler tek bir adımla başlar. Dünyanın çevresini bile dolaşacak olsanız ilk adımı atmak zorundasınız. &lt;br /&gt;Kız erkek arkadaşlığının olduğu ortamlarda ders başarısından söz etmek mümkün değildir. Üniversite bitene kadar kız erkek arkadaşlığından kaçınmak gereklidir. Bu tip ilişkiler boşa enerji kaybıdır. Tabii ki arkadaşlık olabilir, kız ve erkek birlikte okuyabilir, çalışabilir ama önemli olan sevgililik ilişkisinden kaçınmaktır. Bir kızın ya da erkeğin ilk sevgilisi, ilk erkek ya da kız arkadaşı eşi olmalıdır. Tabii başarılı olunmak isteniyorsa. Hem sevgililik hem üniversite sınavında başarılı olmak hayaldir.&lt;br /&gt;İnternet ve televizyondan uzak durulmalıdır. Mümkünse hafta içi televizyon seyretmekten kaçınılmalıdır. Hatta bazı aileler hafta içi kendileri bile televizyon seyretmeyerek çocuklarına destek olmaktadırlar.&lt;br /&gt;Çetleşmeden kaçınılmalıdır. Gerekirse internet kapatılmalıdır. İnternet yaz tatilinde yine kontrollu olarak açılabilir. &lt;br /&gt;Okul ve öğretmenlerle ilişki hiç kesilmemelidir. Okul sık sık ziyaret edilmeli, öğretmenlerden bilgi alınmalıdır. &lt;br /&gt;Çocukların ders notları e – okul sisteminden takip edilebilir. Anneler babalar çocuklarının okul başarısını an ve an takip etmelidirler.&lt;br /&gt;Anneler babalar ! Çocuğunuzun iyi insanlarla konuşmasını, iyi arkadaşlarla, iyi abla ağabeylerle görüşmesini sağlamalısınız. Mahallenizde iyi ablalar, ağabeyler varsa onları örnek almaları için onlarla ilişkisini artırabilirsiniz. İyi örnek, iyi model iyi sonuç doğurur. Kötü model, kötü örnek kötü sonuç doğurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir büyüğümüz bakın ne diyor. Bir milletin yükselip alçalması, o millet içindeki genç kuşakların alacakları ruh ve şuura, görecekleri talim ve terbiyeye bağlıdır. Gençleri iyi yetiştirilmiş milletler, her zaman gelişmeye aday olmalarına karşılık, onları ihmal etmiş milletlerin gerilemesi ise kaçınılmazdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir milletin geleceği hakkında kehanette bulunmak isteyenler, o milletin gençlerine verilen terbiyeye baksalar, hükümlerinde yüzde yüz isabet ederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekteplerde en az diğer dersler kadar terbiye ve millî kültür üzerinde de durulmalıdır ki, vatanı cennetlere çevirecek sağlam ruh ve sağlam karakterli nesiller yetişebilsin. Tâlim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(öğretim) başka, terbiye (eğitim) başkadır. İnsanların çoğu muallim olabilir ama, mürebbî olabilen çok azdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En lüzumlu olduğu hâlde en az üzerinde durulan dersler, millî kültür ve millî terbiye dersleridir. Bir gün dönüp bu yolu işletmeye koyulursak, milletin gelişmesi adına en isabetli kararı vermiş olacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın geleceği, çocukluk ve gençlik çağlarındaki izlenim ve tesirlerle sımsıkı alâkalıdır. Çocuklar ve gençler, yüksek duygularla coşup şahlanacakları bir iklimde yetişiyorlarsa, zihnî ve fikrî durumları itibarıyla diri, ahlâk ve fazilet itibarıyla da örnek olmaya namzet sayılırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, duygularının pes şeylerden uzak olduğu ölçüde insandır. Kalbi kötü duyguların baskısı altında, ruhu nefsanîliğin cenderesine takılmış kimseler, dıştan insan görünseler de düşünmek icap edecektir. Terbiyenin bedene ait olan kısmını hemen hemen herkes bilir ama; asıl işe yarayan fikrî ve hissî terbiyeyi anlayan çok azdır. Oysaki, birinci şık terbiye ile daha ziyade kas güçleriyle beden insanları, ikinci şıkla ise ruh ve mânâ insanları yetişir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4758255382290485586?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4758255382290485586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4758255382290485586&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4758255382290485586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4758255382290485586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/03/cocuklar-huzurlu-ve-mutlu-bir-ev.html' title='Çocuklar Huzurlu ve Mutlu Bir Ev Ortamında Daha Başarılı Olurlar'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-1336702942223324063</id><published>2011-02-18T01:27:00.003+02:00</published><updated>2011-02-18T10:46:10.017+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuk psikiyatristi çocuk psikoloğu izmir'/><title type='text'>Çocuklarımıza Kitap Okumayı Alıştırmanın En Kolay Yolu Okumaktır</title><content type='html'>http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1685 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonlar için günde 600 sayfa kitap okumak sıradan bir iş deniyor. Batılılar kitap okuyor. Japon kitap okuyor. Dünyada kitap okuyan çok insan var. İnsanlar işe giderken okuyorlar. Neden biz de bu okumayı seven dünya insanlarından biri olmayalım ki ? Okuyan insanların yüzleri, tavırları değişiyor. Medenileşiyorlar. Bakışları, konuşmaları güzelleşiyor. Okumak alışkanlıktır. Her insan yaşamında bu alışkanlığı oluşturmalıdır. Bunun yolu ilk önce kendimizi ve çocuklarımızı okumaya zorlamaktır. Zorlama zamanla alışkanlığa dönüşür. Her şey dar daireden başlar. 50 kişiyle başlarsınız, bir de bakarsınız 50 000 kişi olmuş. Aile içindeki büyükler ve anne babanın durumu çok önemlidir. Baba okumuyorsa çocuklar da okumayı boş verirler.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumak neden önemlidir ? Bir (Allah) bile ilk olarak okumayı önermiştir. Demek ki okumak çok önemlidir. Bu dünyada yapılacak en güzel şeydir okumak. Yaşamın her yanı okunacak şeylerle doludur. Kitap okumak ta okumanın temelidir. Her kitaptan alınacak dersler vardır. Her kitabın içerisinde aynı “kumsala atılan bir mıknatısa yapışan demir tozları” gibi alınacak dersler vardır. Kumsalda kumların arasına mıknatısı atarsanız üzerine demir tozları yapışır. Kitaplar da böyledir. Onların arasında öyle cümleler vardır ki, o cümleler hayatımızı değiştirebilir. Seviyelerine göre mamayı, gıdayı farklı farklı vermek gereklidir. Günümüzde anne babalar okumayı boş vermiştir. Anne babalar okumayınca genetik geçiş gibi evlatlar da okumamaya başlıyorlar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon ve internet te okuma ile yarışıyorlar. Medya ve internetin ailede ve çocuklarda tahribatı vardır. Bunlara harcanan ve boşa giden zaman, kitap okumaktan bizi alıyor. Oysa  mutlaka kitap okumalı, düşünmelidir. Anlayarak okumak gereklidir. Manevi açıdan da zenginleşmek gereklidir. Sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da beslemeliyiz. Bir şey bütünüyle yapılamıyorsa, yapabildiğimiz kadarıyla yapmalıyız. En azından temel kitaplar okunmalıdır. Büyük insanların hayat hikayeleri okunmalı ve onlardan ders alınmalıdır. Dünya ve Türk klasikleri okunmalıdır.  Özellikle Ana Kitap okunmalı, içindeki her şey bilinmelidir. Yabancılaşmayı önlemenin yolu budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumanın önündeki en önemli engeller televizyon ve internettir. Bunu devletin el atması gereklidir. Milli Eğitim, Kültür Bakanlıkları, toplumun dejenerasyona maruz kalmaması için gerekeni yapmalıdırlar. İnternet ve televizyon da sınırlanmalıdır.  Chatleşmeye meydan vermemek gereklidir. Kitap okumanın önündeki badireler aşılmalıdır. Elbette Yeşilçamın içinde de olmalıyız. Hoolywood da iyi okunmalılar. Ama kitap okumanın yeri her zaman apayrıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nasıl okumalıyız kitapları ? Okurken bir insan anlamaya çalışmalıdır. Okurken okuduğumuz sayfaların yanına  tahsisler konulmalıdır. Okunan şeylerde kendi mulahazalarımızı okuduklarımızın sağına soluna koymalıyız. En özel kitapları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karşılıklı okumalıyız. Mesela çocukların eğitiminde dünyanın en iyi psikoloji kitabı diyebileceğim “Çekirdekten Çınara” isimli kitap anne babaların bir arada okuyacağı en baş kitaplardan birisidir. Bu kitabı N – T Kitap Kırtasiyelerde bulabilirsiniz. Bir de çok değişik kaynak ve görüşleri okumalıyız. Herhangi bir konuda başka zatlar bu konuda ne diyor diye araştırmalıyız. Çok mulahazalı okumalıyız. Okumak insanları da okumamızı sağlar. İnsanları iyi okumak için çağımız zaviyesinden bakmalıyız. En iyisi ve önemlisi Ana Kitabı okumalıyız. Ana Kitabı okumalı ve günümüze göre Ana Kitap konuşturulmalıdır. Önce okumalı, sonra yaşamalı, sonra da dünya insanlarına okutmalı ve yaşatmalıyız Ana Kitabı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ana Kitap: Bir’ in Yazdığı Kitap.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-1336702942223324063?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/1336702942223324063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=1336702942223324063&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1336702942223324063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1336702942223324063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/cocuklarmza-kitap-okumay-alstrmann-en_18.html' title='Çocuklarımıza Kitap Okumayı Alıştırmanın En Kolay Yolu Okumaktır'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7979606559879685585</id><published>2011-02-13T00:32:00.000+02:00</published><updated>2011-02-13T00:34:50.681+02:00</updated><title type='text'>ÇOCUKLARIN DERS BAŞARISI</title><content type='html'>&lt;table cellspacing="6" cellpadding="4" width="100%" align="center"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="20"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 11px;color:black;" &gt;&lt;p&gt;&lt;span class="tubip_urun_baslik"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="BORDER-BOTTOM: #ac9662 1px solid; BORDER-LEFT: #ac9662 1px solid; BORDER-TOP: #ac9662 1px solid; BORDER-RIGHT: #ac9662 1px solid" height="70" valign="top"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12px;color:black;" &gt;&lt;span class="tubip_urun_ozellik"&gt;&lt;table border="0" align="center"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img style="VERTICAL-ALIGN: middle" title="ÇOCUKLARIN DERS BAŞARISI " alt=" " src="http://www.izmirde.biz/FileUpload/ds31586/File/ders_basarisi_ve_cocuk__.jpg" width="400" height="400" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;p&gt;2010 – 2011 Eğitim Öğretim Yılı 1. Dönemin Sonu: Yarı Yıl Tatili ve Ara Karnelerin Gölgesinde Çocuklarımızın Ders Başarısını Tekrar Gözden Geçirme&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okullar tatil oldu. Yorucu bir yarı dönem sonrasında öğrenciler de veliler de hem dinlenme hem de gelinen başarı seviyesini değerlendirme mevsimine gelmiş bulunuyor. Bu dönemde anne baba olarak hem kendimizi hem çocuğumuzu anlamaya çalışır ve eksiklerimizi tamamlamaya gayret ederiz. Bu bir “durum değerlendirme zamanı”dır. Birinci dönemde anne babanın yoğun meşguliyetler içinde zamanını iyi yönetememesi ve çocuğunu birebir dinlemeyi ihmal etmesi sonucunda kaçan fırsatı lehe çevirmenin tam zamanıdır. Anne babalar günlük hayatta daha çok işleriyle, hayat meşguliyetleriyle, eğlenceyle, kendi işleriyle uğraşırlar. Hatta çocuklarıyla ilgilenmek yerine aile içi ve dışı iletişim problemlerine daha çok zaman ayırırlar. Bu durumda ailelerinden yeterli desteği görmeyen çocuklar ilgilerini arkadaşlarına, internete, cep telefonuna, boş şeylere yönlendirirler. Boşluk mefistonun (şeytanın) arkadaşıdır. Boşluk (boş zaman) çalışmanın zıddıdır. Boş aman gerçek insan olma yolunun yol kesenidir. Önce boşluktan kurtulmak, zamanı iyi değerlendirmek gereklidir. Bu dönemde herkes farklı tepkiler içerisinde olur. Bazen çocuklarımızın karnesindeki başarısızlıklar anne abaları kızdırır. Aslında kendilerine de ait olan hataların tümünü çocuklarına yüklerler. Eğitim öğretim bizim milletimiz için önemlidir. Şüphesiz ki her anne baba okulda çocuğunun başarılı olmasını ister. Bizim insanımız tahsile düşkündür, insanımız çocuklarının okumasını ister. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklarımızın karneleri aslında anne babaların da karneleridir. Bu yarı yıl tatili aynı zamanda bir toparlanma zamanıdır. Bu dönemde sonuç ne olursa olsun gevşememeli, vazgeçmemeli, yılmamalı, tekrar yeniden bir kere daha başarı mücadelesindeki saflarımızı almalıyız. Bu dönemde anne babalar ve çocuklar neler yapmalıdırlar:&lt;/p&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Çocuğunuzun karnesi aynı zamanda anne babaların da karnesidir. Çocuğunuza kızmayın. Kızacaksanız kendinize kızın. Neden çocuğum böyle diye kendinizi eleştirin. Çocuğunuzu eleştirerek bir yere varamazsınız. Eleştirecekseniz kendinizi eleştirin. Bu eleştiriyi de yapıcı yapın. Bundan sonra ne yapabiliriz diye düşünün. Yoksa yıkıcı eleştirinin kimseye faydası yoktur. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="2"&gt;&lt;li&gt;Anne babalar çocukla olan iletişimi artırmalıdırlar. Çözüm eleştirmekten değil, yakınlaşmaktan geçer. Paylaşımcı bir iletişim kurun. Çocuğunuzla aranızı düzeltin. Ona okumanın önemini anlatın. Onunla aranızı düzeltin. Birlikte geçirdiğiniz zamanı artırın. Babalar çocuklarıyla daha çok ilgilensin. Yıkıcı eleştiriler yerine yapıcı iletişimi ön plana çıkarın. Çocuklar çoğunlukla gençliğin, ergenliğin ve çevrenin etkisiyle sağa sola dalarlar.  Eğlenceyi, arkadaşlığı, cep telefonu ve internetle iletişimi ön planda tutarlar. Onlara okulun önemi anlatılmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="3"&gt;&lt;li&gt;Çocuğunuzun öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü olabilir. Bu hastalıklar, kısmen veya tamamen tedavi edilebilecek  problemlerdir Bu tip bozukluklar başarıyı düşürür. Bozukluk, çocuğun dikkat ve ilgisini olumsuz etkiler. Bu hastalıklar öğrenmeyi zorlaştırdığı için çocuğu derslerde soğutur. Önce hastalığın tespit edilip tedavi edilmesi önemlidir. Sağlıklı çocuk öğrenmekten zevk alır. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="4"&gt;&lt;li&gt;Çocuğun öğretmeni ile iletişim sorunu ya da arkadaşlarıyla problemleri olabilir. Öğretmeninden istediği ilgi ve takdiri görmeyebilir. Dikkatli ebeveyn, çocuğunu dinleyerek bu gibi olumsuz sebeplerin olup olmadığını anlar ve öğretmenle etkin bir diyalog içinde bu tür sorunlar genelde kolaylıkla çözülebilir. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="5"&gt;&lt;li&gt;Arkadaşları ile sorunlar yaşayabilir. Arkadaşlık okulda çocuğun uyumunu olumlu olumsuz etkileyen en önemli nedenlerdendir. Çocuğun okulda neler yaptığını gün sonunda dinleyen, okula belli aralıklarla giden, arkadaşları ve aileleri ile tanışan, karşılıklı ziyaretlerde bulunan anne babalar bu sorunları daha yakından anlayıp çözümüne yardımcı olur. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="6"&gt;&lt;li&gt;Çocuğun kaygıları, geçirdiği korkular, üzücü olaylar kişiliğini olduğu kadar dikkat, ilgi ve öğrenmesini, dolayısıyla ders başarısını da etkiler. Küçük sorunlar anne baba, aile desteği ile kolaylıkla aşılabilir. Aşırı stresli ortam, anne-baba geçimsizliği, anne baba ayrılığı, boşanma, olumsuz anne-baba tutumları, kardeşlerle ve diğer aile üyeleri ile sorunlar da ders başarısızlığının en önemli nedenleri arasındadır. Çocuğu baskıya varmadan yeterli disiplin içinde eğitirken, bir yandan da ailedeki stres ortamını azaltmaya çalışılmalıdır.  &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="7"&gt;&lt;li&gt;Çocuklara bir hedef oluşturmalarında yardımcı olunmalıdır. Çocuklar konuşmalardan, kendilerine büyük gibi konuşulmasından istifade ederler. Hayatta gayelerinin olması, derslere ilgisini ve başarısını artırır. Ebeveynler okumaya ne kadar önem verdiklerini çocuklarına hissettirmelidirler. Çocuklarının hedeflerinin oluşmasına yardımcı olmalıdırlar. Günlük ders çalışma takvimi oluşturup takip etmelidirler. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;ol start="8"&gt;&lt;li&gt;Çocuklarımıza bol dünya klasikleri okutalım ki, okuyan çocuk derslerinde başarılı olur. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsmail Yavaş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk Psikiyatristi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pirene Psikiyatri Dal Merkezi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="mailto:drismaily@gmail.com"&gt;drismaily@gmail.com&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7979606559879685585?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7979606559879685585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7979606559879685585&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7979606559879685585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7979606559879685585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/cocuklarin-ders-basarisi.html' title='ÇOCUKLARIN DERS BAŞARISI'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2534279974919266187</id><published>2011-02-12T23:49:00.002+02:00</published><updated>2011-02-12T23:54:15.847+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuk psikiyatristi çocuk psikoloğu izmir'/><title type='text'>Kendini tanıyan, Rabb'ini tanır</title><content type='html'>&lt;a href="http://iskandinavya.zaman.com.tr/iskandinavya/newsDetail_getNewsById.action;jsessionid=98CB90DB04A8069B45C4F32691EE55C5.node1?newsId=5441"&gt;http://iskandinavya.zaman.com.tr/iskandinavya/newsDetail_getNewsById.action;jsessionid=98CB90DB04A8069B45C4F32691EE55C5.node1?newsId=5441&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="WIDOWS: 2; TEXT-TRANSFORM: none; TEXT-INDENT: 0px; BORDER-COLLAPSE: separate; FONT: medium 'Times New Roman'; WHITE-SPACE: normal; ORPHANS: 2; LETTER-SPACING: normal; COLOR: rgb(0,0,0); WORD-SPACING: 0px; -webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px; -webkit-text-decorations-in-effect: none; -webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px" class="Apple-style-span"&gt; &lt;table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" height="16"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" colspan="2"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; FONT-SIZE: 10pt" class="detail-spot"&gt;Mutlu olmak için asıl olması gereken, Allah'la olan arkadaşlığınızı artırmaktır. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://medya.todayszaman.com/iskandinavya/2011/02/05/33.jpg" width="200" height="160" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="WIDOWS: 2; TEXT-TRANSFORM: none; TEXT-INDENT: 0px; BORDER-COLLAPSE: separate; FONT: medium 'Times New Roman'; WHITE-SPACE: normal; ORPHANS: 2; LETTER-SPACING: normal; COLOR: rgb(0,0,0); WORD-SPACING: 0px; -webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px; -webkit-text-decorations-in-effect: none; -webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; FONT-SIZE: 13px" class="Apple-style-span"&gt; &lt;p&gt;Aksi takdirde malla, mülkle, evle, arabayla, çocukla, eşle, aşkla, iktidarla, mevkiyle mutluluğu bulacağını zannedenler yanılmışlardır. Mutluluk Allah'ı bilmek, tanımak, sevmek, her anını O'nunla yaşamakla elde edilebilir. Eğer O'na (cc) olan sevgi ve ilginin artmasıyla huzur ve mutluluk bulunacaksa bunun elde edilmesi için gereken aşamaları bilmek önemlidir. Bu yolun başlangıcında üç aşama vardır. Bu aşamalar şunlardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. İnsanın bedeninden gelen kötü istek ve arzuları yenme aşaması: Bunun için yapılması gereken, içten gelen güçlü istek ve arzuların frenlenmesidir. Lüzumundan fazla, aşırı bedeni duyguların durdurulmasıdır. Bunun için çok yemeyi, içmeyi, uyumayı, boş konuşmayı sevme gibi bedeni davranış ve isteklerin bertaraf edilmesi, bunlara karşı savaşılması gereklidir. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Bir kelime fazla laftan, bir lokma fazla yemekten, bir yudum fazla içmekten, bir dakika fazla uyumaktan kaçınmalıyız. Bunlar aslında sağlık ve bereketin de habercileridir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Kendisini kınama, yaptıklarından dolayı pişmanlık duyma, kendini hesaba çekme ve kötü özelliklerinden kurtulma aşaması: Agrasif ve saldırgan his ve davranışlardan uzaklaşılmalıdır. Bunlar yerinde ve doğru işlerde kullanılırsa sorun olmaz. Burada niyet ve kontrolün ruhta olması önemlidir. Yoksa bu his ve davranışların kontrolden çıkması, irademizin bunlara esir olması demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Kötülüklerden arınma aşaması: Kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ucub, kıskançlık, çekememe, kin gütme gibi bedeni ve kalbi problemlerden temizlenmelidir. Kendini eğitememiş, kalp kafa evliliğini yapamamış insanlar bu eylemlere meyilli olur. Kibirlenen ve büyüklenen insan zafiyetini anlayınca ne olur? Ya da kıskanan ve çekemeyen insan huzurlu olabilir mi? Kıskançlık ona hata ve dedikodu yaptırır. Kin güden, bedenî sağlığını da kaybeder, merhametini de. Affetmeyen, affedilmez. Kısacası kendini tanıyan, Rabb'ini tanır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2534279974919266187?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2534279974919266187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2534279974919266187&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2534279974919266187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2534279974919266187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/kendini-tanyan-rabbini-tanr_12.html' title='Kendini tanıyan, Rabb&apos;ini tanır'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2656726675663230156</id><published>2011-02-12T00:09:00.002+02:00</published><updated>2011-02-12T00:14:18.055+02:00</updated><title type='text'>Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="BORDER-BOTTOM-COLOR: #f3f3f3; PADDING-BOTTOM: 5px; BORDER-RIGHT-STYLE: none; BACKGROUND-COLOR: #f2ece2; BORDER-TOP-COLOR: #f5f0e8; PADDING-LEFT: 5px; PADDING-RIGHT: 5px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; BORDER-TOP-WIDTH: 1px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 1px; COLOR: sienna; BORDER-RIGHT-COLOR: #efefef; BORDER-LEFT-STYLE: none; BORDER-LEFT-COLOR: #efefef; FONT-WEIGHT: bold; PADDING-TOP: 5px" colspan="2" align="left"&gt;&lt;a id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Label2" class="baslik" href="http://www.blogger.com/Icerik.aspx?id=463"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;table id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_divvideo" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 20px; PADDING-RIGHT: 20px"&gt;&lt;p&gt; &lt;a href="http://www.dostfm.com/Icerik.aspx?id=463&amp;amp;grup=72"&gt;http://www.dostfm.com/Icerik.aspx?id=463&amp;amp;grup=72&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_LinkButton5"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş Zaman Gazetesi’nde yer alan yazısında mutlu olmak için asıl olması gerekenin, Allah ile olan arkadaşlığın artırılması olduğunu söyledi. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir diyen Psikiyatrist İsmail Yavaş aksi takdirde malla, mülkle, evle, arabayla, çocukla, eşle, aşkla, iktidarla, mevkiyle mutluluğu bulacağını zannedenlerin yanıldıklarını ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Mutluluk Allah'ı bilmek, tanımak, sevmek, her anını O'nunla yaşamakla elde edilebilir. Eğer O'na (cc) olan sevgi ve ilginin artmasıyla huzur ve mutluluk bulunacaksa bunun elde edilmesi için gereken aşamaları bilmek önemlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş mutluluk yolunun başlangıcında üç aşama olduğunu söylüyor ve bu aşamaları şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. İnsanın bedeninden gelen kötü istek ve arzuları yenme aşaması&lt;/strong&gt;: Bunun için yapılması gereken, içten gelen güçlü istek ve arzuların frenlenmesidir. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Bir kelime fazla laftan, bir lokma fazla yemekten, bir yudum fazla içmekten, bir dakika fazla uyumaktan kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş kişinin mutlu olması için gerekli olan ikinci aşamanın insanın kendisini kınama, yaptıklarından dolayı pişmanlık duyma, kendini hesaba çekme ve kötü özelliklerinden kurtulma aşaması:&lt;/strong&gt; Agrasif ve saldırgan his ve davranışlardan uzaklaşılmalıdır. Bunlar yerinde ve doğru işlerde kullanılırsa sorun olmaz. Burada niyet ve kontrolün ruhta olması önemlidir. Yoksa bu his ve davranışların kontrolden çıkması, irademizin bunlara esir olması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Mutluluk yolunda üçüncü aşamayı Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kötülüklerden arınma aşaması” olarak ifade ediyor:&lt;/strong&gt; Kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ucub, kıskançlık, çekememe, kin gütme gibi bedeni ve kalbi problemlerden temizlenmelidir. Ve şöyle özetliyor mutluluğun yolunu Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kısacası kendini tanıyan, Rabb'ini tanır.” &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="BORDER-BOTTOM-COLOR: #f3f3f3; PADDING-BOTTOM: 5px; BORDER-RIGHT-STYLE: none; BACKGROUND-COLOR: #f2ece2; BORDER-TOP-COLOR: #f5f0e8; PADDING-LEFT: 5px; PADDING-RIGHT: 5px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; BORDER-TOP-WIDTH: 1px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 1px; COLOR: sienna; BORDER-RIGHT-COLOR: #efefef; BORDER-LEFT-STYLE: none; BORDER-LEFT-COLOR: #efefef; FONT-WEIGHT: bold; PADDING-TOP: 5px" colspan="2" align="left"&gt;&lt;a id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Label2" class="baslik" href="http://www.blogger.com/Icerik.aspx?id=463"&gt;Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;table id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_divvideo" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 20px; PADDING-RIGHT: 20px"&gt;&lt;img style="BORDER-BOTTOM: 5px solid; BORDER-LEFT: 5px solid; BORDER-TOP: 5px solid; BORDER-RIGHT: 5px solid" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Image1" class="resim" title="Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun" src="http://www.blogger.com/Public/contents/images/463.jpeg" /&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_LinkButton5"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş Zaman Gazetesi’nde yer alan yazısında mutlu olmak için asıl olması gerekenin, Allah ile olan arkadaşlığın artırılması olduğunu söyledi. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir diyen Psikiyatrist İsmail Yavaş aksi takdirde malla, mülkle, evle, arabayla, çocukla, eşle, aşkla, iktidarla, mevkiyle mutluluğu bulacağını zannedenlerin yanıldıklarını ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Mutluluk Allah'ı bilmek, tanımak, sevmek, her anını O'nunla yaşamakla elde edilebilir. Eğer O'na (cc) olan sevgi ve ilginin artmasıyla huzur ve mutluluk bulunacaksa bunun elde edilmesi için gereken aşamaları bilmek önemlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş mutluluk yolunun başlangıcında üç aşama olduğunu söylüyor ve bu aşamaları şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. İnsanın bedeninden gelen kötü istek ve arzuları yenme aşaması&lt;/strong&gt;: Bunun için yapılması gereken, içten gelen güçlü istek ve arzuların frenlenmesidir. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Bir kelime fazla laftan, bir lokma fazla yemekten, bir yudum fazla içmekten, bir dakika fazla uyumaktan kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş kişinin mutlu olması için gerekli olan ikinci aşamanın insanın kendisini kınama, yaptıklarından dolayı pişmanlık duyma, kendini hesaba çekme ve kötü özelliklerinden kurtulma aşaması:&lt;/strong&gt; Agrasif ve saldırgan his ve davranışlardan uzaklaşılmalıdır. Bunlar yerinde ve doğru işlerde kullanılırsa sorun olmaz. Burada niyet ve kontrolün ruhta olması önemlidir. Yoksa bu his ve davranışların kontrolden çıkması, irademizin bunlara esir olması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Mutluluk yolunda üçüncü aşamayı Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kötülüklerden arınma aşaması” olarak ifade ediyor:&lt;/strong&gt; Kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ucub, kıskançlık, çekememe, kin gütme gibi bedeni ve kalbi problemlerden temizlenmelidir. Ve şöyle özetliyor mutluluğun yolunu Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kısacası kendini tanıyan, Rabb'ini tanır.” &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;a href="http://www.dostfm.com/Icerik.aspx?id=463&amp;amp;grup=72"&gt;http://www.dostfm.com/Icerik.aspx?id=463&amp;amp;grup=72&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="BORDER-BOTTOM-COLOR: #f3f3f3; PADDING-BOTTOM: 5px; BORDER-RIGHT-STYLE: none; BACKGROUND-COLOR: #f2ece2; BORDER-TOP-COLOR: #f5f0e8; PADDING-LEFT: 5px; PADDING-RIGHT: 5px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; BORDER-TOP-WIDTH: 1px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 1px; COLOR: sienna; BORDER-RIGHT-COLOR: #efefef; BORDER-LEFT-STYLE: none; BORDER-LEFT-COLOR: #efefef; FONT-WEIGHT: bold; PADDING-TOP: 5px" colspan="2" align="left"&gt;&lt;a id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Label2" class="baslik" href="http://www.blogger.com/Icerik.aspx?id=463"&gt;Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;table id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_divvideo" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 20px; PADDING-RIGHT: 20px"&gt;&lt;img style="BORDER-BOTTOM: 5px solid; BORDER-LEFT: 5px solid; BORDER-TOP: 5px solid; BORDER-RIGHT: 5px solid" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Image1" class="resim" title="Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun" src="http://www.blogger.com/Public/contents/images/463.jpeg" /&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_LinkButton5"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş Zaman Gazetesi’nde yer alan yazısında mutlu olmak için asıl olması gerekenin, Allah ile olan arkadaşlığın artırılması olduğunu söyledi. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir diyen Psikiyatrist İsmail Yavaş aksi takdirde malla, mülkle, evle, arabayla, çocukla, eşle, aşkla, iktidarla, mevkiyle mutluluğu bulacağını zannedenlerin yanıldıklarını ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Mutluluk Allah'ı bilmek, tanımak, sevmek, her anını O'nunla yaşamakla elde edilebilir. Eğer O'na (cc) olan sevgi ve ilginin artmasıyla huzur ve mutluluk bulunacaksa bunun elde edilmesi için gereken aşamaları bilmek önemlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş mutluluk yolunun başlangıcında üç aşama olduğunu söylüyor ve bu aşamaları şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. İnsanın bedeninden gelen kötü istek ve arzuları yenme aşaması&lt;/strong&gt;: Bunun için yapılması gereken, içten gelen güçlü istek ve arzuların frenlenmesidir. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Bir kelime fazla laftan, bir lokma fazla yemekten, bir yudum fazla içmekten, bir dakika fazla uyumaktan kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş kişinin mutlu olması için gerekli olan ikinci aşamanın insanın kendisini kınama, yaptıklarından dolayı pişmanlık duyma, kendini hesaba çekme ve kötü özelliklerinden kurtulma aşaması:&lt;/strong&gt; Agrasif ve saldırgan his ve davranışlardan uzaklaşılmalıdır. Bunlar yerinde ve doğru işlerde kullanılırsa sorun olmaz. Burada niyet ve kontrolün ruhta olması önemlidir. Yoksa bu his ve davranışların kontrolden çıkması, irademizin bunlara esir olması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Mutluluk yolunda üçüncü aşamayı Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kötülüklerden arınma aşaması” olarak ifade ediyor:&lt;/strong&gt; Kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ucub, kıskançlık, çekememe, kin gütme gibi bedeni ve kalbi problemlerden temizlenmelidir. Ve şöyle özetliyor mutluluğun yolunu Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kısacası kendini tanıyan, Rabb'ini tanır.” &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="BORDER-BOTTOM-COLOR: #f3f3f3; PADDING-BOTTOM: 5px; BORDER-RIGHT-STYLE: none; BACKGROUND-COLOR: #f2ece2; BORDER-TOP-COLOR: #f5f0e8; PADDING-LEFT: 5px; PADDING-RIGHT: 5px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; BORDER-TOP-WIDTH: 1px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 1px; COLOR: sienna; BORDER-RIGHT-COLOR: #efefef; BORDER-LEFT-STYLE: none; BORDER-LEFT-COLOR: #efefef; FONT-WEIGHT: bold; PADDING-TOP: 5px" colspan="2" align="left"&gt;&lt;a id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Label2" class="baslik" href="http://www.blogger.com/Icerik.aspx?id=463"&gt;Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 5px; PADDING-LEFT: 5px; BACKGROUND-POSITION-X: right; PADDING-RIGHT: 10px; BACKGROUND-REPEAT: repeat-x; HEIGHT: 1px; COLOR: #555555; FONT-WEIGHT: 200; PADDING-TOP: 10px" valign="top" align="left"&gt;&lt;table id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_divvideo" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="PADDING-BOTTOM: 20px; PADDING-RIGHT: 20px"&gt;&lt;img style="BORDER-BOTTOM: 5px solid; BORDER-LEFT: 5px solid; BORDER-TOP: 5px solid; BORDER-RIGHT: 5px solid" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_Image1" class="resim" title="Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun" src="http://www.blogger.com/Public/contents/images/463.jpeg" /&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_MainGrid_ctl02_DataGrid1_ctl02_LinkButton5"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş Zaman Gazetesi’nde yer alan yazısında mutlu olmak için asıl olması gerekenin, Allah ile olan arkadaşlığın artırılması olduğunu söyledi. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir diyen Psikiyatrist İsmail Yavaş aksi takdirde malla, mülkle, evle, arabayla, çocukla, eşle, aşkla, iktidarla, mevkiyle mutluluğu bulacağını zannedenlerin yanıldıklarını ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Mutluluk Allah'ı bilmek, tanımak, sevmek, her anını O'nunla yaşamakla elde edilebilir. Eğer O'na (cc) olan sevgi ve ilginin artmasıyla huzur ve mutluluk bulunacaksa bunun elde edilmesi için gereken aşamaları bilmek önemlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş mutluluk yolunun başlangıcında üç aşama olduğunu söylüyor ve bu aşamaları şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. İnsanın bedeninden gelen kötü istek ve arzuları yenme aşaması&lt;/strong&gt;: Bunun için yapılması gereken, içten gelen güçlü istek ve arzuların frenlenmesidir. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Bir kelime fazla laftan, bir lokma fazla yemekten, bir yudum fazla içmekten, bir dakika fazla uyumaktan kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Psikiyatrist İsmail Yavaş kişinin mutlu olması için gerekli olan ikinci aşamanın insanın kendisini kınama, yaptıklarından dolayı pişmanlık duyma, kendini hesaba çekme ve kötü özelliklerinden kurtulma aşaması:&lt;/strong&gt; Agrasif ve saldırgan his ve davranışlardan uzaklaşılmalıdır. Bunlar yerinde ve doğru işlerde kullanılırsa sorun olmaz. Burada niyet ve kontrolün ruhta olması önemlidir. Yoksa bu his ve davranışların kontrolden çıkması, irademizin bunlara esir olması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Mutluluk yolunda üçüncü aşamayı Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kötülüklerden arınma aşaması” olarak ifade ediyor:&lt;/strong&gt; Kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ucub, kıskançlık, çekememe, kin gütme gibi bedeni ve kalbi problemlerden temizlenmelidir. Ve şöyle özetliyor mutluluğun yolunu Psikiyatrist İsmail Yavaş “Kısacası kendini tanıyan, Rabb'ini tanır.” &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2656726675663230156?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2656726675663230156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2656726675663230156&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2656726675663230156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2656726675663230156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/allah-ile-arkadaslgnz-artrarak-mutlu.html' title='Allah İle Arkadaşlığınızı Artırarak Mutlu Olun'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2953242186574137562</id><published>2011-02-06T14:35:00.003+02:00</published><updated>2011-02-06T14:39:03.737+02:00</updated><title type='text'>Boşanmalar neden artıyor?</title><content type='html'>&lt;div class="img-container"&gt;&lt;a href="http://www.haberpan.com/haber/bosanmalar-neden-artiyor"&gt;http://www.haberpan.com/haber/bosanmalar-neden-artiyor&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt;&lt;img title="Çocuk Psikiyatristi İsmail Yavaş, son yıllarda artan boşanma ve şiddet olaylarının altında aceleciliğin yattığını söyledi." alt="Boşanmalar neden artıyor?" src="http://haberpan.net/haber/10/12/30/daeb/bosanmalar-neden-artiyor.jpg" width="300" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="img-container"&gt;&lt;strong&gt;&lt;i&gt;Çocuk Psikiyatristi İsmail Yavaş, son yıllarda artan boşanma ve şiddet olaylarının altında aceleciliğin yattığını söyledi.&lt;/i&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#222222;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;Acele etmenin insana hata yaptırdığını belirten Yavaş, her evlilikte zor günlerin, hattâ yılların yaşanabileceğini, her şeyi zamana yaymak gerektiğini ifade etti: "Yuvanın yıkılmasında acele etmek, zamanı sıfırla çarpmaktır. Sıfır, matematikte yutan elemandır. Hangi sayıyı sıfırla çarparsanız çarpın, sonuç sıfır olur. Oysa hakiki insan, düşünmeli ve istişare ederek hareket etmelidir. Mefistonun (şeytan) oyununa gelmemelidir." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acele eden insanın ön ve arkasının duvarla örülmüş gibi olduğunu anlatan Psikiyatrist Yavaş, böyle kişilerin hiçbir şeyi göremeyeceğini ve sadece kendisini dinleyeceğini söyledi. Aceleci insanların, zihnini kullanmak yerine kendini zihnine kullandırdığını anlatan İsmail Yavaş, "Bunlar, dümeni kopmuş gemi gibidir. Dalgalar ve fırtına nereye sürüklerse, kontrolsüzce oraya gider. Mefistoyla arkadaş, egosunun izinde yanlış yapmaya meyilli ve tehlikeli bir gidiş içindedirler." şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;Acele etmenin insanı yanılttığını, bu sebeple acelecilikle mücadele gerektiğini vurgulayan Çocuk Psikiyatristi Yavaş, bunun için çeşitli öneriler sıraladı: "Tartışma ortamlarından uzak durmak, çok sinirliyken ortam değiştirmek. Çözümsüzlüğe inanmamak ve çözüm taraftarı olmak. Mutlaka istişare etmek ve kendine uymasa bile topluluk kararına değer vermek. Akla güvenmemek. İnsanı mahvedenin, doğru zannedilen yanlışlar olduğunu bilmek. Egoist olmamak, en büyük düşmanın kendi nefsi olduğunu unutmamak. Kararları birçok defa gözden geçirmek, yanlışları fark edince dönmesini bilmek. Aleyhte bile olsa doğrudan yana olmak, doğru zannettiğimiz bazı şeylere kör olabileceğimizi bilmek. Kendine çok güvenmemek. Öfkeye hakim olmak ve yutmak. İç savaşı kazanmak ve Allah'a inanmak."&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2953242186574137562?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2953242186574137562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2953242186574137562&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2953242186574137562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2953242186574137562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/bosanmalar-neden-artyor.html' title='Boşanmalar neden artıyor?'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4545135471591708513</id><published>2011-02-06T14:31:00.003+02:00</published><updated>2011-02-06T14:33:29.709+02:00</updated><title type='text'>AĞIZ NEREYE SEFER ORAYA</title><content type='html'>&lt;span class="tubip_urun_ozellik"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://www.izmirde.biz/?&amp;amp;Syf=1&amp;amp;Id=67435"&gt;http://www.izmirde.biz/?&amp;amp;Syf=1&amp;amp;Id=67435&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img style="VERTICAL-ALIGN: middle" title="AİLE İÇİ SAYGI" alt=" " src="http://www.izmirde.biz/FileUpload/ds31586/File/aile_ici_saygi.jpg" width="300" height="300" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı atasözlerimiz ya da özdeyişlerimiz var. Sarf edilen sözlerin ve ortaya konan fiillerin dikkat edilmesine dair. Bunlardan bir kaçı şöyledir: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Sözlerine dikkat et, davranışın olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Davranışlarına dikkat et, karakterin olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karakterine dikkat et, kaderin olur.” gibi ya da, &lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ağız nereye, sefer oraya.” veya &lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kırk defa bir şey söylersen o olur.” &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aile içi saygı her şeyden önemlidir. Bu gerek eşler arasında olsun, gerekse ebeveyn ve çocuklar arasında olsun ya da çocuklar kendi aralarında olsun saygı önemlidir. Fark edilmeden veya kontrol edilmeden söylenen yanlış sözler ve yapılan olumsuz davranışlar zamanla birikir ve saygısızlık hal halini alır. Artık saygısızlık karakterin, kişiliğin olur. İlişkilerde var olan temel saygı, sevgi öğeleri asla yıkılmamalıdır. Bazı yaşanmaması gereken, söylenmemesi gereken sınırlara hiç girilmemelidir, hiç tecavüz edilmemelidir. Bazı sözler hiç söylenmese, bazı davranışlar hiç yaşanmasa ne güzeldir. Ama olmuyor. Yaşamda hatalar yapılageliyor. Üç günlük dünyaya ne çok hata sığdırıyoruz. Ah, ah, ahhh, ah. Telafisi çok zor olan hatalar bizim bir acımız olarak hafızalarımızda yer alıyor. Geçmişe de dönülemiyor. Hepimiz keşke bunu yaşamasaydım dediğimiz nice olayları yaşamışızdır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gün muayeneye bir anne baba geldi. “Kızımız çok yüksek dozlu alkol içiyor dediler.” devam ettiler. “Arkadaşları kötü, varoş mahallesinde oturuyoruz. Çok kötü şeyler yaşadık. Anneye karşı geliyor. Anneye sen beni yönlendiremezsin diyor. Anneyi dövüyor. Elinde ne varsa fırlatıyor, atıyor. Laf ve sözleriyle aileyi krize sokuyor, evin içi ateş çemberine dönüyor. Alkolu hapla beraber alıyormuş. Hapı okulda beş liraya satıyorlarmış. Okulda da sorunları var. Söz geçiremiyorlar.” Anne, “yıllardan beri çekiyorum, katlanmak zorunda kalıyorum.” dedi. Anne üvey babayla evlendikten sonra olaylar daha da artmış. Öz anne öz baba yedi sene evvel boşanmışlar. Anne dört yıl önce üvey babayla evlenmiş. “Kızımız hiçbir şeyden memnun olmuyor. Sürekli bir memnuniyetsizlik var. Sorumsuz yaşıyor. İşe giriyor. İşte çalışmıyor. Çalışmak ta istemiyor.” Anne merak ediyor: “Okulda nasıl uyuşturucu satarlar. Çocuklar 5 TL’ ye uyuşturucu satıyor.” Anne de antidepresan kullanıyor. Üvey babanın birinci eşinden de iki çocuğu var. Üvey babanın kendi çocuklarıyla ilgilenmesini kıskanıyor. Öz babayla çok beraber olamıyor. Kız annesini de dövüyor. Kızla konuştuğumda “annem benim istediğimi yapmadıkça hayatta dediğimden dönmem.” diyordu. Kızımız devamsızlıktan da sınıfta kalmıştı. Şikayetler böyle devam edip gidiyordu. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img title="AİLE İÇİ ŞİDDET" alt=" " src="http://www.izmirde.biz/FileUpload/ds31586/File/aile_ici_siddet.jpg" width="470" height="336" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklarımız nasıl oluyor da bize ait değerlerimize bu kadar düşman hale gelebiliyor ? Neden evlatlarımızı atalarımız, cedlerimiz gibi büyüye saygılı, herkese, her şeye sevgili yetiştiremiyoruz ? Ne yazık ki çocuklarımız ve biz, günümüzdeki olumsuz görsel, işitsel ve moda akımların etkisindeyiz. Kötü örnekler, olumsuz çevre her yanımızı kaplamış durumda. Bu kadar kötülükten, az da olsa etkilenmemek mümkün değil. Şimdi yukarıdaki örnekteki kızımız bu hale gelinceye kadar çevresinden neler duydu bir dinleyelim: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ben senin yerinde olsam bir dakka durmam o evde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu yaşta anneni babanı mı dinleyeceksin canım ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Sen gezmene eğlenme bak, dünyaya bir kere geliniyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Annen baban sana bu yaşta karışamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu yaşları bir daha yaşayacak mısın ki canım ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Off. Yeter ben büyüdüm artık, benim de bir hayatım var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bunalıyorum, sıkılıyorum bu evde yaaa. Offff…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Baba ne yapıyorsun ? Herkese rezil oluyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Medeni ol canım. Sen artık büyüdün; bir kadehten ne çıkar ki ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Al bir nefes. Bir nefesten ne çıkar canım ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Hadi bugün okulu asalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu devirde erkek arkadaşsız olur mu hiç ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bak şu çocuk ne kadar yakışıklı değil mi ? Geçen filancadan ayrıldı. Şimdi boşta.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Doğum günü için pastanedeki partiyi kaçırmayalım. Sen de gelsene. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;O kadar çok olumsuz ve yanlış akım ve davranış, söz kaplamış ki her yanı. Doğrular yanlış, yanlışlar doğru olmuş. Ayırt etmesi bile çok zor hale gelmiş. Yukarıdaki kızımız gibi anne babayı dinlemeyen, evden kaçan, çok özgürlük deyip yanlışlıklara batan, karşı gelen, söz dinlemeyen genç kızların anne babalarına uygulayabilecekleri birkaç öneri: &lt;/p&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Anneler, kendilerine karşı gelen davranış bozukluğu olan genç kızlarını hiç yalnız bırakmamalıdırlar. Öyle ki tuvalete bile beraber gitmemelidirler. &lt;li&gt;Anne kızı ile arkadaş gibi olmalı, ilişkilerini güzelleştirmelidir. &lt;li&gt;Anne babanın arası iyileşmelidir: Aile içi ilişkiler güzelleştirilmelidir. Ebeveynlerin ev içerisindeki hal ve hareketlerine saygı ve sevgi hakim olmalıdır. Evde kavga gürültü, bağırma, çağırma olmamalıdır. &lt;li&gt;Anne baba bir tutum içerisinde olmalıdır. Görüşler farklı bile olsa farklı bir tutum içerisinde olmamalılar. Çocuğa karşı farklı tutum sergilememeliler. Çocukların yanında ya da yalnızken kavga etmemeliler. Yalnızken yapılan kavgalar alışkanlık haline gelir. Bu sefer çocukların yanında da kendilerine hakim olamazlar. Anne babalar güzel huylu, yumuşak sözlü olunmalılar. Buna sadece aile içinde değil, toplumca ihtiyacımız vardır. &lt;li&gt;Bu gençler tedavi edici ilaçları doktor gözetiminde kullanmalıdır. &lt;li&gt;Her istedikleri bir emir gibi yerine getirilmemelidir. Bu gençlerin her istedikleri yapılmamalıdır. Tamamen özgür bırakılmamalıdırlar Gerekirse savaşmaktan çekinilmemelidir. Tabii ki anne babadaki bu davranış değişikliğine çocukların cevabı başta sert olacaktır. Ancak zamanla anne baba ellerinde çok güçleri olduğunu fark edeceklerdir. Çocuk ise asıl olması gereken yerine oturdukça rahatlayacaktır. Çünkü küçük yaşta ipleri eline almak ve yanlış yolda yürümek genci de çok yormuştur. &lt;li&gt;Cep telefonları ve internet kontrol altına alınmalıdır. Kıyamet bile kopacak olsa gerekiyorsa elinden alınmalıdır. Bu otoriterin kimde olduğunu da göstermesi açısından da önemlidir. Merak etmeyin telefon şirketleri interneti 18 yaşın altında kimseye bağlatma izni vermiyor. Ayrıca çocuklar para da kazanamıyor. Davul sizin sırtınızda, tokmak çocukların elinde olmamalıdır. &lt;li&gt;Baba sorumluluk sahibi olmalıdır. Baba ve anne alkol, sigarayı bırakmalıdır. Annenin yanında baba da ailesiyle ilgilenmelidir. &lt;li&gt;Ailede bedensel ihtiyaçlar değil, ruhsal ihtiyaçlar karşılanmalıdır. &lt;li&gt;Bu genç kızlar depresyonda olabilirler. İlaç ve psikolojik tedavi çok faydalı olabilir. Ancak doğru psikiyatriste, psikoloğa gidilmelidir. Yanlış doktor hastayı iyi etmemekle kalmaz, iyileşme potansiyelini de yok eder. &lt;li&gt;Bu çocuklara gelecek gösterilmelidir. “Artık okul bitti, her şeyi kaybettin değil; örgün okuma hakkını kaybettiysen açık öğretim var, çıraklık merkezleri var. Önemli olan 10’ lu yaşlarda bir meslek edinmendir. Açık liseden sonra üniversiteye de gidebilirsin.” denebilir ve çocukların kaybettiklerini tekrar kazanabilecekleri ümidi uyandırılmalıdır. &lt;li&gt;İyi arkadaşlarla dost olması sağlanmalı. Kötü arkadaşlarla irtibatları kesilmelidir. Mahallemizde hal ve davranışlarında iyiliğiyle bilinen, tanınan abla ve ağabeylerden yardım alınabilinir. Onlardan emin olduklarımızla görüşme ortamları sağlanabilir. &lt;li&gt;Seyrettikleri olumsuz televizyon programlarından uzaklaştırılmalıdır. Çocukların ilgi ve alakaları taktiksel bir şekilde iyi programları izlemeye çevrilemelidir. &lt;li&gt;Çok harçlık, para verilmemelidir. &lt;li&gt;Okul hayatına devamı sağlanmalıdır. Olumsuz faktörler okul ve çevresinden geliyorsa okul değişikliğine gidilmelidir. &lt;li&gt;Töresel ve manevi değerlere yakınlaşması sağlanmalıdır. Başımıza ne geldiyse bize ait öz değerlerimizden, kendimize ait örf ve adetlerden uzaklaştığımız için geldi zaten.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img style="VERTICAL-ALIGN: middle" title="Çocuk Psikiyatristi  İsmail Yavaş İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Pirene Psikiyatri Dal Merkezi" alt=" " src="http://www.izmirde.biz/FileUpload/ds31586/File/cocuk_psikiyatristi__ismail_yavas_izmir_tepecik_egitim_ve_arastirma_hastanesi_ve_pirene_psikiyatri_dal_merkezi.jpg" width="220" height="165" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;İsmail Yavaş&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;Çocuk Psikiyatristi&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center"&gt;Pirene Psikiyatri Dal Merkezi&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4545135471591708513?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4545135471591708513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4545135471591708513&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4545135471591708513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4545135471591708513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/agiz-nereye-sefer-oraya.html' title='AĞIZ NEREYE SEFER ORAYA'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2946966294958039201</id><published>2011-02-06T14:16:00.000+02:00</published><updated>2011-02-06T14:18:54.933+02:00</updated><title type='text'>İnanç ve Gençliğimiz</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/inanc-ve-gencligimiz.html"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/inanc-ve-gencligimiz.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse; hayat, zahiri ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade elemler, hüzünler, kederler verir. Çünkü insanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine olarak hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten alakadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan eğer dalalet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüz’i lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Bilhassa gayri meşru ise bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir. Demek hayvandan yüz derece hayat lezzeti noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i delaletin ve gafletin hayatı, belki vücudu, belki kâinatı: bulunduğu gündür. Bütün geçmiş zaman ve kâinatlar, onun dalaleti noktasında yoktur, ölmüştür. Akıl alakadarlığı ile ona zulmetler karanlıklar veriyor. Gelecek zamanlar ise, itikatsızlığı cihetiyle yine yoktur. Ve yoklukla hâsıl olan ebedi firaklar, mütemadiyen onun fikir yoluyla hayatına zulmetler veriyorlar. Eğer iman hayata hayat olsa; o vakit hem geçmiş, hem gelecek zamanlar imanın nuruyla ışıklanır ve vücut bulur. Hazır zaman gibi ruh ve kalbine iman noktasında ulvi ve manevi zevkleri ve vücut nurlan veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte hayat böyledir. Hayatin lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı imanla hayatlandırınız ve farzlarla zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elhasıl: Gençlik gidecek. Sefahatte gitmiş ise, hem dünyada, hem ahirette binler bela ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle su-i istimal ile israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalet hanelere ve manevi elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz; hastanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastanelerin ekseriyetle lisan-ı halinden, gençlik saikası ile israfât ve su-i istimalden gelen inleyişler, eyvahlar işittiğiniz gibi; hapishanelerden dahi, ekseriyetle gençliğin taşkınlık sikasıyle gayr-i meşru dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Kabristanda ve mütemadiyen oraya girenler için kapıların açılıp kapanan o berzah âleminde ekser azaplar, gençlik su-i istimalinin neticesi olduğunu bileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem insanların ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan sorunuz. Elbette mutlak ekseriyetle esefler, hasretler ile “Eyvah gençliğimizi boşu boşuna, belki zararlı zayi ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız” diyecekler. Çünkü beş-on senelik gençliğin gayr-i meşru zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azap ve zarar ve ahirette cehennem ve sakat belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde “Zarara razı olana bakılmaz” sırrıyla hiç acınmaya müstahak olamaz. Çünkü zarara rızası ile girene merhamet edilmez ve layık değildir. Cenab-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2946966294958039201?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2946966294958039201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2946966294958039201&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2946966294958039201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2946966294958039201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/inanc-ve-gencligimiz.html' title='İnanç ve Gençliğimiz'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3383293953354538176</id><published>2011-02-06T14:15:00.002+02:00</published><updated>2011-02-06T14:16:00.541+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;KIZ ÇOCUKLARIYLA ALÂKALI KÜÇÜK BİR MÜTÂLAA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar arzetdiğimiz bütün ölçü, kıstas ve tavsiyeler, kız çocukları için de aynen geçerlidir. Zaten, bir hakikatin iki yüzünden ibaret bulunan kadın ve erkeği, birbirinden ayrı mütâlaa etmeye de imkân yoktur. Vâkıa kadın-erkek arasında bir kısım farklı durumlar vardır; ama bu, katiyyen terbiye ile alâkalı değildir. Aradaki fark, tamamen fıtrat ve istidatların hedef alacağı saha ile alâkalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâmâfih, böyle ayrı yaratılışda olan bu iki varlığın, onlardaki tabiî durumları nazara alınmayarak, tamamen müşterek mütalâa edilmeleri de bütün bütün hakikatlere ters ve fıtrat kanunlarını bilmeme ma'nasına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi icmâlen arzetdiğimiz bu hususu biraz daha aydınlatmağa çalışalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyede, kız çocuklarıyla erkek çocuklar arasında esaslı bir fark mevcut değildir. Ancak erkek çocuklar, terbiye döneminde, ilerdeki bir kısım ağır mükellefiyetlere göre yetişdirilmeleri lâzım geldiği gibi, kız çocukları da, ilerde yüklenecekleri vazifeleri itibariyle, birer terbiyeci ve hane siyasetine vâkıf birer mürşide olarak yetiştirilmeleri zaruridir. Aslında, fıtratlarındaki incelik, sinelerindeki şefkat de, bunun böyle olması lâzım geldiğini te'yid etmektedir. Onları, altından kalkamayacakları ağır, bedenî işlere zorlamak bir hoyratlık, yuvadan ve çocuklardan ayırmak da bir zulüm ve gadirdir. Onlara, erkeklerine ve yavrulara bir zulüm ve gadir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaradılış itibariyle, herbirisi değişik bir sahada mümtaz sayılan kadın ve erkeğin pekçok müşterek yanları bulunmasına rağmen, hikmet elinin araya koyduğu ayırıcı bir çizgiyle de, bütün bütün birbirlerinden ayrı sayılırlar. Ama bu ayrılık, zâid ve nâkıs (artı-eksi) gibi birbirini tamamlayan bir ayrılıkdır. Ne var kî, yine de bir ayrılık söz konusudur. Böyle bir ayrılığı görmemezlikden gelmek, müşâhedeyi inkar ve gerçekle zıdlaşma manasına gelir. Rica ederim, her aytn belli günlerinde kadınlığa has bir ârızanın baskısı altına giren, bazan aylarca sırtında ikinci bir varlığın mesuliyetlerini taşıyan ve uzun lohusalık döneminde kendi İşlerini bile göremeyen kadını, erkekle müşterek mütâlaa etmeye imkân var mıdır? Böyle bir iddiada bulunmak, bir kısım "müstağriblerin" &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) &lt;/span&gt;her zamanki tuhaflıklarının gereği sayılarak mazur görülse bile, topyekün kadınlık âlemi için mutlak bir zulüm ve insafsızlık değil midir? Bilmem ki bu müstağribler, bütün kadınları erkek olmaya zorlamada ne umarlar!. Böyle bir davranış kadınlık âlemini hor görmekden kaynaklanıyorsa, doğrusu bu çok iğrenç bir düşünce ve bu düşünceye kapılan kadınlar da aşağılık duygusuna itilmiş bir kısım zavallılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki kadını olduğu gibi, erkeği de; olduğu gibi kabul etmede, fıtrat kanunlarına karşı saygı ve insanın her iki nevine, karşı da bir hürmet ifadesi vardır. Aksine, kadının erkeğe erkeğin de kadına özendirilmesinde, fıtrat kanunlarıyla çatışma ve insanlığın dejenerasyonu bahis-mevzuudur. Böyle bir durumun doğuracağı kötü neticeler ise bütün bütün tüyler ürperticidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, kadınlığa has ruh ve karakteri, erkek de erkekliğe has ruh ve karakteri korudukları sürece mukaddes, verimli, yuva ve toplumları için de faydalı olurlar. Kendilerine has evsafı kaybedip fıtrat değişikliğine uğradıkları zaman ise, hem yuvalarına hem de toplumlarına zararlı birer unsur haline gelirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna binâen, kız çocuklarının terbiyesinde, kadınlık karakterinin korunmasına bilhassa dikkat edilmeli ve onların birer kadın-efendi olarak yetişmelerine gayret gösterilmelidir. Kaldı ki, onların kendilerine has işleri, erkeğin cihadına denk tutulmuştur. Serhad boylarında nöbet bekleyen ve harb meydanlarında ölüm-kalım kavgası veren gâzinin oku, mızrağı ne ise, ruhunda İtminana ermiş sâliha bir kadının elindeki iplik bükme âleti de, aynı sayılmıştır insanlığın Efendisi nazarında. Nasıl sayılmaz ki, elinde silah cepheden cepheye koşan o yiğit gâziler, bu yüce kadının İman ve ümit dolu İkliminde varlığa ermiş, onun coşturucu türküleriyle hayatı hakîr görme ve ölümü gülerek karşılama irfanına yükselmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, iyi nesiller, iyi yetişdirilmiş annelerin eseri; kötü nesiller de insanlığını idrâk edememiş, ihmâle uğramış, fıtrat değişikliği ile hırpalanıp durmuş, kadın kılığındaki bir kısım tâlihsiz hilkat garîbelerinin eseridir. Bizim semavî olan terbiye anlayışımız, mükemmel nesillerin yetişmesinde kadını kadınlığı, erkeği de erkekliği içinde ele almayı zarûrî ve fıtratın gereği görür. Bu anlayışda erkek; imanlı, yürekli, dayanıklı ve sürekli mücadelelere hazır bir bahadır; kadın ise oldukça bundan farklı; İnançlı, ince, narin; erkeğin desteği ve moral kaynağı, çocuklarının mürşid ve terbiyecisi ayrı bir kahramandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber, erkek, her zaman ev işlerinde hanımına yardımcı olabileceği gibi, kadın da —iş başa düşünce — her işi görmeye ve hatta cepheye gitmeye âmâde bulunmakdadır. Ne var ki, böyle bir durumda birine göre asil vazife sayılan şey, diğerine göre tâlî bir hizmetdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızların terbiyesinde dikkat edilecek diğer bir husus da, onların, tavırları, davranışları, kılık ve kıyâfetleriyle erkeklerden farklı olarak yetiştirilmeleri keyfiyetidir. Erkeğin kadına aid kılık ve kıyafeti; kadına has hareket ve davranışlarda bulunması nasıl sakîl ve sevimsiz ise, kadının da erkeklere benzeme özentisi içinde bulunması, aynı derecede sevimsiz ve çirkindir. Bu türlü bir duruma müsâmaha edilmesi ise her iki cinsi de yavaş yavaş şahsiyet ve benliklerinden uzaklaşdırarak kadın-erkek arası üçüncü bir cins haline getirir. Böyle bir durum ise, hem erkek cephesinde hem de kadın cephesinde önlenemeyecek şekilde kokuşmalara yol açacakdır. Bu tehlikeli neticeden ötürüdür ki; kadının erkeğe, erkeğin de kadına benzeme gayreti içinde bulunanları lânetlenmişdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsânî mevhîbelerin &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(2) &lt;/span&gt;korunması. Çeşitli su-i istimallerin önlenmesi ve sık sık toptum içinde kendini hissetdiren bir kısım komplikasyonlara meydan verilmemesi için böyle lanetle tahşidât &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(3) &lt;/span&gt;ne kadar mânidardır! Keşke insanımız idrâk edebilseydi!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak diyebiliriz ki, terbiyede; kadın-erkek farklılığı diye birşey mevcud olmamakla beraber, cinslerin korunması, kadının kadın erkeğin de erkek olarak yetiştirilmesi için, daha ilk günlerde, yani çocuğun çevresiyle münâsebete geçtiği dönemde, erkek çocukların daha çok babalarının atmosferi içinde, kız çocukların da annelerinin sıcak hariminde bulundurulmasına ihtimam gösterilmelidir. Böyle bir tedbir, kadının kadınlığa aid hususları kazanarak yetişmesine, erkeğin de erkekliğe aid evsâfı benliğine mal ederek gelişmesine yardımcı olacakdır. Vâkıa, böyle bir gayret ve tedbirden her çocuğun aynı nisbetde faydalanması düşünülemeyeceği gibi, her anne ve babanın da kendilerine sığınan yavruları hakkında aynı ölçüde faydalı olacakları iddia edilemez. Her mürşid ve mürebbî, ancak istidâdı ve yetişmişliği nisbetinde faydalı olabilir. Her terbiye gören de kabiliyet ve ruhî mevhîbelerine göre istifâde edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlığa aid mütâlâmızı müstakil bir kitapçılıkla arz etmeyi düşündüğümüz için bahsi kapamak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Müstağrib: Batı hayranı.&lt;br /&gt;(2) Mevhîbe : İlâhî ihsan ve hediye.&lt;br /&gt;(3) Tahşidât : Yığınaklar; konuşarak fazla üzerinde durma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3383293953354538176?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3383293953354538176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3383293953354538176&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3383293953354538176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3383293953354538176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_6768.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7085482294363728677</id><published>2011-02-06T14:15:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T14:15:25.943+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cinsiyet Mevzuu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyede ehemmiyetle üzerinde durulması gerekli bir husus da, çocuğa kazandırılan şeylerin korunmasıdır. Yıllarca binbir ihtimamla onun ruhuna mal edilen şeyler, hayatın her dönemecinde ve bilhassa cismâniyetini idrak ettiği dönemde titizlikle kontrol edilmezse hebâ olup gidebilir. Çocuğun mekteb hayatı, sokakla İlk teması ve kendini ilk idrak ettiği devre, bu tehlikeli dönemeçlerin başında gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun sokakla ilk temasa geçtiği devreye, daha önceki bahislerde dikkati çekmişdik. Mekteble olan alâkasını, ilerde müstakil bir bahisde tahlil etmeyi düşünüyoruz. Burada onu sadece cismâniyeti noktasından ele almak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu bu devre muallimler içinde, ana-baba içinde en problemli ve en endişe verici devredir. Bu dönemde çocuklar müsbetle doyurulup meşru çizgide tatmin edilmezlerse, elden çıkmaları mukadder, yuvaya ve ölçülerimize yeniden dönmeleri de oldukça müşküldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, o, benliğindeki cebrî yenilenmeye karşı kalbiyle ruhuyla ele alınıp, iç âlemi iyi şeylerle donatılmaz ve hayalini saran fücûr &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) &lt;/span&gt;fırtınalarına karşı çevresinde faziletden bir çeper yapılmazsa, gidip bir çamur içine ârâm olması &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(2) &lt;/span&gt;muhakkakdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun bu devresini bilmeyen veli ve muallimler, hergün nefsin değişik bir emriyle karşılarına dikilen çocuklarını sadece şikayet ederler. "Efendim, bunlar hırsızlık yapıyor, yalan söylüyor, kadınlara sarkıntılıkda bulunuyor, hatta ana-baba ve öğretmenlerine karşı geliyor..." Oysa ki yapılacak şey, onu meşru dairedeki zevk ve lezzetlerle tatmin edip, içinde bin elem ve ızdırabın bulunduğu gayrı meşru &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(3) &lt;/span&gt;dairedeki keyflerle, kalbin kirlenmesine ve ruhun örselenmesine meydan vermemekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun, eğlence ve sporla alâkalı bölümde, gençlerin vücudlarındaki enerji fazlalığını atarak boşalmalarının ehemmiyeti üzerinde durmuşduk ve etrafında bir hayli tahşidat yapmışdık. O önemli mevzuyu oraya havale ederek burada sadece serlevha yapdığımız cinsiyet üzerinde durmak istiyoruz. "Cinsiyet noktası" derken daha ziyade, ferdin arzuları ve iştihalarıyle kendi kendini bulması ve bilhassa şehevr hislerinin baskısı altına girmiş olmasını kasdediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı istisnai durumlar olsa bile, cinsf arzuların ağırlığı buluğ çağıyla başlar ve gün geçdikçe derinleşir, buudlaşır ve ferdin müstakim hareketlerinde titreşimler meydana getirir. Fevkalade fıtratlar dışında bu durum herkes için hemen hemen aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk bu devrede, yüce ideallerle kanatlanmış, hergün değişik bir iklime ruhunun ilhamlarını götürüp resmetmekle meşgul değilse; kalbi tamamen öbür âlemlerle alâkalı ve ruhu semalar ötesi ses ve soluklarla rezonans olamamışsa; milletini kucaklayıp dünyada cennetlere, âhiretde sonsuz nimetlere ulaştırma iştiyak ve neşvesiyle dolmamışsa kendi beşerî isteklerinin baskısı altına girmemiş olması düşünülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, erkeğin erkekliğini, kadının kadınlığını hissettiği andan itibaren gençlerin evlendirilmeleri en tabii bir yol ve mecburî istikametdir. Elverir ki, taraflarda veya ikisinden birinde cinnet ve sâri illetler gibi evliliğe mâni bir ârıza bulunmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, şartlarını haiz ve evlenmeye mani bir durumu olmayanlar için, gözü haramdan, kalbi yaralanmadan ve hayali fıska &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(4) &lt;/span&gt;girmeden korumanın en makul yolu izdivaçdır. İzdivaç, ana-babanın çocuğa karşı yapmakla mükellef oldukları bir vazife, çocuğun da kendini derleyip toparlayacağı ve o sayede bir kısım arzularını zabt-u rabt altına alabileceği emniyetli bir yön değiştirmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-baba, mürşid ve terbiyecilerin, bu dönemde çocuk üzerindeki tecessüsleri çok mühimdir. Bir tomurcuk gibi yaprak yaprak çocuğun açılıp saçıldığı bu devrede onun durumunu iyi sezer, tesbit eder ve vaktinde mualecede bulunursa, zuhuru muhakkak bir kısım marazî ruh haletlerini ve depresyonlarını Önceden engellemiş olurlar. Aslında böyle bir sezme ve tesbit yapılamamış ise, endişe verici bir kısım hususların meydana gelmesi kaçınılmaz olur. Kaldı ki zâhidâne &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(5) &lt;/span&gt;düşünceler içinde dahi olsa "tebettül" yani izdivaç ve aile hayatından kasdi olarak uzaklaşma asla tecviz edilmemişdir. Evet, niyyetler ulvî dahi olsa, gayri tabîi yollarla beşeri istekleri önlemeye çalışmak, fıtratla çatışma ve ilahî hikmete aykırıdır. Heie bu mücerred kalışın zayıf karakterlerdeki su-i istimallere sebebiyet vermesi, çok şeylere yol açması ve kısmî cinnetlere saik bulunması düşünülecek olursa, evlilik; yapıcı, kurtarıcı ve ferdin hayatını düzenleyici en birinci faktörlerden biri olarak karşımıza çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, bazan uygun olmayan bir evlilik de, en az bekarlık kadar zararlı olmaktadır. Bu cümleden olarak erkeğin; kadını, fıtratı dışındaki şeylere zorlaması; kadının da erkeği, hizmetden alıkoyması, çekip eve bağlaması, evle iş yeri arasında gelip giden bîr makina haline getirmesi; ona bol bol fantazi, lüks ve İsraf tekliflerinde bulunması, hatta onu gecelerdeki kulluk neşve ve zevkinden mahrum bırakması.. gibi hususları sıralayabiliriz. Ve bunlar, günümüzün evliliklerinde hiç de azımsanmayacak kadar mebzul &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(6) &lt;/span&gt;bulunmaktadır. Ancak, böyle bir aile dezarmonisini bütün bütün evlilikde aramak da katiyyen doğru değildir. Belki böyle bir aile keşmekeşliğinin arkasında, evvela uygun olmayan evlilikler, sonra da erkeğin kadınlaşması ve kadının da erkekleşmesi gibi faktörlerde aramak daha uygun olacakdır. Asalet, soy-sop, düşünce istikameti ve akîde hesaba katılmadan yapılan nice evlilikler vardır ki, bir trajedi olarak sürer gider; çok defada acı bir dramla sona erer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeğin kadınlaşması, kadının erkekleşmesi ise, asrımızın illetlerinden öyle lanet bir hastalık halini aldı ki, gayrî, kalb ve kafa izdivacına muvaffak olanlardan başkasının bu İlletden kurtulması hemen hemen imkânsız gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa Yüce Yaratıcının koyduğu fıtrat kanunları bunu âmir ve nurlu beyanı da bunu aydınlatıcı oldukdan sonra, artık değişik bir ifadede bulunmak ne kimsenin hakkı, ne de selahiyetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, gençler evlilik çağına geldiklerinde-bahsedilen ârızalarla malul değil iseler-behemehal evlendirilmeli ve böylece haramlardan, su-i İstimallerden korunmalıdırlar. Buna iktidarı olmayanlar ise, hiç olmazsa belli bir süre İçin, yani evlilik imkânlarını elde edecekleri ana kadar, perhiz, gıda-rejimi ve oruç gibi ruhu yücelten ibadetlerle etraflarına birer çeper yaparak kendilerini muhafaza etmeye çalışmalıdırlar. Yoksa, istediği gibi yeme-içme ve gerektiğinden fazla istirahat etmenin yanında bir bekârın İffet ve ruh nezahetinden bahs açmak oldukça zordur. Hele, beşinci kol faaliyetlerinin bir baştan bir başa ülkemizi işgâl ettiği günümüzde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;____________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Fücûr: Günah. Hak yolundan çıkıp isyana düşmek.&lt;br /&gt;(2) Ârâm olmak: Karar kılmak.&lt;br /&gt;(3) Gayrı meşru: Kanunsuz iş.&lt;br /&gt;(4) Fısk: Haddini tecavüz etmek. Allah'a isyan ederek doğru yoldan sapıp çıkmak.&lt;br /&gt;(5) Zâtı id: Dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Muttakî. Zâhidâne; Zahide yakışır surette.&lt;br /&gt;(6) Mebzul: Bol. Ucuz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7085482294363728677?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7085482294363728677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7085482294363728677&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7085482294363728677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7085482294363728677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_8559.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-812986186558700595</id><published>2011-02-06T14:14:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T14:14:48.390+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bütün bunlardan sonra oyun ve oyuncak adına tavsiye edebileceğimiz şeylere dönmek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikatçı ve ruhu inkar etmeyen psikolog ve pedagoglarımızın, terbiyenin bu cephesini samimiyetle ele alacakları güne kadar, oyun ve oyuncak adına sadece şimdilik bildiğimiz şeyleri arzla iktifa edeceğiz. Evvela oyun ve oyuncaklarımız, geleceğin tekniğine âşina kılıcı ve fikren yükseltici mâhiyette olmalıdır. Bu cümleden olarak, -tenkid kapısı açık kalmak, üzere- trenler, tayyareler, vapurlar ve minik robotlar gibi şeyleri tavsiye edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak estetik duygu ve san'at zevkinin geliştirilmesi hedef alınmalıdır. Bu hususta da park ve bahçe düzenlemeleri, duvar kapı ve pencere süslemeleri, kitab kapakları ve benzeri şeyleri zikredebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü olarak da, onlarda İnşâ gücü ve mimarî düşünceyi geliştirici istikametde oyun ve oyuncaklarla uğraşmaları te'min edilmelidir. Bu hususda yine, oyuncak envâından olan minik binaları, konakları, garlar, köprüler ve diğer içtimâî tesisleri söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vâkıa, tavsiye edilen bu husustaki malzemede de, büyük bir kısım itibariyle, yine yabancılaştırıcı imajları karşımıza çıkaracağından mahzurlu görülebilir. Amma neylersin ki; dünden bugüne bütün hayatımızı saran yabancı şeyleri, birden bire söküp atmaya, ne bizim gücümüz yeter ne de toplumumuz buna dayanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun ve oyuncağın bu türlüleri, çocuğun hayatında belli bir süreyi işgal ederler. Herkes için oldukça farklı olan bu süre, hep evde ve bahçede geçirilir. Bu devreden sonra ise çocuk, hem ev ve bahçeden uzaklaşır, hem de daha değişik oyuncaklar istemeye başlar. Bu İtibarla terbiyeci ve rehberler bu devreye ait oyunlara karşı, onlarda arzu uyarmalı ve bu oyunları onlara tavsiye etmelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu oyunları da kaba taslak iki gurubta toplayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;a- &lt;/b&gt;Zeka, estetik duygu ve mimarî düşünceyi hedef alan oyunlar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;b- &lt;/b&gt;Bedeni geliştirmekle alâkalı, fizikî hareketlerden ibaret olan oyunlar. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci şıkkın misalleri oyun ve oyuncaklar bölümünde geçti. Yalnız bu bahiste, düşündürücü şeylerin okutulmasını sözü edilen hususlarda tedkiklerin yapılmasını, kumar ve şans oyunlarının dışında kalan ve muhakemeye dayanan bir kısım oyunların öğretilmesi mevzuundaki tavsiyelerimizi ilave edebiliriz. İkinci şık için ise, yarış, koşu, yüzücülük, binicilik, atıcılık, güreş; hatta judo, tekwando, karate ve eskrim gibi şeyleri sayabiliriz. Bunlardan yarış, koşu, yüzücülük, binicilik ve atıcılık Öteden beri en kuvvetli ve salahiyetli ağızlarla tavsiye edilegelmiş ve desteklenmiş sporlarımızdandır. Diğer spor dalları da, günümüzün şartları muvâcehesinde her zaman bunlara ilave edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu spor dallarından herbiri, hem geliştirici hem de geleceğe hazırlayıcı olması itibariyle tavsiye edilmeli ve desteklenmelidirler. Hatta imkân elverdiği nisbette hiçbiri aksatılmadan hepsine aynı ölçüde ehemmiyet verilmelidir. Zira zikredilen spor dallan ve emsali meşru çizgide cereyan eden diğer oyunların hemen hemen hepsi, çocukluk döneminde bir gelişme ve eğlence vesilesi, delikanlılık devresinde, gelişmenin devamı ve boşalma; yaşlılıkda ataletin tevlid edeceği hastalıklara karşı bir müdafaa ve korunmaya vesile olması bakımından hakikaten, hayâtı" önem taşımaktadırlar. Evet, oyun oynayan çocuklar gelişkin, sıhhatli ve açık; spor yapan delikanlılar, gürbüz, mevzun, dengeli ve mülayim; hareket eden yaşlılar, sıhhatli, zinde ve yumuşak olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun çeşitlerinden atıcılık, binicilik, yüzücülük, koşuculuk; nesilleri, ilerideki mücâdeleye hazırlaması itibariyle ihlas ve samimi bir niyet sayesinde ibadet sayılacağından, diğer sporlara nisbeten daha ehemmiyetlidirler. Evet, atıcılık bu cemaatın eğlencelerinin en hayırlısı, yüzücülük ve binicilik de ısrarla bu topluma tavsiye edilen hususlardandır. Nasıl olmasın ki, karada, havada, denizde, sürücü, sevkedici ve uçucuya sahip olmayan devletler vatan ve mîlletlerinin, varlık ve bekâsı adına en mühim bir unsuru kaybetmiş sayılırlar. Bunlara sahip olanlar ise, milletlerinin geleceğini bir bakıma teminat altına almış olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Judo, karate, tekwando gibi sporlar eskiden olmadığı için, bahsedilen spor dalları kadar teşvik görmemiş ve ismen zikredilmemiş ise de, ahlâkî prensiplerimiz açısından, her hangi bir mahzur ve ölüm tehlikesi bahis mevzu olmadıktan sonra, her zaman tavsiye edilebilir. Hele bütün bir tarih boyu asker olarak yaşamış bir millet için ve bilhassa günümüzde, bu sporların ehemmiyeti münâkaşa götürmeyecek şekilde açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka, vakit israfına sebep olmayan ve günah sayılmayan oyunların, çocuklara tavsiye edilmesinde de, herhangi bir sakınca yoktur. Yasaklanmış oyunlar ise, ne çocuklar ne de büyükler için katiyyen tavsiye edilemez. Bütün kumar çeşitleri ve şans oyunları, yasaklanmış eğlencelerdir. Ancak İmamı Şâfiî, para karşılığı olmadığı takdirde, satrancı tecviz etmişlerdir. Kanaati âcizanemce, o çizgide düşünenler için, rüşte erecekleri âna kadar, çocuklara satranç da tavsiye edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukaddeslerimizi tezyif edici, küçük gösterici bilumum oyunlar, ne büyük için ne de küçükler için asla tecviz edilemez. Atalarımızı, tarihimizi ve mefâhirimizi hafife alan oyunlarda öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın, kötü duygularının, şehevî hislerinin hortlayıp kabarmasına ve ruhunun sefilleşmesine sebep olan sesler, sözler, resimler, çalgılar ve nağmeler kat'iyyen yasak edilmişlerdir. Hem "Meşru dairedeki keyf ve eğlenceler zevke kâfi" geldikten sonra, gayri meşru dairede keyf ve eğlenceye dalmak insafsızlık ve zulümdür. Kaldı ki, terbiyeye ait her meselede olduğu gibi oyun ve eğlencede de, hedef, çocuğu yüce duygularla donatmak ve onu maddi manevi sıhhatli kılmaktır. Oyun çeşitlerinin yasak edilenlerinde ise, ne çocuğu insanlığa yükseltmek ve ne de duygularını inkişaf ettirmek asla söz konusu değildir. Aksine bunlarda, çocuğun, duyguları itibariyle za'fa uğradığı, yıprandığı , hattâ bir ölçüde eriyip mahvolduğu görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâsılı, terbiyeye ait her unsurun bir rehber ve mürşid vasıtasiyle, düşünce çizgimizde ve ölçülü olarak verilmesi şart olduğu gibi, oyun, oyuncak, spor ve eğlence mevzuunda da, mutlaka bir rehbere ve mürşide ihtiyaç vardır. Aksine, hayır umulan noktalarda zarara maruz kalınır, ıslah ameliyesi düşünülen noktada da nesiller ifsad edilmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-812986186558700595?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/812986186558700595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=812986186558700595&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/812986186558700595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/812986186558700595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_1049.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-2422708632216644354</id><published>2011-02-06T14:13:00.000+02:00</published><updated>2011-02-06T14:14:05.775+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Oyun; çocukların kendini eğlendirmek, ilerdeki hayata hazırlamak ve enerjilerini harcamak için yaptıkları bir kısım vücud hareketleridir. Misâl olarak eski oyun ve sporlarımızdan: Koşu, güreş, yüzücülük, binicilik, körebe, saklambaç, evcilik; şimdikilerden de: Eskrim, futbol, voleybol gibi oyunları zikredebiliriz. Vâkıa bugün, büyüklerin hoş vakit geçirmek veya günlük yorgunluklarını gidermek için karşılıklı olarak yaptıkları; hisab, dikkat ve. çevikliğe dayanan eğlenceli müsabakalardan, tenis, golf, bilardo, cirit, satranç ve kumar sayılan diğer şans oyunları şeklinde de tarif edilmektedir. Ne var ki mevzumuz, çocukların yetiştirilmesiyle alâkalı olduğundan, biz burada daha ziyade, onları İlgilendiren oyunlar üzerinde durmak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların dengeli yetişmesinde oyun, oldukça ehemmiyetli bir unsurdur. Hatta diyebiliriz ki; ölçülerimiz içinde her oyun çocuğun hissî, ruhî ve fikrî gelişmesinde en müessir faktörlerden biridir. Oyun çeşitlerine göre bazıları, çocuğun melekelerini geliştirerek, onu ilerdeki hayata hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları, onun düşünce ve kabiliyetini artırır. Bazıları da boşalmasını temin eder. Oyun sayesinde kapalı ve içine dönük çocuklar, ruhî gerilimden kurtularak serbest nefes alabilirler. Umumiyet itibariyle hodbin, bencil ve kapalı çocuklar, yalnız kaldıkça bulanık düşüncelerden bîr türlü kurtulamazlar. Bu ise, onların hayallerinin fısk ve fucûra ait şeylerle uğraşmasını ve dolayısıyle de sürekli olarak ruhlarının hırpalanmasını netice verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşru çizgide her oyun, tatminsizlikden gelen çeşitli sıkıntı ve üzüntüleri gidermede oldukça faydalıdır. Bilhassa henüz bir işle İştigâl etmeyen çocukların, enerji fazlalığının atılması için oyun, hemen hemen tek yoldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunda, muhakkak bir gaye ve hedef gözetilmelidir. Ne var ki, belli bir yaşa kadar, küçük çocuklarda buna riayet etmek oldukça zordur. Bu İtibarla, onlar için daha ziyade oyunların eğlendirici olanları tercih edilmelidir. "Beşikte Eflatun" hârika tipler istisnâ edilecek olursa, bunun böyle olması tabiî ve terbiye metodlarına uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarda oyunu, kaba bir tasnifle ikiye ayırmak mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Eğlendirici mâhiyette olan oyunlar.&lt;br /&gt;2. Yetiştirici ve geleceğe hazırlayıcı mâhiyette olan oyunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun hem eğlendirici hem de yetiştirici olanları, rüşte ermemiş çocuklar için tecviz edilse bile, erginlik çağına gelmiş olanlar için sadece ve sadece yetiştirici ve onları İstikbale hazırlayıcı olanları tavsiye edilebilir. Sırf eğlendirici olan oyunlarda, her hangi bir hedef ve gaye gözetilmez. O oyunlar, sadece vakit geçirmek için oynanılır. Ancak, bazan bu kabil oyunlarla bedenî yorgunluklar giderilerek vücud hatta zihin ve ruh da dinlendirilmiş olabilir. Ne var ki, böyle bir dinlenme; daha faydalı ve ruh için daha elverişli bir yolla yapılabiliyorsa, o yolu seçmek uygun olur. Mesela: bazıları zihnî yorgunluklarını ve ruhî gerilimlerini gidermek için, tavla, poker ve benzeri oyunlara başvururlar. Oysa ki, bu türlü oyunlarda dinlenmek şöyle dursun, çok defa yorgunluklar ve sıkıntılar bîr kat daha artar. Halbuki bunun yerine, bir kültürfizik veya beden hareketini gerektiren ibadet gibi başka bir şey daha dinlendirici ve içe inşirah verici olur. İnsanlar, bedenî yorgunlukları ve o yorgunlukları giderecek usulleri çabuk öğrenebilirler; amma, çok defa zihnî ve ruhî yorgunlukları, hırpalanmaları ve onları dinlendirecek yol ve usulleri bilemezler. Bunun İçindir kî, terbiyeye aid her meselede olduğu gibi, oyunda da mutlaka rehbere ihtiyaç vardır. Hatta rehbersiz ne bir kültürfizik, ne de zihin ve ruhu dinlendirmeye gidilmemelidir. Yoksa yukarıdaki misalde görüldüğü gibi, bazan dinlendirme adına kâlb ve ruh farkına varılmadan örselenmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir yaşa kadar çocuklara aid oyunlar, umumiyet itibariyle oyuncaklarla ve eğlendirici mâhiyette olur. Ne var ki, bu oyuncakların seçimi de oldukça ehemmiyetli ve dikkat isteyen bir hususdur. İyi seçilmiş bir oyun ve oyuncak, - biz fark edelim, etmeyelim- çocuğun kanat açıp uçmasını te'min etmesine karşılık; üzerinde durulmadan ve araştırılmadan çocuğun içine atıldığı her oyun veya eline tutuşturulan her oyuncak, onun duygulan üzerine indirilmiş bîr balyoz te'siri yapabilir. Evet, çocuğun fikrî ve ruhî gelişmesini hedef almayan ve duygularının inkişafına yaramayan her oyun ve oyuncak, bizim hesabımıza israf, yavru adına da bir zaman kaybı ve îtisafdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vâkıa bugün, kendi düşünce ve ideallerimizi oyun ve oyuncaklara dönüştürerek, çocuğa intikal ettirmeden mahrum bulunuyoruz. Oyun ve oyuncak sahası, uzun zamandan beri tamamen başkalarının tekelinde ve bizler de bu noktada, onlara bağlı bulunduğumuzdan, bu sure zarfında hep onların hazırlayıp piyasaya sürdükleri şeylerle iktifa ettik: Bebekler, balonlar, atlar, arabalar ne bulduksa, hepsine tâlib olduk. Hem de hayrını, şerrini araştırmadan. Hatta çok defa, oyuncak sanayiini elinde bulunduran güçler, piyasaya arzettikleri şeylerin hiç bir yapıcı yanı olmadığını, hattâ sakatlığını öğrenip, bir yenisiyle sahneye çıktıkları halde; bizler ondan sonraki dönemde dahi, o eski ve zararlı oyuncakları hem avuç avuç paralar verip evlerimize soktuk, hem de çocuklarımızın duygularına karşı cinayet işledik. Ancak öyle görünüyor ki, pek çok mevzuda olduğu gibi, oyuncak hususunda da, daha bir müddet başkalarına bağlı kalacağız. Ve gönlümüzü tutuşturacak, ruhumuzu kanatlandıracak olan oyun ve oyuncakları evlerimizde ve çocuklarımızın ellerinde göremeyeceğiz. Bana öyle geliyor ki; şimdilik yapılacak tek şey, piyasadaki oyuncakların düşüncemize ve yüce maksadımıza en uygun olanlarını seçip çocuklarımızı onunla eğlendirme olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu bir kere daha hatırlatalım ki; oyun ve oyuncak, terbiye adına ortaya koyduğumuz umûmî prensiplerle katiyyen çakışmamalı ve mutlaka çocuğun düşünce ve his dünyasını kucaklayıcı ve yükseltici mâhiyette olmalıdır. Tabii, onun duygu ve düşünceleri zabt-u rabt altına alınacak çağa geldikten sonra..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla çocuk, yalanla, aldatmacalarla ve bir hakikatin uzantısı olmayan hayâlf şeylerle iğfal edilmemelidir. Evet, onda, insanî duygu ve melekelerin gelişmesi gibi, yüce mefhumlar da, katiyyen yalan ve hayale bina edilmemeli ve edenlerin de mutlaka aldanacağı bilinmelidir. Bilmem kî; çocuğa, yalanların doğru, hayâlî şeylerin hakikatler gibi gösterilmesi kadar, onun için daha zararlı bîr şey tasavvur edilebilir mi?... Yalan hayat vermez. Ölü şeyler hayata medar olamaz. Hakikatlere ışık tutsun diye, yalan ve hayâlî şeyler kullanmak, en yüce gerçekleri çocuğun nazarında değersiz ve kıymetsiz hale getirmeden başka bir şeye yaramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerinden oynatılmış alil ruhların haz-medemeyeceği böyle bir meseleyi, başka fasla bırakarak, pazar ve piyasayı erâcif kazanı hâline getiren yalan ve hayâle dayalı bilumum roman, hikâye ve dergilere ve bilhassa sefil hisleri tahrik eden resimli ve resimsiz kitablara teessüflerimizi arzedip geçmek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, şurası iyice bilinmelidir ki, çocuklara takdim edeceğimiz oyun ve oyuncak, hatta eğlenmek için okuyacağı kitablar, behemahal bir hakikatin ifadesi veya bir gerçeğin istiare-i temsiliyyesi &lt;span style="font-size:100%;"&gt;(1) &lt;/span&gt;olmalıdır. Bir gerçeği ifade etmeyen veya temsil suretinde bir hakikatin İfadesi olmayan her kitab ve kitapçık, çocuğun ruhunu örseleyen bir cadı ve onu aldatan bir şeytandır. Bu itibarladır ki, bu türlü kitab ve kitapçıkları basıp dağıtmak, alıp okutmak -bilerek veya bilmeyerek- neslimize karşı bîr hıyanet sayılacakdır. Yıllar yılı "beşinci-kol" bütün faaliyetlerini bu noktaya teksif ederek, neslimizin büyük bir kısmını, pervâneler gibi çekip çekip ateşlere attı. Diğer bir kısmını da aynı yolda taklitçi sarhoşlar haline getirdi. Oysa ki, yavrularımızı hem eğlendirecek, hem de mâzisiyle münâsebetini te'min edecek o kadar çok materyale sahip bulunuyoruz ki, şayet bu mevzuda küçük bir gayret gösterilebilseydi, bir sürü nesebsiz kitab, birkaç asırdan beri bu kadar revaç bulmazdı- Ve dolayısıyle de, nesillerimiz bu kadar yalnız, sahipsiz ve bedbin olarak yetişmezlerdi. Evet, kütüphanelerimiz İtibariyle, bu hususda o kadar çok dökümana mâlik bulunuyoruz ki; değerlendirilebilse, dıştan hiçbir şey ithal etmeye ihtiyaç kalmayacakdır. Hattâ, hâli hazırdaki, durumumuz İtibariyle de hayatın her yanına ışık tutacak pek çok şeye sahip bulunduğumuzu, rahatlıkla iddia edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte baştan başa ma'mur koskoca bir geçmiş, bütün tarihî kahramanlıkları; yiğitlik ve civanmertlikleri; diğergamlık ve insanlığı; İffet ve doğruluğu; fazilet ve âlicenaplığı ile pek çok kitaba ve kitapçığa mevzu olabilecek evsaf ve mâhiyettedir. İş böyleyken, dışarıdan kitab ve mevzu ithaline ne gerek var?.. Bu hususların hemen hemen hepsinde, şerefli mâzîmiz kemmiyet ve keyfiyet itibariyle hemen hemen aybaşıydı. Günümüzde de, keyfiyet planında, her zaman kayda değer vâkıaları bulmak yine mümkündür. Elverir ki, millî ruhu yeniden inşa edecek mimar ve mütefekkirlerimiz bu mesele üzerine ciddiyetle eğilsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin nefrin millî ruhu tahrib eden kozmopolitliğe! Bin nefrin taklitçiye ve tufeyliye!. Kendi neslinin zararına tedkiksiz ve tefekkürsüz yabancılaşmaya davet eden tufeyliye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) İstiare-i temsiliyye: Muhtelif maddelerin suretlerini alıp benzetme yolu ile, başka surete istiare etmekten ibarettir. Aslında istiare: Bir lâfzın delâlet ettiği hakiki mânâyı bırakıp münasebet ve benzeri olan diğer bir mânayı vermektir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-2422708632216644354?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/2422708632216644354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=2422708632216644354&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2422708632216644354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/2422708632216644354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_7433.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5005285739685687604</id><published>2011-02-06T14:12:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T14:12:59.498+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;DİSİPLİN VE TEMİZLİK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun iç donatımının yanında, bedenî ve fizikî durumunun da aynı hassasiyetle ele alınması, sıhhatli bir terbiyenin gereği ve onun başda gelen esaslarındandır. Aslında, çocuğu insanlığa yükseltme ve onun yüce duygularını inkişaf etdirmeden ibaret olan terbiye, gönüldeki aydınlıkla dışdaki düzenin, ruhdaki yücelikle bedendeki âhengin elde edilmesiyle kemâle erer ve gayesine ulaşır. Diğer bir ifadeyle, terbiyenin hedefi; madde-ruh, ceset-kalb, dünya-ukba arasındaki zıdlığı, dezarmoniyi gidermek ve insan düşüncesini dağınıklıktan kurtararak ezelî âhenge ve vahdete ulaşdırmakdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, sadece cesedin terbiyesini hedef alan kadim yunan, nasıl madde-ötesi herşeyi inkâr etmekle terbiyede "tavla tipi" varlıklar yetişdirerek, kendi insanını içi boş kof-yığınlar haline getirdi, öyle de, cesedi bütün bütün azleden eski Hintli, herşeyi anlaşılmaz bir rûh'a dayayarak, öbür kutubda değişik bir yanlışlığa düşdü. Birinde insanoğlu, göğüs adaleleri ve pâzularıyla çalım satan ruhsuz bir çılgın, diğerinde ise, cesedin humûdeti &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1)&lt;/span&gt; ve ruhun saflaşmasıyla "Nirvânâ"ya ermeyi bekleyen bir miskin ve bir sefildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki, ötelerden kaynaklanan bizim terbiye anlayışımızda, madde-ruh, ceset-kalb, burası ve öteler, birbiriyle anlaşır, uzlaşır ve bir bütünün değişik yönlerini aksetdiren bir vâhid haline gelirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususu esâs alarak," çocuğun terbiyesinde, rûhu işletdirip ötelere hazırlama ve kalbi inkişâf etdirerek hakikatlara âşinâ kılmanın yanı-başında, bedenî ve fizikî durumunun da katiyyen ihmâl edilmemesi lâzım geldiğine inanmaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususla alâkalı mütâlaâmızın, oyun ve sporla alâkalı bölümlerini, ilerde müstakillen ele alacağımızdan, burada sadece, düzen ve temizliğe temas etmek istiyoruz. Çocuğun, düzenli bir hayata alışdırılması, gelecekde yükleneceği vazifeleri eksiksiz olarak yerine getirmesi bakımından çok mühimdir. Belli bir yaşda, nizâm ve intizâm şuuruna ulaşdırılamamış nesiller, ne kadar da mâhir olurlarsa olsunlar, bütün hayatları boyunca, tek-elli, tek-ayaklı gibi hep mefluç yaşarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuvadaki umumî âhenk ve düzeni aksetdirmesi bakımından, sadece, yeme-içme, yatıp-kalkma ve yiyip içdiği şeylerde itidalden ayrılmama, israfa girmeme gibi hususları intikâl etdirmekle yetineceğiz. Ailenin, yeme-içme ve yatıp-kalkmada, tatbîk etdiği ve uya-geldiği bir düzeni varsa, çocuğun hayatı, evde de evin dışında da fevkalade ritmik olarak sürer gider. Yoksa, büyük bir ihtimalle o. evden aldığı bu âhenksizliği toplum içinde de uğradığı her yere götürür ve hep, bir huzursuzluk kaynağı olur. Çok defa bu âhenksizlik, onun rûh ve kalbine de işleyerek, zevk-i ruhanisini kaybetmesine de sebebiyet verir. Vakıa, ba'zan da, ruhî bozuklukların ve çeşitli deprasyonların, çok ciddî olarak, hayatı te'sir altına aldığı görülür ki, bunun da behemehal sebepleri tesbit edilerek ortadan kaldırılması gerekir. Aksine, devam etdiği takdirde, bir "fâsit-daire"ye dönüşür ki, karşımıza, daha da endişe verici problemler çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden evvel, çocuğun, bizim atmosferimiz içinde geçen hayatı çok ritmik olmalıdır. O, ev'e ne zaman dönmesi gerekdiğini, döndüğü zaman, nelerle meşgul olması, hangi işlerle uğraşması lazım geldiğini önceden bilmelidir. İçâleminin donatımı mı? Haricî İşlerin düzene sokulması mı? Okuma, yazma mı? Yoksa oyun ve eğlence mi?.. Bunlardan hangisinin ne zaman yapılacağı mutlaka ta'yin edilmeli ve çocuk, bir sürü karışık düşünce ve birbirinden farklı isteklerle karşı karşıya bırakılmamalıdır. Aksi halde, çocuğun bu mevzudaki karanlık ve karmaşık hali, hem kendi için hem de aile için zararlı olur. Aile ne kadar derli-toplu, çocuk da ne kadar zeki olursa olsun, yuvada ahenk bulunmadığı takdirde, bekledikleri şeyleri asla elde edemezler. Nasıl ki. bir kalbin atışları, aritmik olduğu takdirde, hızlı ve canlı da olsa hayra alamet sayılmaz. Öyle de, her ferdin hususî durumu hisaba katılarak, içinde nizam ve intizamın te'min edilemediği hane de semereli ve uğurlu sayılamaz. Hele o hanedeki çocuk, asla.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hanenin en verimli hâli, en düzenli olduğu zamanlara göredir. Tam rantabl olması, tam âhenkli olmasına bağlıdır. Hız ve beceriklilik ise, düzensizliğin meydana getireceği ârızaların yanında, çok tesirsiz kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka yuva, yeme ve içmeyi, "sağlık prensiplerine uygunluk felsefesiyle" ele almalıdır. Bu da. büyük bir nisbetde, yemek vakitlerinin ta'yînine: yerken, isrâfdan ve mideyi tıka-basa doldurmadan kaçınmaya; düşünceye, iradeye ve beden sağlığına zarar veren şeylerden ictinab etmeye: keza, yenilen şeylerin temiz ve helâl olmasına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, henüz yediği birinci yemeği hazmetmeden ikincisine başlamak, vakitli vakitsiz sürekli birşeyler yemek ve daima mideyi dolu bulundurmak, hem bedene zarar, hem tedrici bir intihar hem de yüce Yaratıcının buğzetdiği bir keyfiyetdir. Bir de, alınan şeyler insan sağlığına zararlı, irade'ye fütûr ve zihne teşviş veriyorsa o, bütün bütün berbatdır!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsraf, Yaratıcının sonsuz nimetlerine karşı bir hürmetsizlik ve bir nankörlükdür. Evet, ölçüsüzce savrulup giden bu değerli nimetler, israf-da harcanıp gitdikleri sürece, kadirleri bilinemiyeceği gibi. "doyma noktası"na vardıkdan sonra alınmalarıyla da. asla zevk ve lezzetlerine erilemiyecekdir. Evet, israf eden gerçek iştihâyı kaybederek, yemeklerin çokluğu ve çeşitliliğine bağlı, yalancı bir İştihaya gider gömülür. Bu marazî-hal genişledikçe de, kalb ve ruh dairelerinin rağmma, memnû, gayr-i memnu demeden herşeyi midesine indirmek ister. Helâl ve haramın içiçe girdiği böyle cehennemî bir hayat düzeninde ise, sıhhatli ve mazbut nesillerin yetişmesini beklemek hayâlperestlik olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen beslenme, tamamen bir disiplin işidir. Yemesini-içmesini disipline edebilmiş bir yuva. çocuğun kalbî ve rûhî hayatı adına, pek çok şeyi başarmış sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, vücudun ayakda durabilmesi için mutlaka yeme'ye, içmeye ihtiyaç vardır. Ne var ki, bedenin sıhhati hisaba katılmadan alınan herşey, yine beden için zarar olduğu gibi, yerken, içerken kalbin, mide ve bağırsakların altında kalıp ezilmesi, nefsin rûha kemân çekmesi de, insanın kendi kendine kasdetmesi demekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah, şu rûh'un kanatlarını kıran, kalbî hayat üzerine kezzap döken talihsiz oburlar!.. Keşke, yetişme dönemindeki gençleri sizlerden kurtarmak mümkün olabilseydi!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de çocuğa, yiyip, içmekden maksat ne olduğu behemehâl anlatılmalı ve bu hususda iknâ edilmelidir. Aksine o alışılageldiği şeyleri, emzik gibi "ilelebet" devam etdirir durur.. Şayet, ona birşeyler anlatmağa bizim gücümüz yetmiyorsa, bir hekim veya daha başka birisiyle görüşdürerek, maddî-ma'nevî sıhhati için elverişli bir gıda rejimine îrşâd edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;* * *&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatıp kalkmanın disipline edilmesi de aynı derecede önemlidir. Belirti zamanlarda ve belirlenmiş ölçülerle istirahat etmek, hem sıhhatimiz açısından hem de hayatımızın diğer bölümlerine ait düzen ve ahengi bozmamak bakımından zarurîdir. Gündüzün büyük bir kısmı çalışmaya, gecenin büyük bir bölümü de istirahat ve kalbi dinlendirmeye tahsis edilmelidir. Bunu değişdirmek katiyyen muvafık değildir. Fıtrata ait böyle birşeyi tebdile kalkışmak, toplumla çatışma, kâinat kitabıyla zıdlaşma ve sıhhata karşı işlenilmiş bir cinayet ve i'tisaf olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatıp-kalkma ve istirahatla alâkalı, herkes için geçerli olabilecek bir-iki önemli prensibin belirtilmesinde yarar görmekteyiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Aile fertlerinin hayatı, mutlaka nizâm altına alınmalıdır. Bir hânede, yatıp-kalkmaya gelinceye kadar herşey zabt u rabt altına alınmışsa, o aileye ait meselelerin büyük bir kısmı yoluna girmiş sayılır. Aksine, bir hânede hayat disipline edilmemiş ise, o yuvaya ait çok meseleler dağınıklık içinde ve sürüncemede demekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İkamet edilen apartman ve yakın çevrenin hayat düzenleriyle, bizim hayat nizâmımız çatışmamalıdır? Yoksa onlar bizim, biz de onların hem istirahat anlarını hem de çalışma zamanlarını berbâd ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- İstirahat ve çatışma, imkân nisbetinde belli bir zaman içinde ve belli saatlerde yapılmalıdır. Aksi halde, sürekli değişip duran yatıp-kalkma zamanları, uyku ile çalışmayı iç-içe kılar. Bu ise hem istirahatın hem de çalışmanın zedelenmesi demekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Uykuya ait zamanı ihlâl edecek herşey den mutlaka kaçınılmalıdır. Ba'zen bir-iki bardak çay, ba'zen bir iki lokma yiyecek, ba'zen de bir can sıkıntısı bir gecelik uykuya mal olabilir. Dolayısıyle bir günlük işe de..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizlik&lt;br /&gt;Yuva, çocuğa, ma'nevî kirlerden uzak kalmayı öğretmekle mükellef olduğu gibi: bedenini, elbisesini, oturup-kalkdığı yerleri de temiz ve düzenli tutmayı öğretme mecburiyetindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuvadaki disiplin ve temizliğin, anne-babadan yavrulara geçdiği âlem-şümul bir kanundur. Her yavru, dünyaya gözünü açtığı zaman, yuvasında ve yuvacığında gördüğü şeyleri taklide uğraşır ve nev'inin taşıdığı istidatlarla, o istikametde varlığa erer. Hususiyle insan için bu mesele, fevkalâde önemlidir.. Çocuk, etrafını temiz ve düzen içinde görürse, bunun böyle olması lazım geldiğine inanarak, üstüne-başına, ve yatıp-kalkdığı yere, ona göre çeki düzen vermeye çalışır. Aksine, etrafını perişan ve etrafındakileri de kirli ve derbederlik içinde görürse, temizlik ve nizâm adına bütün istidatları körelir, miskinleşir. Artık kendi şahsî işlerinin dahi, başkaları tarafından yapılması lâzım geldiği zehâbına kapılır. Böyle bir hava ve iklimin, topluma nasıl tufeyliler yetiştireceği ise, her türlü îzahdan vârestedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, terbiye prensipleri arasında, derli-toplu ve temiz olmayı öğretmenin ayrı bir yeri olmalıdır. Zira çocuk, ailesinden aldığı diğer hasletleri gibi bu meziyetiyle de, toplumun emrine girecek ve ona yararlı olmağa çalışacakdır. Ve yine bu meziyetiyle ailesinin yanında bulunduğu sürece yuvaya; tahsil döneminde kaldığı eve, barındığı yurda ve beraber kaldığı arkadaşlara bâr olmayacakdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında inançlı ve ulu bir yola başkoymuş kimselerin, başka türlü olmalarını düşünmeye de, insanın gönlü râzı olmuyor. Nasıl olur ki, bu yol, günde beş defa abdest almayı; en az haftada bir defa tepeden tırnağa temizlenmeyi (gusûl), yemek yemeden önce ve yedikden sonra ellerin yıkanmasını, kezâ, uykudan kalkınca yıkanıp temizlenmeden ellerin ağıza götürülmemesini; saçın, bıyığın derli-toplu ve tırnakların kesilip temiz tutulmasını; hâsılı, hep kar gibi pırıl pırıl ve süt gibi dupduru ve tertemiz olmayı tavsiye ve teklif etmekde ve hattâ bunların bir kısmını fıtrat dan saymaktadır. Evet, böyle bir yolun yolcularının, isli-paslı ve tiksindirici olmaları kat'iyyen düşünülemez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuvada iyi bir düzen ve temizlik dersi alarak yetişen nesiller, "Hıf-zu's-sıhha" &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(2)&lt;/span&gt; memuru gibi, toplumun yolunu kesen çeşitli hastalıklara karşı, birer "Koruyucu Hekim"lik vazifesi yaparlar. Bunlar, su cedvelleri, ayak yollan, nehir kenarları, ağaç altlan ve parklar bahçeler gibi umumun istifade edeceği yerleri, pisliklerden arındırır ve temiz tutarlar. Yuvada bu terbiyeyi alamamış talihsiz nesiller ise, her tarafı batırır ve çevrelerini yaşanmaz hale getirirler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelerinin kuracağı dünyada, denizler bataklık, kanallar kirli, körfezler foseptik çukuru, nehirler azgın; köprüler yıkık, yollar da perişan olur. "Çevre sağlığı" ve "Koruyucu Hekimlik" gibi müesseselerin mevcudiyetine rağmen böyle bir dünyada, salgın hastalıklar, akla-hayâle gelmedik illetler, bin başlı bir dev gibi, toplumu ölümden ölüme götürür de kimse bunu önleyemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasılı, çocuklarda, iç derinliği, düşünce istikameti gibi, düzen ve temizliğe ait rûh ve şuur da, yine yuvada verilir. Orada geliştirilir ve oranın sürekli kontrolüyle devamlılık kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Humûdet: Soğuma. Zayıflama. Sönmeye yüz tutma.&lt;br /&gt;(2) Hıfzu's-sıhha: Sağlığı koruma. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5005285739685687604?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5005285739685687604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5005285739685687604&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5005285739685687604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5005285739685687604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_2167.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3462138382514938531</id><published>2011-02-06T13:38:00.000+02:00</published><updated>2011-02-06T13:39:39.992+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;br /&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, hemen hemen bütün bir gelişme döneminde, çevresinde cereyan eden şeylerin tesirinde kalır, ona göre şekillenir ve ona göre benlik kazanır. Etrafında cereyan eden şeyler, onun duygularına yâr, kalb ve ruhunu yüce ideallere yöneltecek mahiyette ise, çocuk gelişir, yücelir ve semavî bir keyfiyet kazanır. Aksine, çevresinde olup-biten şeyler, onun duygularım köreltici, kalbini öldürücü ve ruhunu sefilleştirici mahiyette ise, o, daha var olmanın baharında, hazan vurmuş gibi zebil olur gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhitin, olgun insanlar üzerinde bile ne denli tesirli olduğu düşünülecek olursa, onun, çocuklar ve gençler üzerindeki baskısını, tereddütsüz kabul etmek iktiza eder. Şurası bir gerçektir ki, ağaç ağaç içinde boyatıp geliştiği gibi, insan da ancak insanlar içinde yetişir ve kendi kendini idrak eder. İnsanî duyguların inkişaf edip gelişmesine yardıma olan hakikî insanlar içinde. Evet, beşeri melekelerin gelişmesini engelleyen ve ruhun kanatlanıp uçmasına mâni olan bir muhit, insanın yüce duygularına vurulmuş bir zincir gibidir. O muhitten sıyrılıp çıkamayanlar, ne ruh yüceliğine ne de fazilete eremezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarladır ki, çocuğun, yuva dışındaki çevresi de, en az yuva kadar ihtimam ve hassasiyet istemektedir. O'nun, yuvada kazandığı tertemiz duygu ve düşüncelerin zayi olup gitmemesi için, dış çevresiyle olan teması da ciddiyetle ele alınmaktadır. Bu da onun, haşir neşir olacağı dış muhitin iyi seçilmesiyle ve orada görüp duyacağı şeylerin, yuvada aldığı ahlâk ve terbiyenin bir uzantısı olmasıyla kabildir. Aksine, yuva ile sokak aile fertleriyle dost ve arkadaşlar, birbirinin devamı ve tamamlayıcısı olmazsa, bütün hizmet ve emekler alt üst olur. Günümüzün talihsiz nesli, daha çok böyle bir uyumsuzluğun kurbanı olmuştur. Evet, o, yuvada kendini idrak ettiğinde sokağın, dost ve arkadaşları arasında varlığa erdiğinde de yuvanın kurbanı oldu. Bir de buna, okuduğu kitapların ve aydınlatılmamış ilim yollarının vefasızlığı ilâve edilecek olursa, varın gerisini siz düşünün artık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun içindir ki, fazilet ve insanlık için yaşayanlar, ya canlarını dişlerine takıp kendi çevrelerini, ihya etme veya insanî melekelerin gelişmesine müsait başka yöreler arayıp bulma mecburiyetindedirler. Birinci şık, diğergâmlık ve büyük fedakârlıklar isteyen bir yoldur. Ve bize göre tavsiye edilebilecek tek-yol da budur. Ne var ki, günümüzde ikinci şıkkın talihleri ve onu daha selâmetli görenler, biraz daha kabarık, hatta o yol biraz da mergup (1) görünmektedir. Neylersin ki, yıllardan beri bütün bir nesli kendi ülkesinde, ezik silik ve parya kılan şeytanî bir düşünce, bazılarını da böyle sağdan vurup damına düşürmekte, iradesini budayıp robot hâline getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize, yaşadığı toplum içinde kalıp sıkıntı çeken, ruhunun aydınlığı ile, önüne çıkan karanlıkları tepeleyen, gecede gündüz cilvesi gösteren ve karda kışta bahar rüyaları, gören yüce kametler, hasbî ruhlar gerek.. En bozuk muhitlerin, bunlarla düzene ereceğini, yurt ve yuvaların bunların gayretiyle istikamete kavuşacağını ve yıllar yılı gadre uğramış nesillerin, bu babayiğitlerin ve sâyası altında mutluluğa ereceğini düşünüyor ve onları alkışlıyoruz!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadede dönüyoruz: Çocuğun, aile muhitinden aldığı yüksek duygu ve düşüncelerin, örselenmemesi için, sokak, arkadaş ve gidilecek komşuları ölçülerimize tıpa-tıp uygun olmasında zaruret vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, kendi dilini, o dili konuşan uzak ve yakın çevresinden öğrenir. Yuvada ayn ayrı diller konuşulur; sokakta farklı anlatma tarzları bulunursa, o çocuğun sıhhatli bir dil öğrenmesine imkân yoktur. Bunun gibi yuvadan mektebe kadar, çocuğun, anlayış, düşünce ve ahlâkına meşcerelik (2) yapan muhitin, farklı ve birbirine zıt telakkileri karşısında da onun mazbut bir düşünceye, düzenli bir hayata ve üstün ahlâka sahib olmasına imkân ve ihtimal yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın tarihe gelinceye kadar, yuva, mektep ve bilumum irfan müesseselerimiz, velisi, mualimi, mürşidi ve postnişiniyle el-ele ve gönül gönüle, terbiye ve nesli yükseltme vazifesini beraber yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, up-uzun yükselme devremiz, bu müesseselerin elbirliği sayesinde temin edilmiş ve koskoca "umrân-ı tarih" bu müşterek mesaiyle gerçekleşmişti. Bu dönemde, bir başdan bir başa toplumun her kesiminde, aynı mukaddes düşünceler hüküm ferma, (3) aynı terminoloji revacda, aynı yüce hakikat ve yüksek mefhumlara saygı duyuluyor. Ve böylece nesiller dağınıklığa düşmekten kurtuluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bu eski müesseselerin ifa ettikleri vazifelerin, eksiksiz olarak yerine getirildiğini iddia edebilir miyiz? Yuva, çocuğa ne kazandırmaktadır? Sokak, onun hangi ilhamlarını coşturmaktadır? O, dost ve arkadaşlarından fazilet adına ne öğrenmektedir?.. Keşke bütün bunlara,ürpertici de olsa, bir çırpıda hiç diyebilseydik!. Belki o zaman, kendi kendimize karşı yalan söylememiş, aldatmacaya sapmamış olurduk!. Ama nerede, o yürek bizde? Nerede, acı dahi olsa, hak ika ta temenna ve saygı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yıllar var ki neslimiz, her yönüyle ihmal edildi. Ve o, kendini, buz gibi bir zeminde terkedilmiş olarak buldu. Tam ruhunun askıya alındığı ve inançlarından uzaklaştırıldığı bu dönemde idi ki, kalbine uzanan yabancı eller, onu bütün bütün kendinden, mazisinden ve tarihinden kopararak, ruhuna karşı yabana hale getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, yeniden onu bütün çevresiyle ele alıp ihya etme mecburiyetindeyiz. Şunu bir kere daha tekrar edelim ki, çocuk en az yuva ve aile muhiti kadar, dost ve arkadaş çevresinden de müteessir olur. Hatta bazen yuvada iyi beslenememiş çocuklar için, dış çevrenin tesiri daha da baskın çıkabilir. Daha da ileri giderek diyebiliriz ki, bazen aile muhiti çok iyi olmasına rağmen, dostları ve arkadaşları itibariyle çocuğun çevresi bozuksa, aileden aldığı herşeyi bu ikinci iklimde bütünüyle kayıp da edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, düşünceden tasavvura, tasavvurdan davranışlara kadar yuvada kazanılan herşey, bu ikinci muhitte geliştirilip olgunlaştırılması mümkün olduğu gibi, daha önce elde edilmiş şeylerin tamamen yitirilmesi de ihtimal dâhilindedir. Bazen iyi bir dost, dürüst bir arkadaş, bir mürşit bir sıyanet meleği gibi, adım adım insanı takip eder ve sürçmelerine, düşmelerine meydan vermez. Sürçtüğü, düştüğü zaman da bir Heraklit gibi imdadına koşar ve elinden tutar kaldırır. Kötü bir dost, fena bir arkadaş ise, yılandan daha kötüdür. İnsanınhem dünya hayatını hem de ahire t hayatını berbat eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atalarımız: "Üzüm, üzüme baka baka kararır." "Atı, atın yanına bağladın mı, ya huyundan ya da tüyünden alır", derken, dost ve arkadaşın, insan üzerindeki tesirini anlatmak istiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyecilerde, çocukların, kötü arkadaş ve fena çevreden korunması hususunda hemen hemen ittifak halindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, anne-baba ve terbiyeciler, çocuğun, sokaktaki oyun arkadaşlarından, beraber kaldığı dostlarına ve ahbaplarına kadar, bu ikinci muhiti, bizzat ayarlayıp, onun önüne koyma zorundadırlar. Aksine, çocuğun kendine göre seçeceği muhit ve dost dairesi, bütün bir hayat boyu yuvanın da toplumun da huzursuzluk kaynağı olma ihtimali vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış muhit dediğimiz, bu ikinci çevre hakkındaki mütaalalarımızı, gelecek maddelerde hulâsaten arz etmenin yararlı olacağı kanaatindeyiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Çocuk, kendi düşüncesine göre bir dost ve arkadaş çevresi edinmeden dünyamıza aşina ve ruh kökümüze bağlı uygun bir arkadaş muhitiyle, münasebeti temin edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- O, iç-âlemi ve maneviyatı adına kendisini besleyecek irfan yuvalarıyla diyaloga geçirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Nezih arkadaşlarıyla eğlenme ve oyun oynamasının yanında, olgun insanların meclislerine, hatta ibadet yerlerine götürülmeleri katiyyen ihmal edilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Toplum içinde herhangi bir insanın mutlaka uğraması gerekli olan, bütün bir çarşı pazar çevresi hazırlanıp, onun önüne sürülmelidir. Yani, tıraş olacağı berberden, elbisesini diktireceği terziye, ondan defter-kalem alacağı kırtasiyeciye kadar bütün bir çevre düşüncelerimize göre seçilip, ayarlandıktan sonra ona takdim edilmelidir. Evet, o, ancak bu suretle dolaştığı her yerde, ihtiyacı olan havayı ve ruhunun arzuladığı şeyleri bulacak ve beslenecektir. Aksine, saçını kesdirdiği aynı yerde, ruhuna hoyratlık aşılanacak, başına geçirilecek urba ile kalbine fesat saçılacak ve defter-kalem için uğradığı dükkânda, uyutucu ve öldürücü zehirler içirilerek başdan çıkarılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- İmkân elverdiği nisbette, oturulacak, semt ve mahallenin seçilmesine dikkat edilmelidir. Her köşe başında bir şakı ve bir yol kesicinin bulunduğu bir semtte oturmak, akrep ve yılan yuvalan üzerine çadır kurmak gibidir. Bugün olmazsa yarın tabiatlarının gereğini yerine getireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Çocuğun, tamamen arkadaşlarına bağlanıp, evden soğumasına imkân verilmemelidir. Yuvadan kopuk olarak yetişen çocuklar, pek-çok insanî melekeleri itibariyle "güdük" kalırlar. Hatta bu nokta-i nazardan, bakım-evlerine bırakılmış veya terkedilmiş çocuklar, ruhî yönleriyle zayıf ve içtimaî cepheleriyle eksiklik kompleksi içindedirler. Anne babanın gönülden ve fıtrî şefkatlerinin yerini ne doldurabilir ki?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, kimsesiz çocukları himaye etmek için kurulmuş bu müesseseler, anne-babasız ve hamisiz çocukları terbiye edip yetiştirmek ve topluma kazandırmakla büyük bir hizmet görmektedirler. Ancak, bu "Kuruluşlar" ın belli kimselerin bakım ve görümü için meydana getirildiği ve buralara kabul edilmenin de, belli şartlara göre olacağı asla hatırdan çıkarılmamalıdır. Anneden, babadan mahrum hamisiz çocukların buralara alınıp barındırılması mülâhaza dairesi açık olmakla beraber düşünülse bile, her halde ebeveyni veya candan bir baklası olan yavruların bu türlü "dar'ül-eytâm"a (4) bırakılması, anne baba adına çocuğa karşı bir vefasızlık ve yavru için de bir talihsizliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki, imkân elverdiği nisbette, bu soğuk yuvalardaki çocuklar dahi, birer akraba ve yakının himayesine verilerek, insanî bakım ve görüme kavuş durulmaları her zaman tavsiye edilebilecek bir husustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Çocuğa, yer yer arkadaşlarını davet ve onları ziyaret hakkı verilmeli.. Daha doğrusu, uygun arkadaşların yanına gitmek istediğinde, alınıp götürülmeli ve onları davet ettiği zaman da, hoş karşılama ve izzet u ikramda kusur edilmemelidir. Hele bu arkadaşlar, yolu, yönü belli, yüce ideallere gönül vermiş, kaldıkları yurt ve yuvaları birer laboratuar, birer kütüphane ve birer ibâdet mahalli haline getirmişlerse..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, çocuklar, daha ilk yaşlarda, zirveleşip gökler ötesi âlemlere yükselen ve burcu burcu melek soluklan kokan bu yuvalara kavuşturulurlarsa, onlara ait birçok mesele kendi-kendine çözümlenmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Evde olduğu gibi, arkadaşlar arasında da, okunacak kitapların, müzakere edilecek mevzuların faideli, yapıcı ve yükseltici olmasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususla alâkalı, geçen bölümde, bir kitap listesi tavsiyemizi mahfuz tutmakla beraber, okunacak kitaplar mevzuunda salahiyetlilerin fikir ve mutaalâlarının alınması yararlı olur. Hasbî, sözü-özü bir, gönlü bin-bir insanî heyecanla buhurdan gibi tüten, yaşama zevkini, yaşatma uğrunda feda etmiş salahiyetlilerin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Çocuğu, ara-sıra ciddî ve oturaklı kimselerin toplantılarına götürme ve onu, onların görüş ve düşünce açılarına yükseltme semavi terbiye anlayışımızın gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir davranış, onun minicik iklim ve atmosferine yeni yeni buutlar kazandıracak ve onu daha hızlı geleceğin adamı haline getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda bu davranışın büyüklere karşı edepli ve saygılı olmada da, bir hayli fideli olduğu söylenebilir. Zira bu türlü toplantılarda, büyükler şefkat ve sevgileriyle, küçükler de hürmet ve saygılarıyla kendilerini gösterme imkânını bulurlar. Bu karşılıklı his ve davranış, başlangıçta falsolu olabilir ama sonra düzelmez diye birşey yoktur. Kaldı ki, hangi iş vardır ki, bidayetinde bir kısım tökezlenmeler, sürçmeler olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ısrar ediyoruz: Çocuklar büyüklerden koparılmamalıdırlar Bubizim semavî terbiye anlayışımızın gereği ve aynı zamanda "değişken" terbiye telâkkilerine karşı da hem bir ayırıcı unsur hem de bir üstünlük sebebidir. "Büyüklerimize tazim, küçüklerimize şefkat ve âlimlerin hakkına riayet etmeyen bizden değildir." Hele, bu yüce telâkkinin değişmesinin kıyamet alâmeti sayılması, oldukça düşündürücü ve manidardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak diyebiliriz ki, çocuk, yuvada ve yuvanın dışında, adım adım takip edildiği sürece, bize ait olacağının münakaşası yapılsa bile, başı-boş bırakıldığında yabancılaşacağının münakaşası katiyyen yapılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Mergûb : Beğenilen, rağbet edilen.&lt;br /&gt;(2) Meşcerelik : Ağaçlık, koru.&lt;br /&gt;(3) Hüküm-ferma : Hüküm süren, hâkimiyetle idare eden.&lt;br /&gt;(4) Dâr'ul-eytam : Yetimler evi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3462138382514938531?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3462138382514938531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3462138382514938531&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3462138382514938531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3462138382514938531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_2892.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-6935249544277817530</id><published>2011-02-06T13:37:00.002+02:00</published><updated>2011-02-06T13:38:43.989+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;em&gt;"Geçen sayıda işaret edilen, talim ve terbiye ile alâkalı bir kısım prensipler." &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Muhatabın tanınması prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Talim ve terbiyede muhatabın tanınması çok ehemmiyetlidir. Kendine birşey vermeyi tasarladığımız şahsı tanımadan, ona birşeyler vermeye kalkışmak menfi tesire ve aksülamele sebebiyet verebilir. Büyük olsun, küçük olsun bu böyledir. Bu itibarladır ki, nazarı keskin, kavraması süratli, tesbitleri yerinde mana ehlinin terbiye ve irşatları daima diğerlerinden daha tesirli olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaenaleyh, evvela çocuğun ruh durumunu tespit etmek, sonra müdahalede bulunmak lazımdır ki, aksülamel gösterme gibi menfi durumlar ortaya çıkmasın. Çocuk vardır ki; sevgiyle, okşamakla, hediye ve mükâfatla yumuşar balmumuna döner. Çocuk da vardır ki; yüz-ekşitmek, alâkasız kalmak ve yerinde de kulağını çekmekle.. Ne var ki, birinci şıkta mütalâa edilebilecek çocuklar daha çok ve o yol daha müessirdir. Zira beşer yaratılışının gereği olarak iyilikler, ihsanlar ve güler-yüz, insanı insana bağlama ve onlarla götürülecek tekliflere olumlu cevap alma bakımından en müessir silahtır. Siz, sevgiyle, hediye ile mükâfatla onların gönüllerine girerseniz, onlar da sizin düşüncelerinize saygılı ve tekliflerinize hürmetkâr olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tedricîlik prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Terbiyede tedricîlik esasına riâyet etmek, yani, fıtrat kanunlarına uyup, aceleciliği bırakmak şarttır. Aksine verilmek istenen şey tesirsiz kalır. Tedricîlikle alâkalı, aşağıdaki hususların bellenmesinde fayda vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Verilecek şeylerin dozajının ayarlanması.. Gelişi-güzel ve hele mürşid tarafından hazmedilmedik şeylerin verilmesi faydadan çok zarar getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Verilmesi gerekli olan şeylerin çocuğa aktarılmasında; sabır, kararlılık ve bıktırmayan tekrara ihtiyaç vardır. Bir verip bir kesmek ve hele sabırsızlık göstermek, vaktine uyulmayarak alınan ilaca benzer ki; panzehirken zehir olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c- Telkinin, en son tesir edeceği zamana kadar, çocuktan katiyyen birşey beklenmemelidir. Zira bu mevzuda gösterilecek her hırs ve acelecilik hem fıtrata aykırı, hem de beklenildiği anda umulan şey elde edilemeyeceği için hüsrana sebeptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ç- İrşad ve terbiye tesirini göstermiyor diye feveran edilmemelidir. Aksine, o ana kadar yapılan şeylerin hepsi yıkılmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d- Terbiye ve yetiştirmede, akıl, kalb ve ruhun beraber doyurulmasına, tatmin edilmesine titizlik gösterilmelidir. Bu da, belli bir zaman ister ki yapılabilsin; yoksa ümit bağlanılan şey elde edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kusurlara karşı müsamaha prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuktan sâdır olan kusurlara karşı bilmemezlikten gelme; yani, kusurları yüzüne vurup perdeyi yırtmamak gerekir. Aksi halde iyice arsızlaşır ve yapılan telkinlere dirsek çevirir. Eğer, mutlaka, kusurun giderilmesi isteniyorsa, suçlu ve kusurlu muhatab alınmadan, toplum içinde umumî olarak konuşmak ve yapılan uygunsuz davranışların, aklen, kalben, vicdanen sevimsizliği üzerinde durmak daha uygun olur. Eğer bu yolla da muvaffakiyet elde edilemez ve kusurlar sürer giderse, bir köşeye çekip, kendisi hakkında, düşünce, kanaat ve bakış açımızın onun davranışlarına uymadığını anlatmak muvafık olur. Kim-bilir, belki de bir Sen de mi? sözü, ona, bin nasihatten daha tesirli olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Telkinde müşahhaslaştırma prensibi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuğa telkin edilecek her iyi ve güzel, o işin bir kısım kahramanlarıyla; her kötülük ve fenalığa karşı koyma da, o sahadaki yiğitlerle misillendirilmelidir. Evet, ona anlatılacak herşeyin, böyle bir kahramanın hayatiyle resmedilmesi, hem çarpıcı hem daha tesirlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gönlün yüce ideallerle donatılması prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuğa fatihlik ruhu aşılanmalıdır. Yani, iyiliklerin ve güzelliklerin neşrinde ve yüce hakikatlerin dünyaya duyurulmasında, kendinin birinci derecede vazifeli olduğu, keza; dünya çapındaki fenalıkların giderilmesinde de yine kendisine çok şey düştüğü telkin edilmelidir. Böylece o, her işi başkasından bekleme; hatta kendine düşen şeyleri bile, ele-âleme havale etme gibi miskinliklerden korunmuş ve kurtarılmış olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatihlik ruhu telkininde bilhassa şu iki noktaya dikkat edilmelidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Bu mevzuda verilecek misallerin kendi tarihimizden, siyer ve meğâzîden alınması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Abartmaya gidilmeden meseleler olduğu gibi anlatılmalı ve katiyyen hakikatler, efsânelere feda edilmemelidir. Aksine, anlattığımız şeylerin şişirilmiş meseleler olduğu er-geç ortaya çıkar ve çocuğun kafasında kurmaya çalışlığımız herşey yıkılır gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İyi ve güzel sözlerle telkin prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Islah ve terbiye yolunda kötü söz ve uygunsuz kelimelere asla yer verilmemelidir. Sövme, lanetleme, küfür gibi, hiçbir terbiye edici hususiyeti olmayan şeylere, sureti katiyyede başvurulmamalıdır. Yoksa farkına varmadan, vazgeçirmek istediğimiz aynı şeyleri ona telkin etmiş ve kendinden küçüklere karşı, bu uygunsuz şeyleri yapabilme iznini vermiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgi ve korku muvazenesi prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sağını solundan tefrik edecek duruma gelen her çocuk, sevgi ve korku muvazenesi içinde ele alınmalıdır. Aslında, her ferdin hayatında, havf-recâ (1) dengesi çok mühim bir unsurdur. Bu muvazene bozulup da, iki şıktan birinin ağır basması ferdin ruhanî hayatında hemen tesirini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, nimet arzusu, azab endişesiyle yan yana; tedip irşatla omuz omuza bulunmalıdır. Faziletli ve başarılı olanlara mükâfat vadedilmeli; etrafa endişe ve korku verenler de ceza ile tehdit edilmelidirler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tedip prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Gerektiğinde, bazı kayıtlarla hafifçe okşama tecviz edilebilir. Nasıl ki, büyüklere belli cürümlerden ötürü dayak cezası veriliyor. Öylede, sağını solundan tefrik edeceği ana kadar vakar ve sevgi atmosferi içinde neş'et eden çocuk, hisab verme çizgisine girdiği andan itibaren, en-son çare olarak hafif okşamakla tedip edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, bunun için bir kısım şartlar vazedilmiştir. Bu şartlar bulunmadıktan sonra bu prensip kullanılmamalıdır. Bu şartları, kısaca şöyle sıralamak mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Çocuğun temyîz çağına varmış olması. Henüz bu devreye ulaşmamışlar için, son prensip terbiye adına ne bir çare, ne de bir vesiledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Bu son çareye kadar, terbiye adına vazedilmiş bulunan bütün prensiplerin kullanılmış olması. Aksine, o son-çare olmaktan çıkar ve doğrudan doğruya terbiye vesilesi olan şeyler arasına girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c- Katiyyen can-yakıcı olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ç- Hafif okşama dahi olsa, hayatî ehemmiyet arzeden noktalardan ve bilhassa yüz den sakınılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mamafih, dayağın sürekti te'sir icra edeceği de, her zaman münakaşa götürür bir mevzudur. Onun terbiyedeki tesiri, daha çok müsekkin'e benzer; muvakkaten ağrıyı dindirse bile, iyi edici değildir. Hele, bazı zamanlar başka karışıklıklara da sebebiyet verir ki, daima titizlik isteyen bir husustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yuvada zıtlıkların bulunmaması prensibi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Terbiye ve irşada, ana-baba'nın uyum içinde olmaları çok mühimdir. Yuvada böyle bir uyum yoksa ve birinin yaptığını öbürü bozuyor; öbürünün söylediğini beriki yalanlıyorsa; çocuğun, her iki terbiyecisine karşı da, itimadının sarsılması ve saygısızlaşması muhakkaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;em&gt;Bütün bu prensiplerden sonra, en mühim husus, hattâ geçen bütün prensiplerin öz'ü diyebileceğimiz bir husus vardır ki; o da, istenen şeylerin aralıksız olarak ve kemâl-i ciddiyetle bütün bir hayat boyu yaşanmasıdır. &lt;/b&gt;&lt;/em&gt;Yani, çocuğun inançlı ve samimi olması için, inanç ve ihlâsın, terbiyecinin her davranışında nümâyân bulunması; mükellefiyetlerini yerine getirmesi için, irşadcısının, derin bir vazife şuur ve idrakine sahip olması; ahlaken mazbut ve saygılı olabilmesi için, yetiştiricilerin kendi büyüklerine karşı bu hususta kusur etmemeleri gerekir. Yeme, içme, yatma, kalkma, hatta giyim kuşam gibi şeylerde, bir öğretici titizliği içinde bulunmaları; sevilmesi arzu edilen şeyler ve şahısların, onların çevrelerinde her an tazimle anılmaları icap eder. İçli ve derin olmaları için, tasaya ve ümitsizliğe götürmeyecek şekilde, mukaddes hüzünlerimizle, içten ve samimî olarak, onlara karşı dertli ve muzdarib olduğumuz anlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebeveyn ve irşatçının, bu husustaki vazifelerine, daha evvelki bahislerde temas edildiği için, bu kadarla yetinmeyi uygun bulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-6935249544277817530?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/6935249544277817530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=6935249544277817530&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/6935249544277817530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/6935249544277817530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_980.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-1029967153971974970</id><published>2011-02-06T13:37:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T13:37:39.060+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;İnanç, bir milleti olgunlaştıran ve sonra da ona devamlılık kazandıran en mühim bir unsurdur. Bir toplum, bütün meselelerini imanla yoğurup imanla şekillendirip ve sağlam inanç kaideleri üzerine oturttuğu nisbette istikrarlı ve gelecekten ümitli olabilir. Aksine, inançsızlığı ve ilhadı nisbetinde de sıkıntı ve buhranlar içinde kıvranır durur ve belki de- maazallah-tarihten silinip gider. Bu itibarla, deyebiliriz ki; talim ve terbiyenin, fertler ve toplumun üzerindeki tesiri, o talim ve terbiye içinde inanca verilen yerle mepsuten mütenasîbdir (doğru orantılı). İnkâr ve ilhad içinde yuvarlanan bir insana, ne denli terbiye verilirse verilsin, semereli ve faydalı olacağı iddia edilemez. Aksine, şirk ve dalâlet yolu, insanı baş aşağı düşüren, hadsiz ızdırablar içinde kıvrandıran ve insanın beline, kafdağından ağır yükler yükleyen musibetli, karanlık ve uğursuz bir yoldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, insan yaratıcısını tanımaz, ona itimat edip dayanmazsa, son derece aciz ve zaif, fevkalade muhtaç ve fakir; bir sürü musibete maruz elemli kederli bir mahlûk ve alâka peyda ettiği bütün sevdiklerinden her an ayrılma ızdırabını çeken ve sonra da tek başına, kendi kaderiyle, kabrin karanlıklarına gömülen zavallı bir varlıktır. Öyle bir zavallı ki, bütün hayatı boyunca, minicik bir iktidar ve sınırlı idaresiyle ardı arası kesilmeyen sonsuz arzu ve isteklerin tahsiline çalışır durur. Ah! Keşke arkasından koşup durduğu şeylerin binde birini elde edebilseydi... Heyhat! O sırtına ve başına yüklediği dünyalar kadar ağır yükler altında ezile ezile ölmeden cehenneme girer ve cehennem azabını tadar. Bu acıklı hal ve dehşetli manevî azabı duymamak için hislerini iptal edip kendini sarhoşluğa vermesi ne acı ve ızdıraplıdır. Ne acı ve ızdıraplı bir haldir ki, çaresizlikten kendinden kaçar ve yalnızdır.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, insan, yüce yaratıcıya kulluk içinde, ona inkiyad etmez ve onun himayesine girmezse, küçük bir mikroptan tut, tâ sârî hastalıklara ve zelzelelere kadar onu çepeçevre sarmış ve hayatına karşı hücum vaziyetini almış binlerce düşmanı olduğunu görür, hisseder ve titrer. Onun pazarında her ses ölümden ve yokluktan bir nefha ve her hâdise kabir ötesi âlemlere aid korkunç mesajlardır. Böylece kabrin dehşet verici karanlıklarına kadar uzayıp giden binbir boğucu hâdise karşısında, yalnız, endişeli ve ümitsiz bu insan, şahsî ızdırab ve acılarının yanında, az çok alâka duyduğu başkalarının elem ve acılarını da ruhunda yaşaya yaşaya tükenir gider. Evet, umumi musibetler, sâri hastalıklar, beşer çapındaki kıtlıklar ve içtimâi hercümerçler gibi bin türlü çalkantılar, dünyayı onun nazarında yaşanmaz bir cehennem, bir gayya haline getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne acıdır ki O, bütün bunlara rağmen merhamet ve şefkate liyakatini kaybetmiş, sevimsiz ve kötü bir maznundur. Zira O,inançsızlığından, kalbî, ruhî tatminsizliğinden herşeyi ters, antipatik ve çirkin görmekte ve herşeye karşı menfî bir tavır almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Nasıl ki bir adam, güzel bir bahçede, fevkalade bir ziyafette ve ahbapları arasında temiz, tatlı, hoş ve meşru bir lezzet ve eğlenceye kanaat etmeyip gayri meşru ve pis bir lezzet için, çirkin ve mülevves şarapları içse, sonra da kendini kış ortasında, uygunsuz bir yerde ve canavarlar içinde tahayyül ederek titrese; bağırıp çağırarak çevresini rahatsız etse ve hatta namuslu mübarek arkadaşlarını bir kısım vahşiler tasavvur ederek onlara hakarette bulunsa; o lezzetli yemekleri ve temiz kapları pis ve murdar görerek, kırsa dökse, ona merhamet ve şefkat edilemez. Öyle de" iradesini kötüye kullanarak inkâr sarhoşluğuna düşen ve kendini binbir hezeyana kaptıran ve netice itibariyle de bütün zevk ve safasını gayri meşru dairede arayan nasipsizlere merhamet edilemez. Aslında onlara merhamet edilse bile, onlar gönüllerini kaptırdıkları, nefis ve hevâ âleminin getirdiği elemlerden daima iki büklüm olacak ve ızdırab çekeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNANÇ yolu ise, insanı huzura, itminana ve ruh âleminde cennetlere ulaştırır. "Dünyayı bir misafirhane, mevcudatı, yüce yaratıcının isimlerinin aynaları ve bütün İlahî sanatları her vakit tazelenen birer mektup" ve birer name gören kimse, fani ve zail şeylerin her zaman gönlünü yaralamasına karşılık, varlığıyla huzura erdiği Zatın mevcudiyetini düşünerek o yaralan tedavi eder ve karanlık vehimlerden kurtulur. Evet, böyle birinin nazarında "Ölüm ve ecel öbür âlemdeki ahbaba kavuşmanın başlangıcı ve asıl vatana bir seyahattir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki hayatın zevk ve lezzetini arayanlar, onu, imanla donatılmış kalplerle aramalı ve kulluk mükellefiyetlerini yerine getirme esasiyle takip etmelidirler. Yoksa bu dairenin dışında zevk ve lezzet arayanlar -kendilerini aldatacak bir kısım şeyler bulsalar bile ızdıraptan ızdıraba düşecek ve bu dünyaya geldiklerine bin pişman olacaklardır. Bu itibarla, "kim dünya hayatını esas maksad yaparak, kendini fâni şeylerin kucağına" atacak olursa, zahiren bir cennet içinde dahi bulunsa manen cehennemdedir. Ve aksine "Kim de, ciddî olarak ebedî hayata yönelirse, dünyası çok fena ve sıkıntılı da olsa" burayı, öbür âlemi bekleme salonu gördüğünden huzurlu ümitli ve mesuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun içindir ki, herşey gibi, talim ve terbiye de, inanç ve kalbin kuvvetine dayandığı sürece, verimli ve semereli olsa bile, inançsızlık, kalbî ve ruhî tatminsizlik içinde verilmek istenen talim ve terbiyenin faydalı olacağını iddia etmek oldukça zordur. Evet, böyle inkârcılar, sera zad gönüllerine esen her fenalığı yapacak, her levsiyata girecek ve zabt u rabt altına alamadıkları nefisleriyle hiçbir kötülükten geri kalmayacaklarından ötürü, iyi güzel ve doğru adına onlara birşey anlatmak mümkün olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere daha tekrar edelim ki; insan ancak inançlarıyla var ve onlarla mutlu ve bahtiyardır. Yüce yaratıcıya inanç ve o inancın bir uzantısı olan öldükten sonra dirilme (ba's-u ba'de-el mevt) ye, dirilip iyiliklerinin mükafatını ve kötülüklerinin cezasını görmeye yakini sayesinde insan, yaşamanın zevkine erer ve geleceğini de garanti altına alır.. Emniyetin, ümidin ve huzurunun remzi olan bu yüce düşünceden uzak kaldığı sürece de, hem kendi dünyasını hem de içinde yaşadığı toplumun dünyasını zindan eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, "insanoğlunun hemen hemen yarısını teşkil eden çocuklar, ancak cennet fikrîyle, onlara çok dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler. Ve yine bu cennet fikriyle (Bu küçük kardeşimiz veya arkadaşımız öldü. Cennetin bir kuşu oldu. Şimdi bizden daha güzel yaşıyordur.) diyerek tam teselli bulabilirler. Yoksa, her vakit etrafında kendileri gibi çocukların" veya büyüklerin vefatlarını gören o zayıf ve biçâre yavrular, kırılan mukavemetleri ve sarsılan kuvve-i ma'neviyeleri, yıkılan kalp, ruh ve akıllarının enkazı altında mahvolup gidecekti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yine, takriben "beşerin yarısını teşkil eden ihtiyarlar, sadece ahiret inancıyla, çok yakınlarına kadar sokulan kabre karşı tahammül ve çok alâkadar oldukları hayatlarının sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına karşılık, evet, bu en dehşetli ümitsizliklerini ancak âhiret inancıyla yenebilirler. Yoksa şefkate çok muhtaç, sükûnet ve itminana çok hâhişkâr o muhterem" anne ve babalar; nene ve dedeler ruhlarının feryadı ve kalplerinin efganıyla dünyayı bir matem haneye çevireceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yine, insanlığın büyük bir bölümünü oluşturan ve içtimaî hayatın mühim bir rüknü sayılan "Gençler, hissiyatlarının taşkınlık ve aşırılığı ve çok ifratkâr bulunan nefislerinin tecavüz ve tahribini, ancak ve ancak hesap ve cehennem düşüncesiyle" frenleyebilirler. Yoksa büyük bir kısmı itibariyle o delikanlılar, azgınlaşmış ruhlarıyla, zavallı âciz ve zayıflar için bu dünyayı cehenneme çevireceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun gibi, yuvanın emniyet ve huzuru; köy, kasaba ve şehirlerin âsâyiş ve sükûneti sadece ve sadece kalbi ve ruhu itibariyle yetişmiş, Allah'a ve ahirete inanmış nesiller sayesinde kabildir.. (1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, "Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır;&lt;br /&gt;Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.&lt;br /&gt;Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdanın;&lt;br /&gt;Ne irfanın kalır tesiri kat'iyyen ne vicdanın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu yüce prensiplere inanç, bir elmas gerdanlık gibi çocuğun boynuna takıldıktan ve ruhunun dudaklarına ulaştırıldıktan sonra, temkinli, tedbirli ve vicdanlarının emrine girmiş anne ve babalar, inançlarının gereğini yerine getirir, ibadet temrinatıyla (eksersiz) inandıkları şeylerin etrafında tahşidat (yığınak) yapar ve yeme içme, yatma ve hatta hava alma gibi cismin tabii ihtiyaçlarına benzer şekilde, onun kalb ve ruhunun gıdalarını aksatmadan verir, yani namazına, orucuna ve başkalarına yapacağı yardıma onu tutup götürür ve hassasiyeti, titizliği, ürpertileriyle yavrunun iç âlemine daima ümit ve saygı salar, nihayet onun ruhuna üflediği ilâhi soluklarla onu, ikinci bir fıtrata ulaştırıp, sonra da her ilerleyiş ve başarısına mükâfat, her sakatlık ve sapmasına da uygun birer ceza vererek tergîb ve terhîb düşüncesine göre hareket ederse, ona karşı vazifelerin büyük bir kısmını yerine getirmiş olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir tomurcuk gibi açılan ve uyanan çocuk ruhu, yaş ve idrak seviyesine göre, tıpkı bir mama gibi ayarlanmış, kalb ve ruhunun gıdalarını komprimeler halinde başucunda bulursa, bunalımlara düşmekken ve sefil zebil olmaktan kurtulur. Aksine, her yaş ve seviyenin gerektirdiği gıdayı alamazsa, kalbi" ve ruhî buhranlara sürüklenmeden kurtulamaz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki yıllarda, mevzuumuzla alâkalı malzeme ve materyal bulup buluşturmak ve gerekli terkipleri yaparak çocuğa takdim etmek bir hayli müşkül idi. Oysaki günümüzde tevhid ve haşre dair, o kadar risale ve risalecikler meydana getirildi ki, her anne-baba ve mürebbi, hemen hemen bu türlüsünü her yerde bulup istifade edebilirler. (2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar talim ve terbiye adına en hayati meseleler üzerinde durduk. Evet, çocuğun ruhen beslenmesi, kalbi istikrara kavuşması ancak inançla olur. İnançsız her gayret beyhudedir. Çeşitli san'at dallarına gelince, onlar, birer tali mesele olmaları ve başkaları tarafından çokça üzerlerinde durulmaları itibariyle, doğrudan doğruya şimdilik o hususa temas etmeyi düşünmüyoruz. Yalnız şu kadarım söyleyelim ki, çocuklar, san'at mevzuunda istidat ve kabiliyetlerine ve biraz da insiyaklarına bırakılmalıdırlar. Ne ilim sahasında ne de çeşitli zanaatlarda insiyak ve istidatlarının dışında sevmedikleri ve arzu etmedikleri şeylere katiyyen zorlanmamalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuva için söylediğimiz bu hususlar ayniyle mektep için de bahis mevzuudur. Ne var ki, o geniş bahsi ilerdeki bölümlerde, derince ele alacağımızdan, burada hem yuva hem de mektep için, yetiştirme ile alâkalı bir kısım meseleleri takdimle iktifa edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Son paragraflarda mana bakımından derce dilmiş sayılan bazı bölümleri ciddi değişiklik gördüklerin, den tırnak içine almadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2) Mevzuların sonunda bu hususla alâkalı küçük bir kitap listesi takdim etmeyi düşünüyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-1029967153971974970?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/1029967153971974970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=1029967153971974970&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1029967153971974970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/1029967153971974970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_7821.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-3538416294134562698</id><published>2011-02-06T13:36:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T13:36:59.515+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;b&gt;Öğrenme çağı ve öğretme ameliyesi: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun, maddi manevi donatımının iki şekilde yapılabileceğine, geçen bölümlerde işaret edilmişti: 1- Onu öğrenmeye mecbur tutmadan, ailenin hal ve dil yoluyla, onun duygularına takdim etdiği derslerdir ki, çocuk bunları farkına yarmadan, havayı teneffüs ettiği gibi teneffüs eder. 2- Onu öğrenmeye mecbur tutarak, her yaş için gerekli usul ve metodlarla, onun daha evvel gördüğü ve görmediği şeylerin belletilmesidir ki, bu şık da, ona vermeyi planladığımız şeyler, daha çok hazırlanıp önüne konan yemeklere benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci şıkda, anne ve baba, gönülden bağlı bulundukları en ideal hayat tarzını, gergef işler gibi, yaşar, anlatır ve gösterirler. Böylece çocuk için olan olur. İkinci şıkda ise, her yaş ve seviye için verilecek şeylerin hazırlanması, hatta komprime haline getirilmesi; takdim usulü ve takdimde kullanılacak dil, her birerleri başlı başına birer mevzudur ve hepsine riayet edilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun, eşya ve hadiseler karşısında uyarılarak, bir kısım şeyleri öğrenmeye mecbur tutulduğu bu dönemde, mekteb de devreye girer ve ailenin yanında yerini alır. Bunun tabii bir neticesi olarak da, ailenin vazifesi ikişelir: 1- Yuvada çocuğu görüp gözetme. 2- Onun mektebdeki durumunu kontrol etme.. Her iki vazife de çok mühim ve hususi titizlik istemektedir. Zira, o güne kadar yavruda verilen şeyler hassasiyetle korunmaz ve yaş farkıyla, kazanılan idrake göre yeni şeyler ilave edilmezse, çocuğun hiçbir işe yaramayacak şekilde tefessüh etmesi kuvvetle muhtemeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yuva her güzel şeyin özünü bir tohum gibi onun ruhuna ektikten sonra, mekteb, bu ilk ameliyenin tamamlayıcısı, geliştiricisi ve koruyucusu olmalıdır. Aksi halde, yuvadaki bütün gayretler boşa gideceği gibi, dün. verilenlerle, bugünkülerin birbirini nakzetmesi de, çocuğu bütün bütün şaşkına çevirecekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Öğrenme için belli bir yaşa ulaşılması şartdır. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun yuvadaki ilk devreleri için belli bir yaş bahismevzuu olmasa bile, (talim ve terbiye) devresi dediğimiz bu ikinci dönemde, behemehal çocuğun belirli bir yaşa gelmesi zaruridir. Aksine, çok erken yaşlarda, ona birşeyler vermeye kalkmak ve hele hiçbir şey anlayamadığı mevzuları ezberletmeye çalışmak, onu bir papağan yapmakdan başka birşeye yaramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki onun, o basit anlayışıyla çevresini tecessüsten elde etdiği şeylere ışık tutmak, ad koymak, yani konuşma ve davranışlarımızdan sezebildiği mübhemleri aydınlatmak ve onun bütün intibalarına tercüman olmak; Allah, Peygamber demek ve dedirtmek de, katiyyen ihmal edilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyecilerce mecburi öğrenme devresi olarak yedi yaş dolayları kabul edilir. Çocuk yedi yaşına girince, o güne kadar görüp duyduğu, hissedip kavradığı şeylerin ötesinde, kendisine bir kısım emir ve teklifler götürülür. On yaşına girince de, biraz daha ciddtyetle işin üzerinde durulur. Ve hatta ihtiyaca göre, te'dib bile edilebilir. Bunun böyle olması umumi ve objektiftir. Vakıa bu sınırlar içinde mütalaa etmemize imkan olmıyan müstesna kabiliyetler de az değildir. Onların içinde, yedi yaşında kitabları ezberleyenler; onbeş yaşında içtihad edenler; yirmi yaşında çağ açıp, çağ kapayanlar; büyük cihangirler ve hatü kaşifler ve kanun yazıları da çıkmıştır ki, talim ve terbiye için mecburi yaş sınırı kabul ettiğimiz, yedi-on yaşlarını onlara tatbik etmemize imkan yoktur. Herhalde, onlar, daha önceden keşfedilerek, umumi istidatlarına göre, değişik yol ve metodlarla ele alınmaları uygun olur.&lt;br /&gt;Bir de bu arada, (buluğ-çağı) dediğimiz teklif devresi vardır ki, o da umumiyet itibariyle onbeş yaşı olarak kabul edilmiştir. Bu devre çocuğun mükellefıyet ve sorumluluk devresidir. Bu devrede vaadler ve tehditler; mükâfat ve ceza tatbikleri başlar ki, bununla o güne kadar çocuğa verilen şeylerin, onun ruhunda değişik yön ve "yöntemlerle" yeniden sağlamlaştırılması ve silinmez hale getirilmesi temin edilmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İlk öğretilecek şeyler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İlk defa çocuğa, din, dil, milli yapı ve milli karekter öğretilerek, ona göre içtimaileştirilmesi ve içinde yaşadığı devrin şartlan nazar-ı itibara alınarak, ruh köküne sımsıkı bağlılık içinde, ilimler adına inkılabçı, daha doğrusu daimi bir dirilişle hep yeni ve hep taze bir anlayışa ulaştırılması ve orada korunması; sonra da, bu noktadan hareketle, san'at, ticaret, ziraat, ilim ve teknik gibi meselelere alıştırılması, adabte edilmesi sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzedilen hususları şu şekilde takdim etmek mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; Ferdin iç istikameti, yaratıcı karşısındaki durumu, inançları ve mükellefiyetleri gibi (Farz-ı ayn) olan şeyler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Ticaret, ziraat, san'at gibi çeşitli mesleklere ait bilinmesi gerekli ve lüzumlu olan (Farz-ı kifaye) gibi şeyler. Buna millet ve toplumun hayat, istikamet ve izzetli yaşaması için, bilmesi zaruri olan şeyleri de ilave edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir toplumun güven içinde yaşıyabilmesi, geçmişi geleceğe bağlayarak, yeni yeni çok buutlu dünyalar kurabilmesi, ancak bu ilk esaslarla mümkün olacaktır. Cihanı fetheden en güçlü ordular ve dünyayı saltanat sınırlarına dar gören tacdarlar, arzedilen hususlar karşısındaki hassasiyetleri nisbetinde, uzun ömürlü olabilmişlerdir. Aksine, bu hususlardan birinde gösterdikleri ihmal nisbetinde de -belli bir meselede çok sivrilseler bile- varlıklarını koruyamamış ve çabucak silinip gitmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir toplumun ahenk içinde ve sürekli olarak varlığını sürdürmesi inanç ve ibadete; inanç ve ibadetin yanında san'at, ticaret ve ziraata; bunların yanında da devletler arası dünya muvazenesinde yerini alma gayret ve çabasına bağlıdır. "Bütün inananların topdan seyre çıkmaları doğru değildir. Her toplulukdan bir cemaat, dini iyice öğrenmesi ve (sefere giden) kavimleri kendilerine döndükleri zaman (kaçınılması gerekli ve zaruri olan şeylerden onların) kaçınmaları için (uyarıda bulunmaları) behemehal gereklidir." (k)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir toplum, alim, münevver ve yetişmiş kadrolarıyla fatih ordulara rehber; san'at ve ticaret erbabına mürşid ve bütün hayati meselelere öncüler yetiştirmiyorsa o toplum mefluç ve gelecek adına talihsiz ve nasibsizdir. Bundan dolayıdır ki; dünya işlerinin ihenk içinde yürümesi için gerekli olan şartların bilinmesi (Farz-ı kifiye) sayılmış ve bu şartların bütünüyle terk edildiği bir topluma mücrim nazarıyla bakılmıştır. Masum bir toplum, vicdanının duruluğu, ledünniyatının derinliği ve samimi kulluğunun yanında, kunduracılıktan terziliğe, ondan çiftçiliğe ve ondan da sanayiin bütün dallarına kadar her sahada var olan; hatta İmanı-i Gazali'nin ifadesine göre, her meslekte maharetli, yani, günümüzün anlayışıyla, mütehassıs insanlara sahip bulunan toplumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, fertleri, iç-aydınlığa, vicdani safvete erememiş bir toplum masum olamayacağı gibi, sanattan ticarete; ondan ziraata, ondan da askerliğe; hatta teknik ve teknolojinin en ince teferruatına kadar -mesaileri tanzim suretiyle- herşeyi kucaklamayan bir toplum da masum değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-3538416294134562698?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/3538416294134562698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=3538416294134562698&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3538416294134562698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/3538416294134562698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri_06.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-4014464094389389379</id><published>2011-02-06T13:35:00.002+02:00</published><updated>2011-02-06T13:36:28.524+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki bolümde, çocuğun tecessüsleri, etrafında cereyan eden hâdiselerin onun üzerindeki tesiri ve anne babanın şefkati üzerinde durulmuş idi ki; çocuğun içtimaîleşmesi mevzuunda, bu iki hususun arz ettiği ehemmiyet cidden büyüktür. Yuva, bu iki mühim vazifeyi yerine getirdiği takdirde, daha sonra çocuğa verilmesi planlanan şeylerin, arızamız olarak verilebileceği, kısmen kolaylaşmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir kere daha tekrar edelim ki; çocuğun en çok tesirinde kalacağı, duyup uygulanacağı ders, yuvanın, bir kalb gibi ahenkli ve ritmik işleyişinden aldığı derstir. Buna, anne ve babanın sıcak şefkatleri de eklenince, gayri çocuk bütün bir hayat boyu, bu yumuşak atmosferde görüp duyduğu şeylerin tesirinde kalır gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, şunu da hemen kaydedelim ki; terbiyede, şefkatin ağırlığı ve tesiri kadar, onun çocuklar arasında müsavi ve adilâne olması da ehemmiyet arz etmektedir. Çocukların, dengeli ve mutedil olmaları ve anne babanın da onların nazarında saygılı kalmaları için, şefkatte adalet ve müsavat şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardan birine, birşey alınırken, beriki katiyyen ihmal edilmemelidir. Biri kucaklanıp bağra basılırken diğeri bundan mahrum bırakılmamalıdır. Aksi yapılacak olursa çocuklar, hem anne-babalarına karşı hem de kardeşlerine karşı huysuzlaşırlar. Böyle huysuz çocuklar ise, yuvada devamlı huzursuzluk çıkaracakları gibi, terbiye adına gösterilen ve anlatılan şeylerden de istifade edemeyeceklerdir. Ve hele, kıskançlıktan kıvranıp duran yaramaz gönülleri, onları bir kısım kötülüklere zorlayacaktır ki; (maazallah) neticede cinayet işlemeleri bile melhuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nebi (s) evlatlarının, kıskançlık duydukları kardeşlerine karşı giriştikleri uygunsuz ve sevimsiz teşebbüsler, kıskandırılmış kardeşleri, huysuzlaşmasını göstermesi bakımından oldukça manidardır. Habil ve Kabil'in yüreklere oturan acıklı seren-câmelerinden, Hz. Yusuf (s) dramına kadar, nice vaka'lar vardır ki arkasında hep böyle ehemmiyetsiz bir kıskançlık yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka, yuvanan hakkâniyetinden kuşkuya düşer, çocuklar, yavaş yavaş yuvada:: soğumağa ve hatta uzaklaşmağa başlarlar. Anne-babasına karşı itimadı sarsılmış ve yuvadan tatmin olmamış çocukların, dışta mesned ve sığınacak bir yer aramaları gayet normaldir. Nefrete bina edilen böyle bir ayrılık ise, beraberinde bir kısım sapkınlıklar getirir ki; modern usullerle yapılan araştırmalara göre, büyük bir nisbette toplum ve aile düşmanları, bunların arasından çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefkat mevzuuna ilave edilecek diğerbir husus da, daima çocukların içinde ve yanında bulunmaktır. Onların psikolojik durumlarını kavramak, infiallerine ve alınganlıklarına şahit olmak için, onlarla haşr u neşr olmak şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her anne ve babanın, hayatlarının belli bir bölümünü onlara tahsis etmeleri ve bu süre içinde onlarla düşüp kalkmaları tıpkı büyük insanlar gibi, onları;: meseleleriyle alâkadar olmaları ve hatta onların, o basil dünyaları içinde ehemmiyet atfettikleri, oyun, eğlence ve diğer meşgalelerini titizlikle takibe koyulmaları; yatma ve uygunsuz bulunma saatlerinin dışında, yatak odalarına kadar, her yere rahatça, girip çıkmalarına izin vermeleri, onlarda şahsiyetin teşekkülü ve umulan bir kısım şeylerin alınması için elzemdir. Aksine, onların hususî dünyalarına girmeden, onları insan yerine koymadan, ne içtimaileşmeleri ne de terbiye adına onlardan birşeyler alınması asla bahis mevzuu olamaz. Onlara söz geçirmenin ve hükmetmenin yolu, onları insan yerine koyma ve onlarla haşır haşır, neşir olmaya bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevzuda, şu hususlara titizlikle riayet edildiği takdirde netice alınacağı kanaatindeyiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; Yanlarına uğranıldığında ve ayrılırken (selâm) verilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Evin içinde, kendilerine hususî bir yer ve bazı şeylerin tahsis edilmesi (oda, yatak ve dolap gibi şeyler..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Onların kendi seviyelerindeki iş ve eğlencelerinin, yürekten, fakat seviyeli olarak takip edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-&lt;/b&gt; Büyüklere yapıldığı gibi, sık sık hal ve hatırlarının sorulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5-&lt;/b&gt; Hastalandıklarında ziyaret edilerek, dertlerinin paylaşılması ve teselli edilmeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6-&lt;/b&gt; Yer yer kucağa alınmaları, öpülme-leri ve hatta başlarda, omuzlarda gezdirilmeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7-&lt;/b&gt; Hoşlarına gidecek güzel ve tatlı isimler takılması ve bu isimlerle çağırılmaları. Ve bilhassa, bu isimlerin, onlarda yiğitlik ve kahramanlık hislerini uyaracak şekilde seçilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8-&lt;/b&gt; Meşru dairedeki oyun ve eğlencelerinde hususiyle ilerdeki hayatlarına esas teşkil edecek olan oyun ve eğlencelerinde serbest bırakılmaları ve hattâ bilmedikleri bazı şeylerin öğretilmesiyle kendilerine yardımda bulunulması ve bu cümleden olarak daha bir sürü şey..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ona değer verip insan yerine koyduğumuz müddetçe, onu yükseltmiş ve içtimaileştirmiş oluruz. Aksine, değersiz gördüğümüz veya hayatına hacir (1) koyduğumuz sürece de, onu köreltmiş ve onun için fazilete giden yollan tıkamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında böyle bir davranış, sadece çocuklar için değil; büyükler için de bahis mevzuudur. Hangi insan vardır ki, kendisine ehemmiyet atfedildiği, değer verildiği zaman uysallaşmaz ve te'sir altına girmez. Ve yine hangi insan vardır ki, ehemmiyet verilmediği ve horlandığı zaman huysuzlaşmaz. Ne var ki, bu durum çocuklarda daha bariz, daha "belirgin"dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevzuu bağlarken, son bir hususu daha belirtmede fâide mülahaza ediyorum: Çocuklar evin içinde daimi bir af ve müsamaha melteminin, esip durduğunu hissetmelidirler. Çocukluk fıtrat ve tabiatının gereği olarak yaptıkları bazı işlerden ötürü, her zaman affedilme ve bağışlana bilme inancı içinde bulundurulmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların, evin içinde bazı şeyleri kırmaları, bazı şeyleri bozmaları ve çevreyi kirletmeleri gayet tabiidir. Bu mevzuda azarlama veya tekdir etme yerine, kırıp bozdukları veya kirlettikleri şeyleri, onlarla müşterek olarak tamir edip eski haline getirme, temizleyip yerine koyma daha uygun olacaktır. Böyle bir davranış, hem onlara ne yapmaları gerektiğini öğretme, hem de gönüllerini fethetmeye badi olacaktır. Altına idrar yaptı veya bir bardak kırdı diye dövülen çocuk yetim, bunu yapanlar da anne-baba olmadan fersah fersah uzak talihsizlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, çocukların hayatlarına ortak olmak, onların eğlence ve neşelerini paylaşmak; teessür ve acılarına iştirak etmek, anne ve babayı onların nazarında saygı-değer birer abide haline getirir. Aksine, onlarla haşr u neşr olmama, onların hayatına inmeme, çocuk için bir bahtsızlık, anne ve baba için de bir görgüsüzlük ve bir şekavettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Hacir: Birisine birşeyi yasak etmek, malınıkullanmaktan men etmek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-4014464094389389379?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/4014464094389389379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=4014464094389389379&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4014464094389389379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/4014464094389389379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-gencligin-problemleri.html' title='Gençlik: Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-7243281703575474806</id><published>2011-02-06T13:35:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T13:35:53.044+02:00</updated><title type='text'>Gençlik: Gençlik Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki bolümde, çocuğun tecesÂ&amp;shy;süsleri, etrafında cereyan eden hâdiselerin onun üzerindeki tesiri ve anne babanın şefkati üzerinde durulmuş idi ki; çocuğun içtimaîleşmesi mevzuunda, bu iki hususun arz ettiği ehemmiyet cidden büyüktür. YuÂ&amp;shy;va, bu iki mühim vazifeyi yerine getirdiği takdirde, daha sonra çocuğa verilmesi planÂ&amp;shy;lanan şeylerin, arızamız olarak verilebileceÂ&amp;shy;ği, kısmen kolaylaşmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir kere daha tekrar edelim ki; çocuğun en çok tesirinde kalacağı, duyup uygulanacağı ders, yuvanın, bir kalb gibi ahenkli ve ritmik işleyişinden aldığı derstir. Buna, anne ve babanın sıcak şefÂ&amp;shy;katleri de eklenince, gayri çocuk bütün bir hayat boyu, bu yumuşak atmosferde görüp duyduğu şeylerin tesirinde kalır gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, şunu da hemen kaydedelim ki; terbiyede, şefkatin ağırlığı ve tesiri kadar, onun çocuklar arasında müsavi ve adilâne olması da ehemmiyet arz etmektedir. Çocukların, dengeli ve mutedil olmaları ve anne babanın da onların nazarında sayÂ&amp;shy;gılı kalmaları için, şefkatte adalet ve müsavat şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardan birine, birşey alınırken, beÂ&amp;shy;riki katiyyen ihmal edilmemelidir. Biri kuÂ&amp;shy;caklanıp bağra basılırken diğeri bundan mahrum bırakılmamalıdır. Aksi yapılacak olursa çocuklar, hem anne-babalarına karÂ&amp;shy;şı hem de kardeşlerine karşı huysuzlaşırÂ&amp;shy;lar. Böyle huysuz çocuklar ise, yuvada deÂ&amp;shy;vamlı huzursuzluk çıkaracakları gibi, terbiÂ&amp;shy;ye adına gösterilen ve anlatılan şeylerden de istifade edemeyeceklerdir. Ve hele, kıskançlıktan kıvranıp duran yaramaz gönülleri, onları bir kısım kötülüklere zorlayacaktır ki; (maazallah) neticede cinayet işÂ&amp;shy;lemeleri bile melhuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nebi (s) evlatlarının, kıskançlık duyÂ&amp;shy;dukları kardeşlerine karşı giriştikleri uyÂ&amp;shy;gunsuz ve sevimsiz teşebbüsler, kıskandırılÂ&amp;shy;mış kardeşleri, huysuzlaşmasını göstermesi bakımından oldukça manidardır. Habil ve Kabil’in yüreklere oturan acıklı seren-câmelerinden, Hz. Yusuf (s) dramına kaÂ&amp;shy;dar, nice vaka’lar vardır ki arkasında hep böyle ehemmiyetsiz bir kıskançlık yatmakÂ&amp;shy;tadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka, yuvanan hakkâniyetinden kuşkuya düşer, çocuklar, yavaş yavaş yuvada:: soğumağa ve hatta uzaklaşmağa başlarlar. Anne-babasına karşı itimadı sarsılmış ve yuvadan tatmin olmamış çoÂ&amp;shy;cukların, dışta mesned ve sığınacak bir yer aramaları gayet normaldir. Nefrete bina edilen böyle bir ayrılık ise, beraberinde bir kısım sapkınlıklar getirir ki; modern usullerle yapılan araştırmalara göre, büyük bir nisbette toplum ve aile düşmanları, bunlaÂ&amp;shy;rın arasından çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefkat mevzuuna ilave edilecek diğerbir husus da, daima çocukların içinde ve yanında bulunmaktır. Onların psikolojik durumlarını kavramak, infiallerine ve alınÂ&amp;shy;ganlıklarına şahit olmak için, onlarla haşr u neşr olmak şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her anne ve babanın, hayatlarının belli bir bölümünü onlara tahsis etmeleri ve bu süre içinde onlarla düşüp kalkmaları tıpkı büyük insanlar gibi, onları;: meseleleÂ&amp;shy;riyle alâkadar olmaları ve hatta onların, o basil dünyaları içinde ehemmiyet atfettikleri, oyun, eğlence ve diğer meşgalelerini titizlikle takibe koyulmaları; yatma ve uyÂ&amp;shy;gunsuz bulunma saatlerinin dışında, yatak odalarına kadar, her yere rahatça, girip çıkÂ&amp;shy;malarına izin vermeleri, onlarda şahsiyetin teşekkülü ve umulan bir kısım şeylerin alınması için elzemdir. Aksine, onların hususî dünyalarına girmeden, onları insan yerine koymadan, ne içtimaileşmeleri ne de terbiÂ&amp;shy;ye adına onlardan birşeyler alınması asla bahis mevzuu olamaz. Onlara söz geçirmeÂ&amp;shy;nin ve hükmetmenin yolu, onları insan yeriÂ&amp;shy;ne koyma ve onlarla haşır haşır, neşir olmaya bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevzuda, şu hususlara titizlikle riayet edildiği takdirde netice alınacağı kanaatindeyiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1 -&lt;/b&gt; Yanlarına uğranıldığında ve ayrılırÂ&amp;shy;ken (selâm) verilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Evin içinde, kendilerine hususî bir yer ve bazı şeylerin tahsis edilmesi (oda, yatak ve dolap gibi şeyler..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Onların kendi seviyelerindeki iş ve eğlencelerinin, yürekten, fakat seviyeli olaÂ&amp;shy;rak takip edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-&lt;/b&gt; Büyüklere yapıldığı gibi, sık sık hal ve hatırlarının sorulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5-&lt;/b&gt; Hastalandıklarında ziyaret edileÂ&amp;shy;rek, dertlerinin paylaşılması ve teselli edilÂ&amp;shy;meleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6-&lt;/b&gt; Yer yer kucağa alınmaları, öpülme-leri ve hatta başlarda, omuzlarda gezdirilÂ&amp;shy;meleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7-&lt;/b&gt; Hoşlarına gidecek güzel ve tatlı isimler takılması ve bu isimlerle çağırılmaları. Ve bilhassa, bu isimlerin, onlarda yiğitlik ve kahramanlık hislerini uyaracak şekilde seçilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8.&lt;/b&gt; Meşru dairedeki oyun ve eğlenceÂ&amp;shy;lerinde hususiyle ilerdeki hayatlarına esas teşkil edecek olan oyun ve eğlencelerinde serbest bırakılmaları ve hattâ bilmedikleri bazı şeylerin öğretilmesiyle kendilerine yardımda bulunulması ve bu cümleden olarak daha bir sürü şey..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ona değer verip insan yerine koyduğumuz müddetçe, onu yükseltmiş ve içtimaileştirmiş oluruz. Aksine, değersiz gördüğümüz veya hayatına hacir (1) koyduÂ&amp;shy;ğumuz sürece de, onu köreltmiş ve onuniçin fazilete giden yollan tıkamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında böyle bir davranış, sadece çocuklar için değil; büyükler için de bahis mevzuudur. Hangi insan vardır ki, kenÂ&amp;shy;disine ehemmiyet atfedildiği, değer verildiÂ&amp;shy;ği zaman uysallaşmaz ve te’sir altına girÂ&amp;shy;mez. Ve yine hangi insan vardır ki, ehemÂ&amp;shy;miyet verilmediği ve horlandığı zaman huysuzlaşmaz. Ne var ki, bu durum çocuklarÂ&amp;shy;da daha bariz, daha “belirgin”dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevzuu bağlarken, son bir hususu daha belirtmede fâide mülahaza ediyorum: Çocuklar evin içinde daimi bir af ve müsaÂ&amp;shy;maha melteminin, esip durduğunu hissetÂ&amp;shy;melidirler. Çocukluk fıtrat ve tabiatının geÂ&amp;shy;reği olarak yaptıkları bazı işlerden ötürü, her zaman affedilme ve bağışlana bilme inancı içinde bulundurulmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların, evin içinde bazı şeyleri kırÂ&amp;shy;maları, bazı şeyleri bozmaları ve çevreyi kirletmeleri gayet tabiidir. Bu mevzuda azarlama veya tekdir etme yerine, kırıp bozÂ&amp;shy;dukları veya kirlettikleri şeyleri, onlarla müşterek olarak tamir edip eski haline geÂ&amp;shy;tirme, temizleyip yerine koyma daha uyÂ&amp;shy;gun olacaktır. Böyle bir davranış, hem onÂ&amp;shy;lara ne yapmaları gerektiğini öğretme, hem de gönüllerini fethetmeye badi olacaktır. Altına idrar yaptı veya bir bardak kırdı diÂ&amp;shy;ye dövülen çocuk yetim, bunu yapanlar da anne-baba olmadan fersah fersah uzak talihsizlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, çocukların hayatlarına orÂ&amp;shy;tak olmak, onların eğlence ve neşelerini paylaşmak; teessür ve acılarına iştirak etÂ&amp;shy;mek, anne ve babayı onların nazarında saygı-değer birer abide haline getirir. Aksine, onlarla haşr u neşr olmama, onların hayaÂ&amp;shy;tına inmeme, çocuk için bir bahtsızlık, anÂ&amp;shy;ne ve baba için de bir görgüsüzlük ve bir şekavettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Hacir: Birisine birşeyi yasak etmek, malınıkullanmaktan men etmek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-7243281703575474806?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/7243281703575474806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=7243281703575474806&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7243281703575474806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/7243281703575474806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclik-genclik-gencligin-problemleri.html' title='Gençlik: Gençlik Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-994586281969788519</id><published>2011-02-06T13:34:00.002+02:00</published><updated>2011-02-06T13:35:21.895+02:00</updated><title type='text'>Gençlik:Gençliğin Problemleri</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Geçen bölümün sonuna doğru, çocuÂ&amp;shy;ğun yuvadaki ilk günlerine dikkati çekmiş ve ehemmiyeti üzerinde durmuştuk. Bu bölümde ise, yuvaya ait iki mühim hususu ele almak istiyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Çocuğun görme ve duyma atmosfeÂ&amp;shy;rine akseden şeylerin müsbet, temiz ve öğÂ&amp;shy;retici olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Yetiştirme adına çocuklara karşı verilecek her hizmetin şefkat ve samimiÂ&amp;shy;yetle eda edilmesidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, daha ilk dünyaya gelişiyle etÂ&amp;shy;rafında olup biten şeyleri tecessüse koyuÂ&amp;shy;lur. Ancak, onun eşya ve hâdiselerle bileÂ&amp;shy;rek münasebete geçmesi, temyiz dönemiyle başlar. Bu devrede o, hem etrafındaki deÂ&amp;shy;ğişik renk ve keyfiyetleri, hem de kendi benlik ve şahsiyetini sezerek, çevresinde olup bitenlerle, için-intibaları arasında, meÂ&amp;shy;kik gibi gelir gider ve birşeyler anlamaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun zevkleri, acıları, hüsn-ü kaÂ&amp;shy;bulleri ve reaksiyonları bütünüyle bu devÂ&amp;shy;rede belirmeye başlar. Çevresinde cereyan eden şeylerin hoş ve güzel olanları, herkes gibi onu da sevindirir; üzücü, zevksiz ve çirÂ&amp;shy;kin olanları ise, müteessir eder. Bu itibarla da, etrafıyla daimî münasebette olan ruhuÂ&amp;shy;nun, daimî teessür ve daimî hazları olur. O, minicik görme ve işitme uzuvlarıyla her an hâdiselerin içine girer ve ruhuna yeni yeni bilgiler kazandırır. Bu yolla, her gördüğü ve işitip bellediği şey, ilerde benliğini kurÂ&amp;shy;mağa yarayan malzeme olarak, şuur-altına taşınır durur. Evet, durmadan iç-âlemindir. Petekleşen bu şeyler, ilerde onun benlik veşahsiyetini oluş duracakları gibi, bütün bir hayat boyu onun hareketlerini baskı altınÂ&amp;shy;da bulundurarak ona, menfi, müsbet istikaÂ&amp;shy;met ve yön de verecektir. Denebilir ki; inÂ&amp;shy;sanın müstakbel hayatında, davranışlarına en çok te'sir eden şeylerden biri şüphesiz şuur-altı birikimleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice birikimler vardır ki; altınoluklarla yavrunun içine akıtılmış kevserler gibiÂ&amp;shy;dir. Bu birikimler; onun iç-âlemini, ünsiyetin, vefanın, sevginin barındığı bir cenÂ&amp;shy;nete çevirir. Ve, nice birikimler vardır ki, siyahtır, zifttir, bulaşıktır; çocuğun gönlüÂ&amp;shy;nü vahşetin, kinin, nefretin kol gezdiği bir gayya&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1)&lt;/span&gt; hâline getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun içindir ki, bu dönemde yuvanın, çocuk karşısındaki tavrı çok mühimdir. Yuva, ona neyi gösterir; neyi işittirir ve neÂ&amp;shy;yi anlatırsa, yavru onunla kendi benlik ve şahsiyet peteğini örmeye çalışır. Evet, çoÂ&amp;shy;cuk, içinde doğup büyüdüğü yuvanın çocuğu olarak gelişir ve şekillenir. Biz farkına varalım, varmayalım, o, telkinlerimizden daha çok, yuvada gördüğü ve duyduğu şeyÂ&amp;shy;lerin tesirinde kalarak, benlik ve şahsiyete erer. Vakıa, telkinin de yavruya kazandıÂ&amp;shy;racağı pek çok şey vardır ama bunlar hiçÂ&amp;shy;bir zaman onun göz ve kulak yoluyla yuvadan aldığı, sessiz öğütleri kadar tesirlideğildir. Belki telkinin gerçek tesiri de, yuÂ&amp;shy;vada verilen şeylerin üzerine bina edildiği nikbettedir. Yuvadan destek görmeyen bir telkin, zayıf ve tesirsiz; yuvada verilenlere ters bir telkin ise, çocuğun ileride bunalımÂ&amp;shy;lara sürüklenmesine vesile olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir taraftan aile hayatındaki düÂ&amp;shy;zensizlik ve huzursuzluklar, beri taraftan da dürüstlük, ahlâk ve fazilet telkinleri, zaÂ&amp;shy;vallı çocuğu lâubalîve huysuz kılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakımdan anne, baba ve evdeki diÂ&amp;shy;ğer büyükler, kendilerini her an gözeten ve gördüğü duyduğu şeyleri, kendi ölçüleri içinde değerlendiren çocuğun mevcudiyetiÂ&amp;shy;ni bir lâhza hatırdan çıkarmamalıdırlar. HaÂ&amp;shy;tırdan çıkarmamalıdırlar, çünkü çocuk yuÂ&amp;shy;vada bir talebe ve bu talebenin en çok tesiÂ&amp;shy;rinde kalacağı dersler de çevresinde görüp duyduğu şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, yavrunun nasıl olması arzu ediliyorsa, behemehal öyle olunmalıdır. YaÂ&amp;shy;ni, aile muhitindeki hayat akışı, çocuğun tasavvur edilen geleceğiyle sımsıkı alâkaÂ&amp;shy;lı olmalıdır. Ve onun atmosferi için cereÂ&amp;shy;yan eden herşey, ona yapılacak telkinlerin hazırlığı ve yapılmış telkinlerin de temrinatından &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(2)&lt;/span&gt; ibaret bulunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ, Yüce Yaratıcıya iman ve sayÂ&amp;shy;gı; O'nu bize anlatan hakikat-erlerine hürÂ&amp;shy;met ve minnet; anneye, babaya iyilik; inÂ&amp;shy;sanlara sevgi ve alâka; vatan ve millete bağlılık, yuvanın, fasılasız üzerinde durması gereken şeylerdendir. Bunlar, çocuğun duygu ve düşünce atmosferini çepeçevre sarmalı; çocuk her lâhza bunları teneffüs etmeli ve aile fertleri de durmadan bunları solumalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hiçbir ders, yuvadan alınan bu samimi öğütler kadar tesirli olamaz. ElveÂ&amp;shy;rir ki, bu derste, hâl ve dil yanyana gelsin ve anlatılmak istenen şey gönülden ve deÂ&amp;shy;vamlı olsun. Evet, hangi ders, kainattaki baş döndürücü nizâm ve ahengi anlattıktan sonra, hayret içinde iki büklüm olmak kadar ona tesir edebilir? Ve hangi ders, YüÂ&amp;shy;ce Yaratıcının, çilekeş elçilerini anlattıktan sonra iki damla gözyaşı dökme kadar onun üzerinde silinmeyen iz bırakabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın çok konuşmayı; felsefe yapÂ&amp;shy;mayı ve esrarlı beyanları. Ne olmayı düşünüyorsanız; geliniz öyle olunuz! Ve çocukÂ&amp;shy;larınıza da öyle görününüz. Rica ederim; baÂ&amp;shy;na uzun uzun psikolojinin kanunlarından, pedagojiye ait prensiplerden bahis açmayıÂ&amp;shy;nız! Bana şu mevzuda müsbet bir şey söyÂ&amp;shy;leyebilir misiniz? Bir sorumluluk karşısınÂ&amp;shy;da hiç renginizin sarardığı ve kadrinizin büküldüğü oldu mu? Bir vazifede gösterdiÂ&amp;shy;ğiniz kusurdan Ötürü yemeden içmeden hiç iştihanızın kaçtığı oldu mu? Hayat ve saadetinizi ona borçlu bulunduğunuz, biricik sevgiliye vuslatı düşünüp de, bir kere olsun inlediniz mi? Kursağınıza giren gayr-i meşÂ&amp;shy;ru bir lokmadan dolayı, kaktüs yutmuş gibiıstırap çekip kıvrandınız mı? Bağrı kanayan bir insan gördüğünüzde âh edip sızladınızmı; sızlayıp da “Al! Bu para, bu elbise, buyiyecek senin olsun” diyebildiniz mi? MaÂ&amp;shy;kamda, mansıb da, dünya menfaatlerinde; hattâ manevî zevk ve fûyûz at hislerinde başkalarını nefsinize tercih edebildiniz mi? Mukaddes değerleriniz iç in şuhlarınızı her an fedaya hazır bulunduğunuzu, bir kaç defa çevrenizin ruhuna duyurabildiniz mi? Bunlardan başka, yuvanın semâsını, fenaÂ&amp;shy;lıklardan, inkâr ve ilhaddan temiz tutabilÂ&amp;shy;diniz mi? Evet, çocuğa karşı bu en çeÂ&amp;shy;tin imtihanı başarıyla verebildiniz mi? VeÂ&amp;shy;rebildi iseniz, artık uzun boylu yorulmanıÂ&amp;shy;za ihtiyaç kalmamış demektir. Yoksa naÂ&amp;shy;zarî bilgilerle onun ruhunu değiştirebileceÂ&amp;shy;ğinize inanmak oldukça zordur. Evet, bir kere daha hatırlanmalıdır ki; çocukta, inanç, ihlâs, safvet, derinlik ve hayalî, iffetÂ&amp;shy;li olma bekleniyorsa aile fertlerinin bu yüce mefhumlara karşı saygılı olmaları şarttır. Ve eğer onun, mukaddes mefhumlar uğÂ&amp;shy;runda hayatını hakir görmesi ve fedakârlık-da bulunması arzu ediliyorsa, ona, bu hususla verilecek misaller, tarihî üstûrelerden alınmamalıdır. Çocuk bu misallerini, sabah, akşam baş-ucunda soluklarını duyduğu kimselerden alabilmelidir. Aksine, kendisiÂ&amp;shy;ne anlatılan kahramanlıklara mukabil, etraÂ&amp;shy;fını saran nâsihler ruh ve karakter itibariyÂ&amp;shy;le hımbıl kimselerse bunlar çocuğun bakıÂ&amp;shy;şını bulandıracaktır. Böyle zıtlıklar içinde yetişen çocuk ise bir talihsiz ve buhranlara terkedilmiş bir zavallıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz da, yuvayla alâkalı, ehemÂ&amp;shy;miyetli gördüğümüz ikinci husus üzerinde duralım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci husus; anne, baba ve diğer büÂ&amp;shy;yüklerin, çocuklara karşı içten ve şefkatli davranmalarıdır. Aslında, anne ve babada şefkat ve “içtenlik” fıtratın gereğidir. Ne anne ve babayı şefkatten, ne de şefkati anÂ&amp;shy;ne ve babadan ayn mütalâa etmeye imkân yoktur. Ne var ki; bazı anne ve babalar, ya vekar ve ciddiyetin gereği sayarak veya çok fazla asabî ve hassas olduklarından, çocukÂ&amp;shy;larına karşı haşin ve sevimsiz davranırlar. Hemen belirtelim ki, vekar ve ciddiyet hiçÂ&amp;shy;bir zaman sertlik ve huşunete karıştırılmamalıdır. Birincisinde, insan sevimli, tesirli ve emniyet telkin edici olmasına mukabil; ikincisinde, sevimsiz, menfur ve çevresine karşı tesirsizdir. Bu itibarla, vekarlı ve cidÂ&amp;shy;dî bir insanın, söz ve davranışlarıyla çocuÂ&amp;shy;ğun kalbine girmesi ve ona hükmetmesi her zaman bahis mevzuu olsa bile, haşin ve huysuz kimseler için, bu asla söz-konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefkat, insanda fıtratın ve tabiatın nağmesidir. Büyük, küçük herkes ve herşey bu nağmeden müteessir ve müteheyyiçtir.&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(3)&lt;/span&gt; Şefkat, kâinatı çepeçevre ihata eden sonsuz (Rahmet) ile rezonans olmanın en beliğ dilidir. O olmadan, ne terbiye edenin, ne de terbiye edilenin insanlığa yükselmesi, katiyyen düşünülemez. Semalar ötesi yüce âlemlere seyahat da, ancak şefkatin yumuÂ&amp;shy;şak ve esrarlı kanaatleriyle kabildir. RahÂ&amp;shy;meti sonsuz, şefkat edenlere merhamet de bulunup huzuruna alacaktır. Binâenaleyh, “yeryüzündekilere (bilhassa masum yavruÂ&amp;shy;lara) merhamet ve şefkat edin ki, gök-ehli de size merhamet etsin” (h)” yaratıklara merhameti olmayana merhamet edilmez” (h) Ve, insanlığın İftihar Tablosu'nun çarpıcı beyanları içinde ' 'Büyüklerimize tazim ve küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir.” (h) Zaten kendi de, arkadaşları arasında, aile efradına ve bilhassa çocuklara karşı şefkatte, en ileri olarak tanınmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Badiyede, bir Demirci’nin yanında süt emmek üzere bulanan çocuğunun yanma kadar gidiyor; çocuğunu bağrına basıyor; öpüyor öpüyor sonra geriye dönüyordu. BüÂ&amp;shy;tün hayatı boyunca da bu yoldan ayrılmaÂ&amp;shy;dı; sevdi, sevildi. Çocukları kucakladı; bağÂ&amp;shy;rına bastı. Ve mızrabını her vuruşta ruhuÂ&amp;shy;muza, hayata ait bir nağme duyurdu. Evet, böyle yapıyordu; çünkü yaptıkları fıtratın gereğiydi. Yaratan, onları Öpmek, koklamak ve yollarında acılara, sıkıntılara katlanmak için yaratmıştı. Evet, “Mal ve evlat dünyâ hayatının süsü ve zineti.”(k)” “Mallarınız ve evlatlarınız, sizin için imÂ&amp;shy;tihan vesilesidir.” (k) :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, daha sonraki dönemlerde, çoÂ&amp;shy;cuklardan birşey istemenin en makul yoÂ&amp;shy;lu da budur. Bağrındaki sevgi ve şefkati bir çağlayan gibi onların gönüllerine bağlayaÂ&amp;shy;cak; sonra da ruhunun ilhamlarını onlara duyurmağa çalışacaksın. Sözlerindeki tatlıÂ&amp;shy;lık, şerbet gibi derunlarına doğru akacak, dolu dolu bakışların onların gönüllerini kanatlandıracaktır. Umumî atmosferiyle bu kadar safileşen, bu kadar berraklaşan bir hanede, anne ve babanın dudağındaki nağÂ&amp;shy;me ne temiz; yavrunun ruhundaki beste ne derindir!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak diyebiliriz ki, bir heyet-i içtimaide şefkat, kinleri, öfkeleri eriten ve yok eden esrarlı bir iksir &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(4)&lt;/span&gt; olduğu gibi, aile fertlerini de birbirine sımsıkı bağlayan kopmaz bir iptir. Ve aynı zamanda çoÂ&amp;shy;cukların gönlüne girmenin de hemen hemen tek vesilesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaenaleyh, bu kuvvetli vesileye sımÂ&amp;shy;sıkı sarılan, en sarp tepeleri aşabilir; en onulmaz dertlerin Lokman'ı olabilir. Evet, şefkat ve merhamet, sırlı bir anahtardır. Ve bu anahtarın açamayacağı ve hükmünü geçiremeyeceği bir gönül de yoktur. Hele bu gönül masum yavruların gönlü ise..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususun bir diğer yönü de, çocukÂ&amp;shy;larla haşır-neşir olmayı teşkil eder ki, biz onu, önümüzdeki bölümde ele almayı düşüÂ&amp;shy;nüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;____________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Gayya : içine düşenin kolay kolay kurtulaÂ&amp;shy;mayacağı korkunç yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2) Temrinat : Temrinin çoğulu. Temrin: AlışÂ&amp;shy;tırma, tekrarlatarak çalıştırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(3) Müteheyyic : Heyecanlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(4) İksir : Çok tesirli, her derde deva sayılan mevhum cisim. Madenleri altına çevireceği zannedilen farazî madde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-994586281969788519?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/994586281969788519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=994586281969788519&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/994586281969788519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/994586281969788519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/genclikgencligin-problemleri.html' title='Gençlik:Gençliğin Problemleri'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5225795349760905762</id><published>2011-02-06T13:34:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T13:34:41.720+02:00</updated><title type='text'>Gençliğin Problemlerine Doğru: Yuvanın Teşekkülü</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki bahisle, neslin yetiştirilmesi hususunda, aile, mektep ve topluma düşen vazifelere temas etmiş ve kısaca bu müesseselerin vazife ve mükellefiyetlerini belirtmiştik. Mevzuu bağlarken de nesilÂ&amp;shy;lerin yetiş dirilmesin de, kendisine en çok sorumluluk düşen (yuva)yı ele alacağımızı söz vermiş ve öyle belirtmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuva, insanoğluyla beraber varolmuş, çok eski; fakat hiçbir zaman eskimemiş bir müessesedir. Tarih boyunca yer yer sert darbelere maruz kalmış, hatta tasfiyeye taÂ&amp;shy;bi tutulduğu anlar olmuş, ama o, her deÂ&amp;shy;fasında kendisini yıkmak isteyen ellerden kurtulmuş ve başındaki gailelerden sıyrıÂ&amp;shy;larak varlığını devam ettirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hikmet elinin, fıtratın sinesine yerleştirdiği yuvayı, ne Isparta’nın vahşi ceberûtu, ne de asr-ı hâzırın (1) iptidaî diktatörlükleri yerinden söküp atamamış ve onu beşer hayatından uzaklaştıramamıştır. Nasıl uzaklaştırabilirdi ki, kâinatı şiirimsi bir nizam içinde vaz’ eden Yüce YaraÂ&amp;shy;tıcı yuvayı, bu umumî nizamın ehemmiyetÂ&amp;shy;li bir parçası olarak tabiat kitabının bağrıÂ&amp;shy;na yerleştirmiş ve âlem-şumul ahengin itici ve çekici kuvvetleriyle onu sıkı sıkıya bağlamış dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlı varlıklar arasında -belli bir döÂ&amp;shy;nem için dahi olsa- yuva kurmayan ve kenÂ&amp;shy;di nezaretinde yavrularının yetişmesine vaÂ&amp;shy;sat hazırlamayan bir canlı yok gibidir. KuşÂ&amp;shy;lar binbir zorluklan göğüsleyerek yuva kuÂ&amp;shy;rarlar, karıncalar durup dinlenme bilmeden yerin derinliklerine delikler açar dururlar. Dağda taşta gezen bütün vahşiler, inleri ve kovukları mesken edinerek başlarını soÂ&amp;shy;karlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her canlı kendi fıtratı sınırlan içinde başım sokup barınacağı bir yuva ve yavruÂ&amp;shy;larını uçuracağı âna kadar onları görüp göÂ&amp;shy;zeteceği bir mesken tesisine çalışır ve bu hususta insan aklına durgunluk verecek şeÂ&amp;shy;kilde titizlik ve gayret gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesine çok sıhhatli, alabildiğine sağlam ve fıtrat kaideleri üzerine oturtulan yuva, insanoğluyla bütün bütün ehemmiyet kazanmış ve onun hayatının ‘ lâzım-ı gayr-ı müfârık-ı” (2)” haline gelmiştir. Bu itibarla insanı yuvadan ayırmak, insanlık-dan uzaklaştırmak kadar ters ve tabiat-dan tecrid etmek gibi de gayr-ı mantıkîdir. İnsanın insanlığı yuva ile tamamlanır, yuÂ&amp;shy;va ile kemale erer ve yuva ile devamlılık kaÂ&amp;shy;zanır. Buna binaen, yuvanın ağırlığı ile oynama ve onu örseleme, insanlık hakikatine dokunma ve onu hafife alma demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, meşru çizgide kurulan her yuva, maddî ma’nevî kemâlat ve faziletin vesiÂ&amp;shy;lesi olmuştur. Onun bozulması veya meşÂ&amp;shy;ruiyet çizgisinden sapması ise, milletlerin ve hatta insanlığın yıkılışını netice vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gayr-ı meşru yuvacıkların, millî zemini delik deşik edip, millet ağacını içten içe çürüttüğü günümüzde, bu vadide söyleneÂ&amp;shy;cek her sözü “malûmu ilâm” (3) kabilinden sayarak, mülâhazamızın tafsilâtını okuyuÂ&amp;shy;cunun iz’ânına havale edip, yuvanın kuruÂ&amp;shy;luş keyfiyetine geçmek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk beşerî yuva, insanoğlundan bir çift ile meydana gelmiştir. Daha sonra da aynı şekilde tabiatını koruyarak devam etmiştir. Ne var ki ilk yuva, Yaratıcının hikmet eliyle kurulduğu için, onda, ızdırab ve sıÂ&amp;shy;kıntılar gelip geçici, huzur ve emniyet ise sürekli ve kalıcı olmuştur. Eğer insanlar ilk yuvadaki esas ve şartlara riâyet edebilÂ&amp;shy;selerdi, nesiller bozulmayacak ve insanlık da bugün olduğu gibi sefilleşmeyecekti.İnsanlık, yuvanın bozulmasıyla bozuldu. Ve eğer yeniden, topyekûn beşerin huzur ve emniyete ermesi düşünülüyorsa, mutlaka sıhhatli yuvaların kurulmasına gidilmelidir. Zira sıhhatli bir yuva, huzur ve emniyeti temin eden en kudsî bir müessese ve içtiÂ&amp;shy;maînin de mühim bir kaidesidir. Aksine, iyi kurulmayan bir yuva, huzur ve emniyet vadetmediği gibi, yetişen nesiller için de bir han ve otelden ibarettir. Bütün hayatlaÂ&amp;shy;rını böyle bir otelin soğuk duvarları arasınÂ&amp;shy;da geçiren çiftler talihsiz, yetişen yavrular da sahipsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuvada huzur ve emniyetin birinci şarÂ&amp;shy;ta, eşler arasındaki uyumdur. Duygu, düÂ&amp;shy;şünce, ahlâk ve inançta uyum.. Buna göre, yuva kurmaya teşebbüs eden her ferd, evÂ&amp;shy;vela duygu, düşünce ve ahlakta kendisiyle imtizaç edebileceği birisini araştırma mecÂ&amp;shy;buriyetindedir. Aksine, tasavvurdan düşünÂ&amp;shy;ceye, düşünceden ahlâka kadar her şeyiyle irdeneceği bir arkadaşla hayatını geçirme mecburiyetinde kalacaktır ki, böyle bir duÂ&amp;shy;rum çiftler için bütün bir hayat boyu saÂ&amp;shy;dece ısdırab kaynağı olacaktır. Eşlerin birÂ&amp;shy;birine zıd olduğu bir yuvada fevkalâdeden bir imtizaç ve câzibe-i kudsiye ile arzu ediÂ&amp;shy;len çizgiye gelme olmazsa- taraflar kendileÂ&amp;shy;rine zıd düşüncelerin altında ezilecek ve hep yuvadan uzak kalmayı düşüneceklerÂ&amp;shy;dir. Hatta, bir arada bulundukları zamanÂ&amp;shy;larda dahi, duygularıyla düşünceleriyle, birbirlerinden uzak ve hanenin dışında yaÂ&amp;shy;şayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ve babanın aynı elektrik yüklü zerreler gibi, birbirini ittiği ve birbirinden uzak durduğu, bir aile yapısı içinde yetiÂ&amp;shy;şecek çocukların durumu ise, hep den yüÂ&amp;shy;rekler acısıdır. Çocukların duygulu ve sayÂ&amp;shy;gılı, aynı zamanda içinde bulundukları topÂ&amp;shy;lum için iyi birer rükün olmaya hazırlanÂ&amp;shy;maları, ancak fevkalâde imtizaç etmiş bir ailenin yumuşak ve sevgi dolu atmosferinÂ&amp;shy;de kabil olacaktır. Yoksa onların tertemiz duygu ve düşünce dünyaları üzerine, hergün bir tortu gibi gelip çöken anne babanın huysuzluğu ve imtizaçsızlığı, bir ölçüde onları da huysuz ve’ saygısız kalacaktır ki, bu da çocukların, bütün bir hayat boyu, her sıkıntıda, kendilerine müracaat edeÂ&amp;shy;cekleri, daimi rehberlerine karşı itimatlaÂ&amp;shy;rının, olumsuz şekilde sarsılması demektir. Şuurları böylesine kirlenmiş ve bulanık şeylerin baskısı altında gelişen yavruların, topluma yararlı birer uzuv olmaları ise şüpÂ&amp;shy;heli ve düşündürücüdür. Hatta değil yararlı olmaları, ciddî bir fikri operasyona ve arınÂ&amp;shy;dırılmaya tabî tutulmazlarsa, içinde yaşadıkları toplum için, büyük zararlara sebep olmaları da muhtemeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmî istatistikler, cürüm işleyen ve ondan zevk alan çocukların büyük bir kısÂ&amp;shy;mının, (aile huzursuzluğu) kurbanları araÂ&amp;shy;sından çıktığını göstermektedir ki; meseleÂ&amp;shy;miz bakımından oldukça manidardır. Bir de buna, toplum içindeki itici ve çekici güçler ilave edilecek olursa, o zaman nesilÂ&amp;shy;lerin azgınlığına değil de, istikamet ve düÂ&amp;shy;rüstlüğüne şaşılmalıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzdivaçta, üzerinde durulması gerekli olan hususlardan biri de, verasetle (4) alaÂ&amp;shy;kalıdır. Dünden bugüne üzerinde hassasiyetÂ&amp;shy;le durulan bu mesele bilhassa günümüzde bir hayli kuvvet kazanmış gibi görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veraset, çocuğun bağlı bulunduğu soy-ağacının, uzak ve yakın köklerinden birinin, taşıdığı iyi veya kötü huylardan bazılarının, çocuğa intikal etmesidir ki; bir hayli ilim adamının kanaatleri bu merÂ&amp;shy;kezdedir ve Mendel’in çalışmaları da buÂ&amp;shy;nu te’yît ve isbat eder mâhiyette olmuştur. Hele alkol ve emsali uyuşturucu şeyler üzerindeki çalışmalar, anne ve babadaki iç-deformasyonun, ruh ve karakter bozuklukÂ&amp;shy;larının, kat’iyetle çocuğa geçebileceğini orÂ&amp;shy;taya koyduktan sonra, artık bu meseleye bir “kaziyye-i muhkeme” (5) nazarıyla baÂ&amp;shy;kabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu demektir ki, iyi bir izdivaç, ferdin şahsî ve içtimaî hayatında yapıcı ve yükÂ&amp;shy;seltici bir unsur olmasına karşılık, düşünülÂ&amp;shy;meden yapılan kötü bir izdivaç, hem aile, hem o aileden meydana gelecek çocuklar ve hem de toplum için talihsizliktir. Yani, maddî ve ma’nevî sıhhata ermiş biriyle izÂ&amp;shy;divaç, iyi nesillere doğru olmanın ilk şartı sayıldığı gibi, aynı zamanda ferdin kendi toplumuna karşı da mükellefiyetini idrak etmesi demektir. Bu itibarladır ki, en üsÂ&amp;shy;tün beyan içinde; “nutfe”nin (6) nereye konulacağı hususu üzerinde hassasiyetle duÂ&amp;shy;rulmuş ve bu mevzuda yapılacak seçimin, hayatî ehemmiyet arz ettiğine dikkat çekilmiştir. Sözün özü; mevzu bir tohum ve tarÂ&amp;shy;la temsiliyle ele alınmakta, sıhhatli nesiller, bu iki unsurun uyumuna, kusursuzluğuna ve “kuvve-i inbâtiye”sine (7) bağlanmaktaÂ&amp;shy;dır. Tohum sıhhatli, atıldığı yer de nezihse, “şart-ı âdî” (8) olarak sebebler tamam ve fiilî dua yerine getirilmiş demektir. Bunun aksi ise, bataklığa yulaf ekip buğday bekÂ&amp;shy;leme gibi bir ham-hayâllik demektir ki; bir kuruntu ve aldatmaca olduğunda asla şüphe yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hulâsa olarak diyebiliriz ki; iyi nesilleÂ&amp;shy;re doğru atılan ilk adım, yuva ile başlar. Yuva, fıtratın, akim ve iz’ânın gerekleri isÂ&amp;shy;tikametinde kurulur. Ve eşler, ruh, düşünÂ&amp;shy;ce, anlayış ve ahlâk da uyum içinde olurÂ&amp;shy;larsa, hâne bir cennet köşesi, içindekiler de ebedî huzur ve saadete namzet talihliler olurlar. Aksine yuva, inanç, düşünce ve anlayıştaki imtizaç nazar-ı itibara alınmaÂ&amp;shy;dan hissîlik üzerine kurulursa, o hâne, huyÂ&amp;shy;suzlukların, huzursuzlukların kaynaştığı bir han ve gulyâbanilerin (9) cevelangâhı bir “şeytanlar şatosuna” dönecektir ki, böyle uğursuz bir yuvada, yetişecek nesillerin, Faust’un talihsizliği içinde yıkıÂ&amp;shy;lıp gideceklerinde, kimsenin şüphesi olmaÂ&amp;shy;malıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, şunu da hemen arz edeyim ki; yuva ne kadar aklî, mantıkî esaslar üzeriÂ&amp;shy;ne kurulmuş ve mükemmel de olsa, yine de herşey demek değildir. Belki yuva gibi böyÂ&amp;shy;le bir ilk şarta, şiddetli ihtiyaç vardır ama bundan sonra yapılması gerekli daha pek çok vazife bulunmaktadır ki, bu vazifelerin bütünü yerine getirildiği zaman, bir hizmet yapılmış olacaktır. Bu vazifeler, çocuğun dünyaya gelmesiyle başlar ve gençlik döneÂ&amp;shy;minin nihayetine kadar da devam eder. Vakıa, insan hayatında, olgunluk ve yaşlılık gibi dönemler de vardır, ama; bizi daha çok ilgilendiren onun çocukluk ve gençlik devÂ&amp;shy;releridir. İhtiyarlık ve olgunluk devresini idrak eden insanlar, değişme ve şekillenme dönemini çok gerilerde bıraktıkları için gönüllerinden gelenin dışında, arzularının hilafına olarak- onlara birşeyler anlatmak ve ruhlarını yenilemek mümkün değildir. Bu itibarla, biz de sadece, çocukluk ve gençlik devreleri üzerinde durmak istiyoÂ&amp;shy;ruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu devrede insan, çevreden alaÂ&amp;shy;cağı şeylerle iç şekillenmeye girer. Bu devÂ&amp;shy;rede ak’ı karadan tefrik eder ve yine ancak bu devrede ta’lim ve terbiye kendisi için faideli olur. Büyük bir ölçüde, bütün kazanÂ&amp;shy;ma ve kaybetmeler hep bu devrede başlar. İnsanlık için (altın dönem)sayılan bu devre, aynı zamanda, insanın melekleşmeye ve içtimaîleşmeye yönelebileceği tek devredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, çocuk daha dünyaya ilk gelir gelmez, onu insanlaştırma ve melekleştirme istikametinde hemen harekete geÂ&amp;shy;çilerek, kudsî ölçülerimiz içinde bütün meÂ&amp;shy;rasimler icra edilmeli ve Yüce Yaratıcıya ısmarlanmaktadır. Evet, onun kulağına okunaÂ&amp;shy;cak bir ezan ve kamet, yüce âlemlerden ruÂ&amp;shy;huna üflenmiş melek solukları gibi, onu varÂ&amp;shy;lığa ve diri kalmağa çağıran ilk mesajlar olacaktır. Bu ilk ilham ve fısıltı, o çok aciz yavruyu en hakîm ve nafiz bir iradeye teslim etme demektir ki; bu husus hiçbir zaman küçümsenmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğa güzel bir isim konması ve bu ismin bilhassa, hayatları kahramanlık destanlarıyla dolu, müstesna kimselerin isimleÂ&amp;shy;ri arasından seçilmesi, o yavrunun geleceği adına yine küçümsenmeyecek şeylerdendir. Çocuk, adını aldığı zât hakkında kendisine verilen küçük bir malumatla, onu daima başının üstünde hissedecek ve ilk devrelerde belki şuuruna varmadan, fakat sonraları büÂ&amp;shy;tün samimiyetiyle ona benzemek için çırÂ&amp;shy;pınıp duracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, bu ismin, toplum tarafından kendisine ehemmiyet atfedilen bir şahıs taÂ&amp;shy;rafından konması da çok mühimdir. Çok defa “senin ismini falan zat koymuştur.” sözü karşısında, gencin vicdanının uyandığı ve kendinde bir iç-toparlanma meydana geldiği göze çarpmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da hemen arz edeyim ki; ezan, kamet ve isim koyma gibi bu ilk vazifeleÂ&amp;shy;ri, bir kısım aceleci kimseler yadırgayıp haÂ&amp;shy;fife almamalıdırlar. Bunlar, çocuğa karşı yapılması gerekli yüzlerce mükellefiyetten sadece bir iki tanesidir. Ve yine bunlar, doğrudan doğruya çocuğun, kalb ve ruhuÂ&amp;shy;nu hedef alan ve neticede de yüce meşîete (10) ısmarlamayı ifade eden bir iç te’minattır. Yoksa, mes’ullerin vazifeleri bunlarÂ&amp;shy;dan ibaret demek değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bu ilk devrede, çocuğun zihnine yerleşen şeylerin, bütün bir hayat boyu, onun, şuurunu baskı altında bulunduraÂ&amp;shy;cağını düşünerek onunla geçirilen dakikaÂ&amp;shy;larda, ebeveynin tavır ve davranışları da çok mühimdir. Bu ilk tefahhus (11) ve teÂ&amp;shy;cessüs döneminde anne ve babanın hareÂ&amp;shy;ketleri onun şuuruna öylesine yerleşir ki, daha sonraki dönemlerde çocuk, çok defa bunların te’sirinden kurtulamayarak, ebeÂ&amp;shy;veynini bu şuuraltıların baskısı altında dinler ve onların baskısı altında değerlendiÂ&amp;shy;rir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne, baba onun nazarında, mürâî, deÂ&amp;shy;diklerini yapmayan; yalan söyleyen; başkaÂ&amp;shy;larını aldatan-, iyilik bilmeyen, başkalarına zulümden sakınmayan ve ebeveyn olma vakar ve ciddiyetinden mahrum bir kısım sefil varlıklar olarak iz bırakmış ve yer etÂ&amp;shy;mişse, bir daha onlardan müsbet şeyler kapması oldukça zor, hatta imkansızdır. Hele, onun gözü önünde, bilfiil fenalık yaÂ&amp;shy;pılıyor ve hatta ona da yap tınlıyorsa, o anÂ&amp;shy;ne baba bütün bütün kendilerine karşı güÂ&amp;shy;ven ve itimadı sarsmış ve ileride vermeyi planladıkları şeylerin önünü tıkamışlar deektir. Bu ise çocuğun, ilk terbiye ocağı olan yuvadan hiçbir şey almadan, eli boş olarak ayrılmasını netice verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaenaleyh, anne baba, sonsuz şefkatÂ&amp;shy;lerinin yanı başında, terbiyesiyle mükellef bulundukları çocuğun bu durumlarını da düşünerek, rollerini çok iyi oynama mecbuÂ&amp;shy;riyetindedirler. Aynı zamanda oynayacakÂ&amp;shy;ları rollerini alabildiğine yürekten ve bir ibadet neşvesi içinde oynamalıdırlar. Vâkıa, burada ne rol ne de oyun yoktur ama yine de “dîk-i elfaz” (12) yüzünden bu tabirlere baş vuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların ötesinde, Kafdağı dan ağır en büyük iş ise, çocuğun fizikî gelişÂ&amp;shy;mesine muhâzî olarak değişen bakış zaviÂ&amp;shy;yelerine karşı tespitlerin isabetli yapılması ve ona göre de tavır ve vaziyet ayarlamalarıÂ&amp;shy;na gidilmesidir. Nasıl ki, yavrunun fizyoloÂ&amp;shy;jik gelişmesi merhalelerinde, hekim tavsiyeÂ&amp;shy;sine göre belli rejimler vazedilerek mama ayarlamaları yapılıyor; öyle de onun kalÂ&amp;shy;ben ve ruhen gelişmesi nazara alınarak, veÂ&amp;shy;rilecek şeylerin cins ve miktarlarına titizÂ&amp;shy;lik gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir devrede o, göz ve kulak yoluyla aldığı şeylerle besleniyorsa, o devrede, bu iki menfezden kalbine ve ruhuna giren şeyÂ&amp;shy;lere dikkat edilmelidir. Bir başka devrede, daha başka alıcılarıyla değişik tecessüsler peşinde ise,-bu defada, o zaviyeden verilÂ&amp;shy;mesi gerekli olan şeylerle imdadına koşulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölüm, daha çok temyiz dönemi ve sonrasını ilgilendirdiğinden, yerinde ele alınmasının daha uygun olacağı mülâhazasıyla burada kesiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(1) Asr-ı hâzıir : Asrımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2) Lâzım-ı gayr-ı müfârık : Ayrılması mümkün olmayan. Mutlaka lâzım olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(3) Malumu îlâm : Bilineni bildirme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(4) Verâset : Kalıtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(5) Kazıyye-i muhkeme : Tam, sağlam hüküm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(6) Nutfe : Meni. Aynı cinsten hücrelerin birleşÂ&amp;shy;mesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(7) Kuvve-i inbâtiye : Bitiren, yeşerten kuvvet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(8) Şart-ı âdî : Normal olarak şart olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(9) Gulyabânî : İnsanı felakete attığına itlkad edilen vahşi bir mahlûk ismi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(l0) Meşîet : İrade. Dilemek. Arzu. İstek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(11) Tefahhus : Birşeyin, bir meselenin içyüzünü dikkatle araştırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(12) Dîk-i elfaz : Lafızların darlığı, ifade güçlüğü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3547006937830370627-5225795349760905762?l=ismailyavas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ismailyavas.blogspot.com/feeds/5225795349760905762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3547006937830370627&amp;postID=5225795349760905762&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5225795349760905762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3547006937830370627/posts/default/5225795349760905762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ismailyavas.blogspot.com/2011/02/gencligin-problemlerine-dogru-yuvann.html' title='Gençliğin Problemlerine Doğru: Yuvanın Teşekkülü'/><author><name>İsmail Yavaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06835072843936528372</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_byYK7ovzVb4/R3mffQv_kuI/AAAAAAAAAAM/ApKo0muokVk/S220/DSC00242.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3547006937830370627.post-5617233688945608007</id><published>2011-02-06T13:33:00.001+02:00</published><updated>2011-02-06T13:33:45.348+02:00</updated><title type='text'>Gençliğin Problemlerine Doğru: Yuva</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="22" width="90%"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;B. Ramiz GÜLEN &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="10%"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki bölümde temas edildiği gibi, dış saiklerin te’sirinde, hergün biraz daha azgınlaşan nesil, kendisini şekillenÂ&amp;shy;direcek müesseselerden, akvaryum balıklaÂ&amp;shy;rının gördüğü alâka kadar dahî alâka görÂ&amp;shy;mediler. Ailenin vefasızlığı, çevrenin kirliÂ&amp;shy;liği, mektebin alâkasızlık ve merhametsizliÂ&amp;shy;ği onu, ruhunu törpüleyip hadiselerin korÂ&amp;shy;kunç akışı içine itiverdi. Böylece o en kıymetli cevher en-pest madde seviyesine indirilmiş oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan böyle, onun iyilik ve fazileÂ&amp;shy;tine vesile sayabileceğimiz bütün ruhî melekeleri ve bedenî kabiliyetleri artık şerÂ&amp;shy;rin ve şerlinin aleti olarak tahrib hisabına işleyecekti. Astında bu kadar kalbî ve ruhî iltihaplanmaya mâruz kaldıktan sonra, başka türlü olması da düşünülemezdi. Şimdi o, daha çok karnavalı hatırlatan karÂ&amp;shy;makarışık haliyle, nefsinin hezeyanlarını canlandıran sefil bir aktördür. Ne acıdır ki, bu acayip komediye sebebiyet veren yuva, toplum, mektep, henüz ona, nasıl bir kötüÂ&amp;shy;lük yaptıklarının farkında bile değillerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu müesseselere, bir tohum bîr çekirÂ&amp;shy;dek halinde kendilerine tevdi edilen bu tapÂ&amp;shy;taze filizlere karşı, terbiye edici ve yetiştirici ciddi hiçbir gayretleri olmamıştır. Oysaki insanın insan olması, onun nev’ine has ve onun için faideli bir kısım istidatÂ&amp;shy;ları işlettirmek, yine onun ruhî melekeleÂ&amp;shy;rini topluma yararlı olacak istikamette geliştirmek ve nihayet onun umûmî muvazeÂ&amp;shy;neyi bozucu davranışlarına karşı, ciddî tavırlar alarak, muhtemel taşkınlıklarım önÂ&amp;shy;ceden sezmek ve önlemek yuvanın, topluÂ&amp;shy;mun ve mektebin en birinci vazifeleri cümlesindendir. Bu vazifeleri eda etmeyen yuÂ&amp;shy;va merhametsiz, toplum zalim, mektep de gaddardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka varlıklar için “söz konusu” olÂ&amp;shy;masa bile, insanoğlunun şekillendirilmesi ve istenen keyfiyeti kazanması için bu kaÂ&amp;shy;bil bir müdahale şarttır. Binaenaleyh, talim ve terbiye istikametinde başvurulaÂ&amp;shy;cak böyle haricî bir müdahale olmadan, mükemmel nesillerden söz etmeye de imkân yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu müdahale, yuvadan başlamak suÂ&amp;shy;retiyle bütün bir hayat mektebinde, çocuÂ&amp;shy;ğun kendini bulmasına, ruhuyla bütünleşÂ&amp;shy;mesine ve içtimaî bir hüviyet kazanarak topluma yararlı bir uzuv haline gelmesine veya (Çiçeron)un ifadesiyle “insanlığa yükÂ&amp;shy;selmesine” vesile olacak tek-yoldur. Ve yiÂ&amp;shy;ne bu müdahale sayesinde çocuk, geçmişe ait bütün malumat birikimlerinden istifaÂ&amp;shy;de etme imkânını bularak, kendi insanına has çizgide ve kendi kültürünün tesirinde iyi bir terkibci olma mutluluğuna erecektir. Aksi halde insanı, insan kılma istikaÂ&amp;shy;metinde hiçbir müdahale ve hareketin olÂ&amp;shy;madığı yerde, insandan bahsetmek de imkânsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü insan, sair varlıklardan farklı olarak, böyle bir müdahaleyi davetle dünÂ&amp;shy;yaya gelir. O, bu garip seferinde, alabildiÂ&amp;shy;ğine âciz, alabildiğine muhtaç ve herşeyi dıştan bekleyen eli kolu bağlı bir zavallıÂ&amp;shy;dır. Oysaki, “hayvan dünyaya geldiği vakit, adeta başka bîr âlemde tekemmül etmiş giÂ&amp;shy;bi, istidadına göre gelir, yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda bütün şerâit-i hayatiyesini (1) ve kainatla olan münasebetini ve hayat kanunlarını öğrenir meleke sahibi olur. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi (2) serçe ve arı gibi bir hayvan yirmi günde tahsil eder; daha doğrusu ona ilham olunur. Demek, hayvanın vazife-i asliyesi (3) teallüm (öğrenmek suretiyle) tekemmül etmek değildir. Ve marifet kesbetmekle terakki etmek değildir. Ve acÂ&amp;shy;zini göstermek ve medet istemek, dua etÂ&amp;shy;mek de değildir. Bilakis onun vazifesi, istidadına göre amel etmek ve ubudiyet-i fiiliyedir. (4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ise, dünyaya gelişinde herşeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına karşı cahil, hatta yirmi senede şerait-i hayatiyeyi öğrenemiyor; belki ömrünün sonuÂ&amp;shy;na kadar.. Hem gayet aciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderiliyor; bir iki senede ancak ayağa kalkabiliyor ve onbeş senede ancak zarar ve menfaatini fark edebiliyor ve hayat-ı beşeriyenin yardımıyla menfaatlerini celp ve zararlardan sakınabiliyor...(r)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, en temiz bir fıtratla, bu muvakkat misafirhaneye gelen insanın vaziÂ&amp;shy;fesi, yüce âlemlerde ikâmete ehliyetini is-bat etmek için, düşüncede, tasavvurda ve akidede istikamet ve duruluğa ermek; kulÂ&amp;shy;luk mükellefiyetlerini yerine getirerek, kalb ve ruhu işlettirmek ve binbir esrar ve bilÂ&amp;shy;mecenin kol gezdiği (ledün)le kucaklaşmak ve varlığın sırrını kavramaktan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ağır vazifenin birinci derecede soÂ&amp;shy;rumlusu yuvadır. Sağlıklı bir neslin yetişdirilmesinde, mutlaka yuvaya ihtiyaç olduÂ&amp;shy;ğu gibi, içtimai yapının sıhhatle devam etÂ&amp;shy;mesi için de, behemehal yuva ve aile şarttır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektep ve çevrenin insana vereceği şey ne kadar büyük olursa olsun, muvakÂ&amp;shy;kat ve geçicidir. Aile ise, bütün bir hayat boyu çocuğu, insanî melekelerle donatÂ&amp;shy;makla mükelleftir. Bu mükellefiyet doğumÂ&amp;shy;la başlar; vefat edinceye kadar da devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektep öncesi mesuliyet, bütünüyle yuvaya ait olduğu gibi, mektep dönemi ve ondan sonraki devrelerde de bu mesuliye en ufak bir azalma göstermeksizin artmakÂ&amp;shy;tadır. Zira, evin içindeki kontrol vazifesiÂ&amp;shy;ne, sokak, oyun yeri ve yeni arkadaşların yanındaki durumu da eklenerek, geniş bir murakabe sahası meydana gelmektedir. Adeta, çocuğun hareket sahasının genişleÂ&amp;shy;mesiyle, aile mesuliyeti, mebsûten-mütenasip (doğru orantılı) dır. Önceleri, sadece evde ve bahçede, oyun ve oyuncakları içinÂ&amp;shy;de, basitçe görüp gözetmeye karşılık, daha sonraki dönemlerde ise, gezdiği her yerde, edindiği arkadaşlar içinde, okuduğu kitapların cümle ve paragrafları arasında, kontrol edilmesi zarureti vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakımdan hayatın her döneminÂ&amp;shy;de, yuvanın mesuliyeti, sürüsünü hassasiÂ&amp;shy;yetle takip eden vefalı ve vazifeşinas bir çobanın durumuna benzer. Çoban koyunÂ&amp;shy;larına iyi meralar aradığı ve onları tehlikeÂ&amp;shy;lerden koruduğu nisbette vazifesini yapmış sayılacağı gibi yuva da, çocuklarını görüp gözettiği nisbette onlara sahip çıkmış sayılacaktır. Aksine, bu mevzudaki her kusuruyla da, onları ateşlere atmış olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaenaleyh her aile reisi ve derecesiÂ&amp;shy;ne göre bu vazife ile sorumlu diğer mükelÂ&amp;shy;lefler “birer çoban ve güddüklerinden meÂ&amp;shy;suldürler.” Bu mesuliyet, kendilerini ve aile fertlerini, “Yakıtı taşlar ve insanlar olan ateşten koruma” mesuliyetidir. Ve bu meÂ&amp;shy;suliyet, onları yönlendirme, şekillendirme ve topluma zararsız birer rükün haline geÂ&amp;shy;tirme ve öteler ötesinde de ebedi huzura namzet kılma mesûliyetidir. Böyle Evet idrak ise, evlat imtihan ve ihtilasını arızasız atlatarak, bu büyük emanetin alÂ&amp;shy;tından sıyrılıp çıkmak demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerinde, cihadın bile önüne geçen bu ağır mükellefiyet. İnsanın, insanlığa vazifeÂ&amp;shy;leri arasında daima birinci sırayı tutmaktaÂ&amp;shy;dır. Cihada giden birisinin, çocuklarına baÂ&amp;shy;kacak bir mürebbisi bulamağı için cihada değil de onların yanına dönmesi emri verilmişti. Aslında çocukların talim ve terbiÂ&amp;shy;yesi de bir cihad, belki de iç bünyenin sıhhatine matuf olması itibarîyle cîhadların en büyüğüdür. Bu çok ciddi ve hayât? mevÂ&amp;shy;zu’ etrafında, bir sürü şey yazılmış ve söylenmiştir. Biz bu faslı kaparken, en temiz ağızdan çocuklarla alakalı bir kaç tavsiye dinleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çocuklarınıza ikramda bulununuz, yani terbiyelerini güzel yapınız... (h) “Ölümden sonra, geride bırakılanların en hayırlısı, iç terbiye görmüş evlatlardır.”(h) “Babanın evladına en güzel armağanı, edebdir.”(h)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, çocuğa karşı terbiyede ilk mesul ve onu yükseltip, topluma mal etmekle sorumlu yuvanın mükellefiyetlerini ve bu mükellefiyetlerin, yerine getiriliş keyÂ&amp;shy;fiyet ve yollarını izah etmeye 
